“PKK’nın Meclis’te olduğu tescillendi”
CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman kapatılan DTP’nin genel başkanı Ahmet Türk’ün ‘teröristbaşına sayın’ diyerek ‘Onun isteğiyle istifadan vazgeçtikleri’ni açıklamasına tepki gösterdi. Arıtman PKK’nin Meclis’te olduğunun bir kez daha tescil edildiğini ifade ederek Cumhuriyet savcılarını göreve çağırdı.
Ankara - CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, yaptığı yazılı açıklamada, Ahmet Türk’ün istifadan vazgeçtiklerine ilişkin açıklamasını eleştirdi. Türk’ün Öcalan’a ‘sayın’ diyerek suçu ve suçluyu övme suçu işlediğini kaydeden Arıtman, “Onun istemi doğrultusunda istifadan vazgeçtiklerini ve BDP isimli sözde parti kimliğiyle tekrar Meclis’e döneceklerini açıklamasıyla PKK’nın Meclis’te olduğu bir kez daha tescil edilmiştir” dedi.
Açıklamasında, Barış ve Demokrasi Partisi’nin kısaltmasını ‘BTP’ olarak kullanan Arıtman “DTP, BTP gibi sözde parti isimleri tamamen göstermelik olup, Meclis’te grubu olan 4′ncü partinin PKK olduğu açıkça ortadadır. Bu ekipte yer alanların da aslında milletin vekili olmayıp PKK’nın sözcüsü oldukları artık net bir şekilde söylenmelidir” dedi.
Arıtman şunları söyledi:
“Bu Gazi Mecliste terör örgütünün bulunması çok acıdır ve bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin ve onun Meclisinin kurulması için kanlarını, canlarını vermiş binlerce insanın ruhu taciz olmaktadır. Ülkesinin bağımsızlığı ve bütünlüğü için evlatlarını şehit vermiş binlerce insanın da içinde yer aldığı Türk Milleti ne yazık ve ne acıdır ki sözde Milletvekili adındaki PKK sözcülerinin maaşını ödemek zorundadır. Bu durum milletimizin içine sinmemektedir.”
Uras’a da tepki gösterdi
Arıtman İstanbul Bağımsız Milletvekili Ufuk Uras’a da tepki gösterdi. Arıtman, “Ağzından barış-demokrasi sözcüklerini düşürmeyen İstanbul Milletvekili Ufuk Uras’ın da PKK’nın Mecliste grup kurmasına cansiperane katkı vereceğini söylemesiyle ne olduğu ortaya çıkmıştır. Bunların barış ve demokrasi sözcüklerini kullanmaya hiç bir şekilde hakları yoktur. 40 bin kişinin katili terörist başına liderimiz diyen, onun hazırladığı listelerle milletvekili seçilip Meclise giren, PKK’nın terör örgütü olduğunu bir kez bile söylemeyen, PKK sözcülüğü yapan bu milletvekillerinin hepsi PKK terör örgütünün amaçlarını gerçekleştirebilmek için Meclistedirler. Yaptıkları işin barış ve demokrasiyle hiç bir ilgisi yoktur. Bir yandan ırkçılık yaparken öteki yandan da terörü destekleyip, ülkemizin ve milletimizin bölünüp-parçalanmasına çalışmaktadırlar. Mecliste bulundukları süre içerisinde temsilcisi olduklarını iddia ettikleri Kürtlerin temel insan hakkı ve sorunlarıyla hiç meşgul olmayıp, tamamen ırkçı ayrımcılığı ve bölünmeyi hedefleyen bir siyaset gütmüşlerdir. En azından kendi adıma ben bundan sonra Parlamento kürsüsünden adları ne olursa olsun bunlara sadece PKK diyeceğim. Çünkü bu söz milletin sözüdür” dedi.
“Entel-dantel takımı kime hizmet ediyor?”
“PKK silahlarını Türkiye Cumhuriyeti Devletine teslim etmeden, biz terörden vazgeçtik dememişken, PKK’nın Mecliste olmasını canhıraş feryatlarla isteyen sözde aydın-entel-dantel, yazar-çizer takımı neye ve kime hizmet etmektedirler?”diye soran Arıtman, “Bu hizmetlerinin karşılığı kaç paradır söylesinler de biz Türk Milleti olarak aramızda para toplayıp bunlara verelim ki bu ülkeye ihanetten vazgeçsinler” görüşünü dile getirdi. Arıtman, cumhuriyet savcılarını göreve çağırdı.
“DTP fırsatı kaçırdı”
Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan DPