YÖK, Tercih Yapacak Adaylara Vakıf Üniversitelerini ‘Açıyor’
14 Temmuz 2010 admin
Kategori: Kpss-memur-atama
YÖK, üniversite tercihi yapacak adayların ‘bilinçli tercihte bulunmalarını sağlamak’ için, vakıf üniversitelerinin öğretim üyelerine ilişkin bilgileri internet sitesinden yayımlayacak.
YÖK Başkanvekili Prof. Dr. Yekta Saraç, AA muhabirine yaptığı açıklamada, tercih yapmaya hazırlanan adaylara yardımcı olmak amacıyla bu yıldan itibaren yeni bir uygulama başlatacaklarını bildirdi.
Üniversiteye giriş sınavı olan Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sonuçlarının yarın açıklanacağını anımsatan Saraç, ‘Öğrencilerin daha sağlıklı tercih yapabilmelerini imkan sağlamak için ilk defa bu sene vakıf üniversitelerindeki kadrolu öğretim üyelerini kamuoyuna açıklıyoruz’ dedi.
Bunun, vakıf üniversitelerindeki programların öğretim elemanı açısından ne durumda bulunduğunu ortaya koyacağını ve rekabete de teşvik edeceğini söyleyen Saraç, öğrencilerin tercihlerini yaparken bu durumu da göz önüne almalarının önem taşıdığını ifade etti.
Vakıf üniversitelerinde görev yapan öğretim elemanlarının bir kısmının sözleşmeli veya ücretli çalıştığını, ancak kadrolu olmasının önemli olduğunu vurgulayan Saraç, internetten vakıf üniversitelerinin kadrolu öğretim elemanlarının programlara göre uzmanlık alanlarının yayımlanacağını kaydetti.
Saraç, şöyle konuştu:
‘ Adaylar, öğretim elemanlarının üniversitelerini, fakültelerini, bölümlerini ve uzmanlık alanlarını görebilecekler. Bölüm bazında öğretim elemanı sayılarının dağılımı görülebilecek. Biz bunu şimdi vakıf üniversiteleri için yaptık ama kısa süre içerisinde devlet üniversitelerinde de yaygınlaştıracağız. Bu şekilde yeni dönemde daha şeffaf olunacak, yükseköğretim organizasyon şemasını kamuoyuna sunmuş olacağız. En önemli şey de adaylar tercihlerini daha bilinçli yapacak.’
- ADAYLARA ÖNERİ-
Tercih yapacak adaylara da önerilerde bulunan Saraç, üniversiteden önce adayın tercih edeceği alanın önemli olduğunu ifade etti.
Saraç, şunları kaydetti:
‘Tercih yaparken birden fazla etki vardır. Mesela, üniversitenin marka olup olmadığı, fiziki mekan, ulaşılabilirlik, eğitimin kalitesi, öğretim üyeleri gibi özellikler öncelikle akla gelir. Öğretim üyelerinin yeterliliği de bir bölümün tercihinde önemli husustur. Bu nedenle tercih yaparken doğrudan etkilidir. Aday yönlendirilirken üniversitenin öğretim üyesi zenginliği de dikkate alınır. Adaylar, kendilerini seçecekleri alana adapte etmeli, üniversiteye değil. Üniversite tercihinde reklam yanıltıcı olabilir. Bundan dolayı biz mümkün olduğu kadar bu üniversiteleri kamuoyuna açmak istiyoruz. Bundan sonra lisansüstü ve doktora ile ilgili bilgileri de açacağız. Öğretim üyelerinin bilgilerini internetten yayınlamak bunun ilk adımı.’
Adaylar, vakıf üniversitelerinin öğretim üyelerine ilişkin internetten verecekleri bilgileri karşılaştırma olanacağı da bulacaklarına işaret eden Saraç, böylece vakıf üniversitelerinde çalışan ‘tam gün görev yapan öğretim üyesi profilinin’ de ortaya konulmuş olacağını söyledi.
Saraç, üniversitelerle ilgili bilgiler kamuoyuyla paylaşıldıkça, üniversiteler arasında sıralamanın kendiliğinden oluşacağını belirterek, ‘Böyle bir sıralamanın YÖK tarafından yapılmasını doğru bulmuyoruz. Doğru olan, bunun bağımsız kuruluşlar tarafından yapılmasıdır. Biz bu verileri ortaya koydukça böyle sıralamalar da mümkün hale gelecektir. Bu da üniversitelerimizin bir rekabet içine girmesini sağlayacaktır’ diye konuştu.
(HİL-EMD-SK) – ANKARA
YÖK, Yanlış Atamanın Çaresini İstifa Çağrısında Buldu
Ege Üniversitesi (EÜ) Diş Hekimliği Fakültesi’nde, beklenmeyen dekan atamasının sancıları yaşanıyor. Eski dekan Prof. Dr. Serhat Çınarcık’ın görev süresinin geçen ay dolması sebebiyle fakülte içinde Seçim yapılmış, Çınarcık 60, Prof. Dr. Nevdet Erdilek 16 ve Prof. Dr. Celal Artunç 9 oy almıştı. Bu isimler YÖK’e oy sayıları olmadan bildirilince, en az oyu alan Artunç dekan olarak atandı. Buna tepki gösteren, aralarında Fakülte Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Sonugelen’in de bulunduğu 14 öğretim üyesi istifa etti. YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, hata yapıldığını kabul etti, fakat dekanı görevden alma yetkileri bulunmadığını bildirdi. Onun yerine Artunç’un istifa etmesini önerdi. Karşılıklı hata yapıldığını söyleyen YÖK Başkanı Özcan’ın, bu durumdan büyük üzüntü duyduğu, Dekan Artunç’la görüşerek atamanın teamüle uygun olması için istifasını isteyeceği belirtildi. EÜ yönetiminin, dekanlık seçiminin sonuçlarını kendilerine bildirmediğini ifade eden Prof. Dr. Özcan, “Doğru yapmamışız. Bazen adaylar hakkında bilgi geliyor, onlara itibar ettik. Seçim sonuçlarının böyle olduğunu bilseydim yapmazdım. İstifalar bizi de çok üzdü.” dedi.EÜ Senatosu ise Prof. Dr. Artunç’un tayinini, “üniversiteye müdahale” olarak değerlendirdi. Resmî internet sitesinde, konuyla ilgili şu açıklama yer aldı: “Ege Üniversitesi’nde çeşitli düzeylerde yöneticilerin belirlenmesi, uzun süredir örnek gösterilebilecek demokratik bir usul içinde gerçekleşir. Dekan atamaları yetkisi YÖK’e ait olsa da bugüne kadar genellikle kurumun kendi eğilimleri belirleyici olmuştur. YÖK Genel Kurulu, fakültemizin eğilimi ve rektörlüğümüzün önerisi dışında bir atama yapmıştır. Kurumsal geleneklerine ve demokratik teamüllere aykırı bir görüntü veren ve Ege Üniversitesi’nde ilk kez karşılaşılan bu atamanın, üniversite ve genel kamuoyunda üniversiteye müdahale şeklinde algılanmasından duyduğumuz derin üzüntü ve kaygımızı paylaşmak istiyoruz.”DEKANLIK ATAMALARINDA SEÇİM YAPMA MECBURİYETİ BULUNMUYOREÜ Rektörü Prof. Dr. Candeğer Yılmaz, böyle bir atamanın geleneklerine uymadığını belirtti. Seçimde en çok oyu alan Prof. Dr. Serhat Çınarcık, “Bu atama kanuna aykırı değil, ama temayül yoklaması sonucu ortaya çıkan sıralamaya uyulmadı. İstifalar da fakültenin düşüncesinin yansıtılmamasına, sisteme gösterilmiş bir tepki.” şeklinde konuştu.Dekan Prof. Dr. Celal Artunç ise istifa baskılarına karşı durarak, “YÖK beni atadı. Durumum meşrudur.” demiş ve görevine devam edeceğini açıklamıştı.YÖK Kanunu’na göre dekanlık atamalarında Seçim yapma mecburiyeti bulunmuyor. Buna rağmen temayül belirleme amacıyla fakültelerde oylama yapılıyor. Üniversite yönetimleri, en çok üç adayın ismini YÖK’e bildiriyor bunlardan birisi atanıyor.KİMLER İSTİFA ETTİ?EÜ Diş Hekimliği Fakültesi’nde istifa edenler: Fakülte Başhekimi Prof. Dr. Mehmet Sonugelen, Yönetim Kurulu üyeleri Prof. Dr. Özlem Seçkin, Prof. Dr. Güniz Baksı Şen, Doç. Dr. Ahmet Saraçoğlu ve Doç. Dr. Bahar Sezer. Fakülte Kurulu üyeleri Prof. Dr. Sevtap Günday, Prof. Dr. Ali Vehbi Tuncer ve Prof. Dr. Hüseyin Tezel. Öğretim üyeleri Prof. Dr. Erdal Işıksal, Prof. Dr. Ertuğrul Sabah, Prof. Dr. M. Kemal Çalışkan, Prof. Dr. Nurgün Bıçakçı, Prof. Dr. Günnur Nomçalı ve Prof. Dr. Murat Gomel. (CİHAN)
YÖK bahçesine midilli
YÖK’ÜN bahçesinde beslediği 2 köpekle hayvanseverliğini ortaya koyan Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, şimdi de midilli almaya hazırlanıyor.
YÖK Başkanı, ‘Bahçemizde sincaplar, taklaatan güvercinler de var.
YÖK’ün o karamsar görünümünü biraz olsun dağıtmaya, bahçemizi sevimlileştirmeye çalışıyoruz. Belediye ile irtibata geçtim, pony (midilli) ve tavuskuşu istedik. Taklacı güvercinler süper’ dedi. Özcan, eğitim muhabirlerinden haftasonları hayvanları sevmeleri için çocuklarıyla birlikte YÖK’ü ziyaret etmelerini de istedi.
YÖK sınav tarihlerini açıkladı
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan başkanlığında toplanan Yükseköğretim Genel Kurulu, üniversiteye giriş başvuru ve sınav tarilerini açıkladı.
ANKARA (ANKA)- Buna göre, YGS için başvuru tarihleri 18 Ocak-12 Şubat 2010, LYS için başvuru tarihleri 5-14 Mayıs 2010 olarak belirlendi. YGS 11 Nisan 2010’da, LYS ise 19-20 Haziran 2010 ve 26-27 Haziran 2010 tarihlerinde yapılacak.
YGS ve LYS sınav tarihleri ve süreleri şöyle:
LYS 1 (Matematik) 19 Haziran 2010, saat 10.00, 120 dakika
LYS 5 (Yabancı Dil) 19 Haziran 2010, saat 14.30, 120 dakika
LYS 4 (Sosyal Bilimler) 20 Haziran 2010, saat 10.00, 135 dakika
LYS 3 (Edebiyat, Coğrafya) 26 Haziran 2010, saat 10.00, 120 dakika
LYS 2 (Fen Bilimleri) 27 Haziran 2010, saat 10.00, 135 dakika
-YENİ ÜNİVERSİTELER GELİYOR-
YÖK Genel Kurulu’nda Başarı Eğitim Kültür ve Sağlık Vakfı ile Tanrıverdi Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Vakfı’nın Samsun’da kurmak istediği Canik Başarı Üniversitesi, Sistem Eğitim ve Kültür Vakfı’nın İstanbul’da kurmak istediği Süleyman Şah Üniversitesi ve Türkiye Diyanet Vakfı’’nın kurmak istediği İstanbul Ön Asya Üniversitesi’ne ilişkin sunumlar izlendi ve olumlu görüşle Milli Eğitim Bakanlığına bildirilmesine karar verildi.
-DEKAN ATAMALARI-
Genel Kurulda ayrıca 11 fakülteye dekan ataması yapıldı. Buna göre, üniversiteler ve atanan dekanlar şöyle:
Ankara İletişim Prof. Dr. Eser Köker
Veteriner Prof. Dr. Rıfkı Hazıroğlu
Bitlis Eren Fen-Edebiyat Prof. Dr. Metin Başarır
Gazi Eczacılık Prof. Dr. Turhan Baykal
Mühendislik Prof. Dr. Nail Ünsal
Giresun Tıp Prof. Dr. Orhan Yalçın
Hacettepe Diş Hekimliği Prof. Dr. Celal Tümer
Eczacılık Prof. Dr. Lütfiye Ömür Demirezer
Güzel Sanatlar Prof. Dr. Uğurcan Akyüz
Marmara İlahiyat Prof. Dr. Raşit Küçük
Uşak Eğitim Prof. Dr. Fatma Acun (ANKA)
Irak’ta seçime kadar saldırı uyarısı
ABD Genelkurmay Başkanı Oramiral Mike Mullen, Irak’ta terörist saldırıların seçim sonrasına kadar sürebileceğini belirtti.
Bağdat- Irak’ta temaslarda bulunan ABD Genelkurmay Başkanı Oramiral Mike Mullen, Bağdat’ta Ağustos ayından beri süren şiddet olaylarından endişe ettiklerini, bu saldırıların seçim sonrasında yeni kurulacak Irak hükümetinin ayakları üzerinde durana kadar devam edebileceğini söyledi.
Irak’ta en kanlı saldırıların arkasında olduğu belirtilen El Kaide’nin de arkasında kimin olduğunu bildiklerini belirten Mullen, “Biz, El Kaide’nin üzerine yoğunlaşmış durumdayız. El Kaide’yi Irak’ta büyük ölçüde yok ettik. Irak yönetiminin istihbarat alanındaki çalışmaları eskisine nazaran çok ilerlemiş durumda. Saldırılar seçim sonrasına kadar sürebilir. Saldırılardan endişeli olmamıza rağmen mezhepçiliğe dayalı saldırlar yok. Seçimlerin zamanında ve iyi bir şekilde yapılması için her türlü yardım ve işbirliğine hazırız” dedi.
Seçim tarihinin değişmesinin ve artan şiddet olaylarının Amerikan güçlerinin Irak’tan çekilme programını değiştirmediğini ifade eden Mullen, ABD’nin şu anda Irak’ta 112 bin askerinin bulunduğunu ve önümüzdeki Ağustos ayına kadar bu sayıyı 50 bine kadar indireceklerini söyledi.
İran askerlerinin Irak topraklarında bir petrol kuyusunu işgal etmesine tepkilerinin sorulması üzerine de Mullen, “Irak bağımsız bir ülke olduğu için İran’ın sınır ihlaline Irak yönetimi çözüm bulmalı. Yani Irak tarafı ülkenin güvenliğinden sorumlu, kendisi tedbirleri almalı” dedi.
Mullen’in, Iraklı yetkililerle temaslarında ABD güçlerinin çekilme programını, çekilirken Irak tarafına bırakacağı silahlar ve malzemeleri, ayrıca seçimlerde ABD’nin yapacağı yardım ve işbirliğini ele aldığı bildirildi.
“Sosyal primler düşürülsün”
TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, bölgedeki esnaf ve sanatkarların vergi ve sosyal güvenlik primlerinin yüzde 50 oranında düşürülmesini talep etti.
Diyarbakır- Diyarbakır Dedeman Oteli’nde düzenlenen Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları İstişare ve Değerlendirme Toplantısının sonuç bildirgesini okuyan TESK Genel Başkan Bendevi Palandöken, Doğu ve Güney Doğu Anadolu Bölgesinin içinde bulunduğu hassas durum, esnaf ve sanatkarların bu durumdan gördüğü zarar ve bu zararın ortadan kaldırılmasına yönelik çözüm önerilerinin tespiti amacıyla 40 ilin esnaf temsilcilerinin katılımıyla istişare toplantısı yaptıklarını belirtti.
Palandöken, toplantıda bölgede huzur ve barışın tesis edilerek, yaşanan kargaşa ortamında esnaf ve sanatkarların zarar görmemesi için ekonomik ve sosyal politikaların ve tedbirlerin ivedilikle tespit edilerek, uygulamaya sokulması konusunda geniş katılımlı olarak istişarede bulunulduğunu ifade ederek, Diyarbakır’da yaptığı esnaf ziyaretlerinde esnaf ve sanatkarların problem ve taleplerinin bizzat yerinde öğrendiğini vurguladı.
Yaptıkları istişare ve değerlendirmeler sonucunda, bölgedeki en öncelikli problemin işsizlik olduğunu bildirerek, bölgeye yapılan yatırımların yüzeysel ve perakende sektörüne yönelik olduğunu söyledi.
”Esnaf teşviklerden yararlanamıyor”
Perakende sektörünün çalışma koşullarının bir türlü kurala bağlanamadığını, bu kuralsızlık nedeniyle esnafın hızla yok olduğunu, sınırsız sayıda açılışına izin verilen alış veriş merkezlerinin ve sokak aralarına kadar dağılan zincir marketlerin, esnaf ile tacire uygulanan farklı hukuk kurallarının camiaları için büyük bir haksız rekabet yarattığını dile getiren Palandöken, şöyle konuştu:
”Tarım ve hayvancılık konusunda yürütülen politikaların çiftçileri yok ediyor. İşçinin, memurun, çiftçinin ve emeklinin kazanamadığı bir ortamda esnafın da kazanması mümkün değildir.
Esnaf ve sanatkarların bölgeye özgü verilen istihdam ve yatırıma dönük teşviklerden yararlanamadığı, uygulamalarla bir çifte standart yaratıldığı, esnafın, uygulamaya konulan teşvik ve destek politikalarının her zaman dışarıda tutulduğu, bu uygulamaların büyük bir haksızlık ve güven bunalımına sebep olduğu, ekonomik sorunlar yanında, bölgedeki siyasi ve sosyal gelişmelerin de toplumsal istikrarı bozarak, mensuplarımızın geçimlerine ilişkin problemlerinin daha fazla artmasına yol açtığı tespit edilmiştir.”
Çözüm önerileri
Genel Başkan Palandöken, yaptıkları müzakereler sonucunda, bölgenin ve bölgedeki esnaf ve sanatkarların mevcut ekonomik ve sosyal durumlarının geliştirilmesi, sorunlarının çözülmesi ve beklentilerinin karşılanması amacıyla belirledikleri bazı önerilerin ivedilikle yürürlüğe konulması konusunda görüş birliğine vardıklarını söyledi.
Perakende sektörünün sorunlarının çözümüne ilişkin yasal kuralların bir an önce ve adil bir anlayışla hayata geçirilmesini isteyen Palandöken, şöyle dedi:
”Bölgedeki esnaf ve sanatkarların vergi ve sosyal güvenlik primleri yüzde 50 oranında düşürülmeli, borçlu bulunan esnafın vergi ve prim borçlarının yeniden yapılandırılmalıdır. Esnaf ve sanatkarların iş yerlerinde kullandığı elektrik, doğal gaz ve su tarifelerinde yüzde 50 oranında indirim yapılmalı, hava ve deniz ulaşımında diğer kesimlere uygulanan akaryakıt indirimlerinden bölgedeki nakliyeci esnafın da yararlandırılmalı, esnaf ve sanatkarlara değişime ayak uydurarak iş yerlerini yenileyebilmeleri için faizsiz, uzun vadeli yeni kredi imkanı sağlanmalıdır.
Bölgeye yatırım yapmak isteyen tüm yatırımcılar için pozitif ayrımcılık yapılarak, farklı ve özel kredi programları hazırlanmalı ve merkezi yapılar ile yerel yönetimler, yerel idareler ile de sivil toplum kuruluşları arasındaki diyalog geliştirilmelidir. Bölgedeki istihdamı ve ekonomiyi sürekli canlı tutmak amacıyla devletin kendisinin bölgeye bizzat yatırım yapmalı, kar amacı gütmeden bu yatırımları desteklemeli ve bölgedeki özelleştirmeler durdurulmalıdır.”
”Çözüm parlamento çatısı altında aranmalı”
Palandöken, istikrar ve güven ortamı sağlanarak, sosyal ve ekonomik alt yapı yatırımları tamamlanarak, bölgede turizmin canlandırılmasına yönelik tedbirlerin alınması gerektiğini bildirerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
”İnsan hakları, hukukun üstünlüğü, katılımcı ve çoğulcu demokratik anlayışın bölgede hakim olmasına yönelik devlet, sivil toplum kuruluşları ve meslek kuruluşları arasındaki diyaloğun güçlendirilmesi ve çözümlerin parlamento çatısı altında aranmalı, bölgede eğitim alt yapısının güçlendirilmesi yoluyla, okullaşma oranının arttırılması, genel ve mesleki eğitimin geliştirilmeli, bu çerçevede Milli Eğitim Bakanlığınca bölge için özel tedbirler alınmalıdır. Bölgeye olan bakış açısının değiştirilmesi amacıyla görsel ve yazılı medyanın, bölgede gerçekleşen sosyal faaliyetlere, uygulanan başarılı proje örneklerine, tamamlanan yatırımlara yayınlarında daha fazla yer vermesi özendirilmelidir.
Gösteri yürüyüşleri ve sokak hareketlerinden iş yerleri zarar görerek mağdur olan esnaf ve sanatkarların zararları tazmin edilmeli. Sorun bölgenin değil ülkenin sorunu olduğundan, bu tedbirler ve düzenlemeler ivedilikle hayata geçirildiği taktirde, bölgede büyük bir rahatlama olacak, huzur ve güven sağlanacak, siyasi ve ekonomik istikrar güçlenecek, gerek bölgenin gerekse bölgede faaliyet gösteren mensuplarımızın sorunları çözümlenmiş olacaktır.”
Cansu Dere: Sosyal fobim var
Cansu Dere diyor ki, “Oyuncunun iyisi kötüsü yok mu? Magazincinin de vardır elbette. Ben bir erkek kameraman ve bir kadın muhabir görünce aranızda bir şey var mı diye sormuyorum.” Soğuk görüntüsünün altında belli ki bu düşünceler var Dere’nin. Magazin basınından yana çok dertli. “Karşı cins ile sevişmeden de ilişki kurabilirim” demesi de bu yüzden.
Cumhuriyet/ Hafta Sonu- Cansu Dere, eski Türkiye güzellerinden… Dünün revaçta mankeni, bugünün aranılan bir oyuncusuna dönüştü… O, hem “Ezel” gibi hayranları katlanarak çoğalan bir dizide, hem de “Seni yakacaklar” diye bas bas bağıran arabesk kara mizah denemesi “Acı Aşk”ın başrolünü üstleniyor. Özellikle Acı Aşk’taki körken aydınlığa kavuşan, saf kadından intikam meleğine dönüşen Cansu’yu sevdim. Üstelik dizilere inat, komik, muzip ve cana yakın bir karakter bu… Söyleşi sürerken kaşla göz arası Cansu’ya soruyorum, “Boy, pos ve endam, hepsi bende var. Benden manken olur mu?”… Ustalıkla ve tatlı dille savuşturuyor, “Olmasına olur ancak unutma ki; herkes bildiği işte daha iyidir”.
• Ne yalan söyleyeyim, egosu yüksek, mesafeli ve kibirli bir buzdağı beklerken, tam terse yatıp, şaşırıyorum. Cansu Dere, tek derdi sinema olan, son derece sıcakkanlı bir kadın. İçi dışı bir… Hemen koyu bir sohbete daldık, söyleşiyi unutup birbirimize film önermeye başladık. Ancak bir şey gözümden kaçmıyor, film ve dizilerden konuşurkenki rahatlığı, “yalan haber” mevzularına gelince ortadan kalkıyor ve bacaklarını oynatacak denli sinirlenip, sesi değişiyor. Bu tür haberlerin bir çok ismi asosyalleştirip, sokağa çıkaramaz hale getirdiği gerçeği önümüzde dururken, tepkisine hak vermemek elde değil.
- Acı Aşk, arabesk soslu ve doğuya özgü bir tür “Vicky Cristina Barcelona”… Absürt, tuhaf ve leziz… Bir erkek ve üç kadına dair bu çetrefilli aşk örgüsü, elbette kara mizah ile demleniyor. Katılır mısınız?
Katılıyorum ve söylendiğinde çok sıradan gibi görünen bir durum, bu anlatım şekliyle farklı bir hale dönüşüyor. Bambaşka bir tat oluşuyor. Haziran 2009’da geldi senaryo. Yönetmen Taner Elhan ve senarist Onur Ünlü ile uzun uzun konuştuk, performans beklenilen bir roldü. Deneme çekimi yapıldı ve ben bu rolü, almış gibi oldum. Sonra okuma üzerine çalıştık ve ardından da iki aylık çekim süreci başladı. İlk filmini çeken Taner, konuşurken insanı rahatlatan bir yönetmen… Filmde doğaçlamaya ihtiyaç duymadı, çünkü senaryo dört dörtlüktü.
Rolüm için araştırma yaptım
- Canlandırdığınız Oya karakterinin başına gelenler, Yeşilçam klişelerine göndermelerde bulunuyor. Görme engelli rolüne nasıl hazırlandınız?
Ceyda Düvenci’nin annesi Zümrüt Düvenci görme engelli, onunla hayli vakit geçirdik. Ardından internetten araştırma yaptım, Altı Nokta Körler Derneği’ne gittim. Doğuştan ve sonradan görme engelli insanlarla tanıştım. 20 yaşındaki genç bir kadının dünyası, göz tansiyonu nedeniyle bir anda kararabiliyor. Ancak daha da acısı, beş, altı yaşında kör olan insanlar… Düşünün çocuk kafasıyla kalan bir dünya.
- Fotoğrafçı Oya’nın sevdası hayli gözü kara… Sahiden bir kadın, aşk uğruna her şeyi göze alabilir mi?
Herkesin ‘her şey’i farklı gibi geliyor bana… Kadınların da öyle… Neredeyse bütün kadınlar hayatlarında en az bir kere her şeyi göze aldım demiştir. Kimi Oya gibi cinayeti hak görmüştür kimi de çok basit bir şeyi… Ama her şeyi göze almıştır.
Bana güzel kız rolü verilmesin
- Sizi daha çok dram ağırlıklı dizilerden tanıyoruz. Komedide de rol almak ister misiniz?
Tabii ki komedi filminde oynamak isterim. Komedinin çok zor olduğunu düşünüyorum ve iyi komedi yapanlara sonsuz saygı duyuyorum.
- Oya’nın sergisinde, Cansu Dere’nin çektiği fotoğrafları görürüz. Bu hissin tarifi nedir?
Garip bir his bu… Seyrederken o sahneyi, Oya’nın dışına çıktım. Her bir karenin ayrı bir hikâyesi var. O kareler artık hem benim hem de Oya’nın. Oya’ya hikâyeler yazdım. O kareyi nerde, nasıl ve ne hissederek çekmiştir acaba diyerek…
- Fotoğrafçılık sevdasına nasıl kapıldınız?
Sıla dizisi çekimi sırasında Mardin’de kalıyorduk. Menderes ağabeyle (Samancılar) ile birlikte yol, iz bilmeden dolaşıp fotoğraf çekmeye başladık. Hatta arabaya atlayıp Siirt’e, Dargeçit’e, Hasankeyf’e gittik. Oranın öykülerini ve o anı yakalayabilmek turistlere göre değil, kalabilmek ve yaşayabilmek gerekiyor. Bu sonra bende bir tutkuya dönüştü. Çocuk fotoğraflarını çekmeyi seviyorum. Çocuk adamlar diyorum ben onlara. Ama sergi açmayı düşünmüyorum, bu yüzden Acı Aşk’ın önemi benim açımdan büyük.
- Sizin için dizi ve film arasında fark var mı?
Kesinlikle var. Ancak bu benim işim, her ikisini de saygı ve itinayla yapıyorum. Ve daha çok filmde oynamak istiyorum, güzelliğimle ön plana çıkmadan. Mümkünse bana güzel kız rolü verilmesin.
Sosyal fobim var
- İstisnasız hemen her gün gazete ve televizyon kanallarında oyunculuk dışında adınızın geçtiği haberleri okumak ve izlemek sizi kızdırmıyor mu?
Ben bir asosyalim ve normal bir hayatım var. Sosyal fobiye sahip bir insanım, geceleri evden çıkmak beni rahatsız eder. Pijamalarımla evimde otururken en ufak bir alakamın dahi olmadığı yalan haberleri izlemek ve dedikodu için avukatım aracılığıyla yazı göndermek zorunda mıyım? Artık gazetelerde sadece köşe yazarlarını okuyorum. Ciddi gazeteler dışındaki yayın organlarına bakmıyorum bile… Yanımda kimi görseler adımı onunla anacaklar, bir gün olsun karşılarına geçip bir açıklama yaptım mı? Ben konuşmuyorsam, onlar ne hakla benim olmayan cümleleri kurabiliyorlar. Sonuçta yaşım 30’a geldi. Ben bir yetişkinim. Karşı cins ile sevişmeden de ilişki kurabilirim. Bela geleceğine eve kapanırım. Yalnızca işimi yapmalıyım ve saygımı kaybetmemeliyim. Oyuncunun kötüsü yok mu, magazincinin de iyisi vardır elbette. Ama ben, kültür ve sanat haberleri dururken magazin ile anılmak istemiyorum. Bir erkek kameraman ve bir kadın muhabir… Aranızda bir şeyler var mı diye onlara her hangi bir ithamda bulunmuyorum. Yalan ve ahlaksızlık, asla kabul edemeyeceğim şeyler.
Ezel’de özellikle Tuncel Kurtiz’in canlandırdığı “Ramiz Dayı” fenomene dönüşmüş durumda…
Ezel, gerçekten çıtayı yükselten bir dizi… Yönetmenimiz Uluç Bayraktar, senaristlerimiz Kerem Deren ve Pınar Bulut, daha iyiye gidebilmek ve sinema havası yaratabilmek için sürekli çalışıyorlar. Dizide Hasan Sabbah’tan Oscar Wilde’e dek her şey var. İzleyiciyi hem keyif alsın hem de bilgilensin diye… Tuncel Kurtiz, hepimiz için bir şans. Uğur Yücel’in Alacakaranlık dizisinde Tuncel ağabey, babamı canlandırmıştı. Bana öyle bir bağırmıştı ki, resmen gözlerim dolmuştu. Asla unutamam. O bir tarih. Tuncel Kurtiz yanınızdayken kendinizi bir hiç gibi hissediyorsunuz.
- Sıla’dan Ezel’e oyunculuk adına neler değişti?
Sıla’dayken sesimle ilgili problemler yaşıyordum. Daha da aşağı alıyordum sesimi… Sıla’dan sonra uzun bir süre çalışmadım. Çağan Irmak’ın Kâbuslar Evi: Takip’inde ve Son Osmanlı Yandım Ali’de rol aldım. Ezel’deki Eyşan ise apayrı bir karakter. Bir kadının kötü yanlarını da ortaya koyabiliyor.
- Eski Türkiye güzellerindensiniz ve oyuncu olmadan önce mankenlik yaptınız.
Türkiye 3. güzeli olmamın üzerinden neredeyse 10 yıl geçmiş. Yaş almak acayip bir şey. Bugüne dek asla pişman olmadım ama şimdi geçmişe dön deseler asla dönmezdim. Yurtdışında top modeller dışında kalan mankenleri kim tanır ki… Orada önemli olan taşıdığınız kıyafet ve ünlü moda evlerinin defileleridir. Örneğin Charlize Theron da mankenlik kökenli… Mankenlik bazen basamak görevi görüyor. Mankenlik adına başka şeylerle uğraşanlar ile işini layıkıyla kotaranlar vardır. Tam sınırdasınızdır ve kimin ne olduğu aslında bellidir.
- Kenan İmırzalıoğlu da eski bir manken…
İktisat okuyan, zeki, duyarlı ve oyunculuk yeteneğiyle öne çıkmayı başarabilmiş bir isim Kenan İmirzalıoğlu. Zaten kötü bir oyuncu olsanız devamı gelmez ki…
Kartal öne geçti
Turkcell Süper Lig’de Beşiktaş ile Bursaspor arasında yapılan karşılaşmanın ilk yarısını, konuk ekip 1-0 önde tamamladı. Siyah beyazlılar, 56. dakikada Nobre’yle eşitliği sağladı. 63. dakikada Bobo’nun penaltıdan attığı golle ev sahibi takım öne geçti.
İstanbul- Yoğun yağış sonrası sahanın zemininde oluşan su birikintileri nedeniyle iki takım oyuncuları da zorlandı. Beşiktaş, Rüştü’nün sakatlanmasının ardından zorunlu bir değişikliğe gitti ve genç kaleci Korcan kaleye geçti. 19. dakikada sağdan gelişen Bursaspor atağında Volkan, sert bir orta yaptı. Ceza alanında arka direkte topla buluşan Ozan, meşin yuvarlağı kafayla filelere göndererek takımını 1-0 öne geçirdi.
Taraftarın ilgisi az
İstanbul’u etkisi altına alan yağışlı hava nedeniyle tribünlerde büyük boşluklar göze çarptı. Sağanak yağmur, kapalı ve numaralı tribünlerin ön sıralarını da ıslatırken, bu bölümdeki taraftarlar yağmur nedeniyle üst kısımlara çıktı.
Karşılaşmayı 10 bine yakın sporsever izlerken, yağmur nedeniyle sahanın zemini oldukça ağırlaştı ve kimi bölgelerde su birikintilerinin oluştuğu gözlendi.
Bursaspor taraftarı yok
İstanbul İl Spor Güvenlik Kurulu’nun kararıyla Beşiktaş-Bursaspor karşılaşmasına, konuk ekip Bursaspor’un taraftarları alınmadı. Konuk ekip taraftarları için ayrılan eski açık tribündeki bölüm, bu nedenle boş bırakıldı. Böylece 3 sezondur İstanbul İl Spor Güvenlik Kurulu kararlarıyla iki takımın taraftarlarının deplasmana gitmemesi geleneği sürmüş oldu.
Beşiktaş’ta tek değişiklik
Beşiktaş, Bursaspor karşısına, geçen haftaki Manisaspor maçının kadrosuna göre 1 değişiklik yaparak çıktı. Siyah-beyazlılarda, Manisa’da savunmanın solunda görev yapan İsmail bu kez yedek soyunurken, İbrahim Üzülmez sahaya ilk 11′de çıktı.
Forvette yine Bobo görev alırken, bu sezon henüz golü bulunmayan Nobre yedek kulübesinde oturdu.
Tabata yine yedek
Teknik direktör Mustafa Denizli, sezon başında Gaziantepspor’dan transfer edilen Tabata’ya da Bursaspor karşısında ilk 11′de şans vermedi. Tabata böylece, Diyarbakırspor ve Manisaspor karşılaşmalarının ardından Bursaspor maçına da yedek çıktı. Yedek kulübesinde Tabata, İsmail ve Nobre’nin yanısıra Korcan, Serdar, Uğur ve Yusuf yer aldı.
Siyah-beyazlılarda, sakatlıkları bulunan Hakan, Batuhan ve Holosko ile Rıdvan, Erhan, Necip, Erkan ve İbrahim Kaş 18 kişilik maç kadrosuna alınmadı.
Nihat’a destek
Siyah-beyazlı taraftarlar, son haftalarda eleştirilere maruz kalan futbolcuları Nihat Kahveci’ye destek verdi. Takımın sahaya çıkmasıyla birlikte Nihat’ı tribünlere çağıran taraftarlar, sevgi gösterilerinde bulunup, ”Nihat gol gol” diye tempo tuttu.
Zapotocny unutulmadı
Beşiktaşlı taraftarlar, Bursaspor’da kiralık oynayan futbolcuları Tomas Zapotocny’i de unutmadı. Çek futbolcuyu tribünlere çağıran taraftarlar, sevgi gösterilerinde bulunurken, Zapotocny de tribünlere giderek taraftarları selamladı.
Bursaspor’da, kaptan Ömer Erdoğan, teknik direktör Ertuğrul Sağlam tarafından yedek soyunduruldu. Ömer’in yerine kaptanlık pazubandını Bekir Ozan taktı. Bu arada, kapalı tribündeki Beşiktaş taraftarları, ‘‘Ruhda iman bedende Beşiktaş, Hicri yılbaşımız mübarek olsun” yazılı pankart açtı.
Öte yandan, Beşiktaş Kulübü Başkanı Yıldırım Demirören, son haftalarda olduğu gibi bu maçta da BJK İnönü Stadı’na gelmedi.
“GSM şirketleri fon oluşturmalı”
TBMM Dilekçe Komisyonu’nda baz istasyonlarının insan sağlığına etkisi ve GSM operatörlerinin tarife uygulamaları ele alındı. Komisyon Başkanı Yahya Akman, ”Eğer toplumda böyle bir tedirginlik varsa, Ar-Ge’ye önem vermek suretiyle GSM şirketlerinin bir fon oluşturmasını, olan ve olabilecek zararları ve bilgilendirme noktasında çalışma yapılmasını tavsiye ediyoruz” dedi.
Ankara- Dilekçe Komisyonu, Yahya Akman başkanlığında toplandı. Tüketici Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Ali Çetin, baz istasyonlarının, tüketicilerin en çok şikayet ettiğini konuların başında geldiğini ifade etti. Gelişen teknolojinin insan sağlığına etkisinin yok edilmesiyle ilgili daha çok çalışma yapılması gerektiğini dile getiren Çetin, 4G uygulamasının gelmesiyle baz istasyonlarının sayısının daha da artacağını ifade etti. Çetin, ”Şirketler elini taşın altına koysunlar. Maliyetleri yükseltse de zararı en aza indirecek çalışmalar yapılmalıdır” dedi.
Tüketici Hakları Derneği Genel Başkanı Turhan Çakar, baz istasyonlarının sağlığa etkisi konusunda bilim adamlarının yüzde yüz mutabakat sağlayamadığını, dolayısıyla en güvenli tedbirlerin alınması gerektiğini belirtti.
”Gelişigüzel baz istasyonlarının kurulmasını anlamak mümkün değil” diyen Çakar, ”Daha masraflı olabilir ama baz istasyonları yerleşim yerlerinin dışına çıkarılmalıdır” diye konuştu.
4 kat altında
Turkcell Yer Kiralama Müdürü Ozan Akdemir, baz istasyonlarıyla ilgili hukuki sürecin altyapısının sağlam olduğunu söyledi. Akdemir, ”baz istasyonlarının tehlike oluşturmadığına ilişkin bazı mahkeme kararları bulunduğunu” ifade etti.
Avea Genel Müdür Yardımcısı Coşkun Şahin, nasıl ki insanın çok ses çıkarmak için çok bağırması gerekiyorsa, baz istasyonu da uzak olursa o kadar çok güç yayacağını ifade etti. Şahin, ”Baz istasyonu yakın olursa baz istasyonu da fısıldar ve daha az güç yayar, daha kolay sinyal alır. Uzaksa daha fazla güç gerektirir. Yoksa baz istasyonlarının şehrin dışına taşımak bizim maliyetlerimizi 10′da bir oranında düşürür” dedi.
Bu konuda standartları belirlenmiş bir teknolojinin uygulandığını dile getiren Şahin, Dünya Sağlık Örgütünün (DSÖ) baz istasyonlarının etkilerinin psikolojik olduğu yönünde raporlarının bulunduğunu kaydetti. Baz istasyonlarının etkisinin 50 yıl sonra da ortaya çıkabileceğinin söylendiğini ifade eden Şahin, ”Üzerinizde giydiğiniz gömleğin boyanmasında kullanılan teknoloji de en fazla 3-4 seneliktir” dedi.
GSM kullanımıyla ilgili DSÖ’nün bilimsel standartlarının uygulandığını söyleyen Şahin, kanser için sıralanan 300 riskin içinde baz istasyonlarının olmadığını kaydetti.
Vodafone Kamu Koordinasyon Başkanı Fahrettin Aydın, Türkiye’de baz istasyonlarının yayın aralığıyla ilgili belirlenen standartların, DSÖ tarafından belirlenen standartların 4 kat altında olduğunu ifade etti. Tüketici dernekleri temsilcileri, telefon şirketleri temsilcilerinin açıklamalarına itiraz etiler.
”Burada aynı hataya düşülmemelidir”
Hacettepe Üniversitesi Nükleer Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Ömer Uğur, baz istasyonlarının kanser yapıp yapmadığına ilişkin kesin bilimsel bir çalışma olmadığını ifade etti. Bir şüphe olduğunu, ”kesinlikle yapmaz” denilemediğini, ileride olup olmayacağının da bilinemediğini dile getiren Prof. Dr. Uğur, ”Şüphe varsa, en makul seviyede tutmak, en az radyasyon olarak bu cihazları kullanmak lazım” dedi.
Telefon şirketlerinin uzun konuşmalara özendiren kampanyalar yapmasını gözden geçirmesini isteyen Prof. Dr. Uğur, kanser yapıyor mu yapmıyor mu bunun vicdani sorumluluğunun GSM operatörlerinin üzerinde olduğunu, operatörlerin bununla ilgili çalışmalara destek vermesi gerektiğini söyledi. Özellikle çocuklarla ilgili daha dikkatli olunmasını isteyen Prof. Dr. Uğur, ”Sigara firmaları, sigaranın kanser yaptığı bilerek bizden gizlediler. Burada da aynı hataya düşülmemelidir” dedi.
Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkan Yardımcısı Mustafa Alkan, DSÖ’nün uzun yıllar sonra insan sağlığına zarar verebileceği ihtimaliyle yayın gücünün en düşük seviyede, yani 40 volt/metre (40v/m) olarak belirlediğini ifade etti. Alkan, ”Biz limitleri 4 kat daha az yani 10v/m olarak belirledik. DSÖ ilerde bu limitleri düşürürse bile 10v/metreden aşağıya düşürmeyecektir. Avrupa’nın çoğunda bu 40v/m olarak uygulanmaktadır” diye konuştu. Alkan, Türkiye’de 45 bin 479 baz istasyonu olduğunu, bu istasyonların tamamının kurumdan izin alınarak kurulduğunu ve ölçümlerinin yapıldığını belirtti.
MHP Aydın Milletvekili Recep Taner, baz istasyonları eğer sağlığa zarar vermiyorsa, GSM operatörlerinin bu yönde reklam giderlerinden pay ayırarak bilinçlendirme yapmalarını istedi.
MHP Adana Milletvekili Muharrem Varlı, GSM operatörlerinin, bir fon oluşturularak baz istasyonların etkileri konusunda bilimsel çalışma yapılmasına destek olmasını ve tüketicilerin aydınlatılmasını önerdi.
CHP Edirne Milletvekili Rasim Çakır, baz istasyonlarının ölçüm sonuçlarının baz istasyonlarının üzerinde bulundurulmasını ya da internet ortamında yayınlanmasını isteyerek, bu durumun vatandaşların güvenini artıracağını söyledi. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkan Yardımcısı Alkan, baz istasyonlarıyla ilgili veri tabanını kamuoyuna açıp açmamayı çok düşündüklerini ancak çeşitli endişelerle bundan vazgeçtiklerini kaydetti.
Tartışmaların ardından Komisyon Başkanı Yahya Akman, ”Eğer toplumda böyle bir tedirginlik varsa, Ar-Ge’ye önem vermek suretiyle GSM şirketlerinin bir fon oluşturmasını, olan ve olabilecek zararları ve bilgilendirme noktasında çalışma yapılmasını tavsiye ediyoruz” dedi.
Tarifeler
Komisyonda, GSM operatörlerinin tarife uygulamaları ve bu konuda gelen şikayetler de ele alındı. Tüketici dernekleri temsilcileri, operatörlerin, tarifelerin belirli sürelerde olması gerekirken, tüketiciye haber vermeden değişikliğe gittiklerini ve tüketicilerin kabarık faturalarla karşı karşıya kaldığını anlattılar.
Temsilciler, GSM operatörlerinin, cezaların düşük olması nedeniyle bu cezalara razı olduklarını ve tarifeleri, sözleşmeye aykırı olarak tüketici aleyhinde değiştirdiklerini ifade ettiler. Sanayici ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdür Yardımcısı Ozan Güler, en temel tüketici hakkı olarak, firmanın, belirlenen tarifelerde tüketici aleyhine değişikliğe gidemeyeceğini kaydetti.
Toplantıda, GSM şirketleri temsilcileri, kampanyalar ve tarifelerin tüketicilerin lehine olduğunu söylediler.
“BDP’ye katılırım”
Kapatılan DTP’nin milletvekillerinin, Barış ve Demokrasi Partisi adıyla Mecliste grup kurabilmesi için 20. milletvekili olarak gözlerin çevrildiği İstanbul Bağımsız Milletvekili Ufuk Uras, ”BDP’ye katılırım. Meclis üzerinden çözüm üretilmesi konusunda benim de naçizane bir katkım olmuş olur” dedi.
Ankara- Uras, kapatılan DTP’nin Genel Başkanı Ahmet Türk‘ün, siyaseti BDP’de sürdüreceklerine ilişkin kararını, değerlendirdi.
Türk’ün kararını, ”çok olumlu” olarak nitelendiren Uras, toplumsal muhalefet örgütlerinin, aydınların, sanatçıların, yazarların, halkın talepleri doğrultusunda hareket edilmesinin önemli olduğunu söyledi.
Uras, ”Önümüzdeki süreçte TBMM’nin çözüm yeri olarak gösterilmesi ve siyaseten somut adım atılması, hem toplumdaki gerginlikleri azaltacaktır hem de barış ve demokrasi konusundaki özlemlerin karşılığı bulunacaktır” diye konuştu.
”Siyaseti kilitleyen değil, kilitleri çözen”
BDP’nin, Mecliste 20 milletvekiliyle grup kurabilmesi için bir milletvekillinin eksik olduğunun anımsatılarak, bu konuda kendisine talep gelip gelmediğine ilişkin soruya Uras, ”Böyle bir talebin gelmesine gerek yok. Zaten baştan böyle bir dayanışmayı göstereceğimi, Meclisin renklerinin solmaması için bir grup olarak, barış ve demokrasinin ifade edilmesi için elimden gelen katkıyı yapacağımı ifade ettim. Biz siyaseti kilitleyen değil, kilitleri çözen bir misyona sahip olmak durumundayız” karşılığını verdi.
Uras, BDP’ye katılıp katılmayacağına ilişkin, ”Katılırım. Meclis üzerinden çözüm üretilmesi konusunda benim de naçizane bir katkım olmuş olur” dedi.
Bir oyunun bozulmuş olduğunu dile getiren Uras, ”TBMM’nin, toplumdaki gerginliklerden medet uman yaklaşımlara resti çektiğini” kaydetti.
Ufuk Uras, bu saate kadar Ahmet Türk ile bir görüşmesinin olmadığını sözlerine ekledi.








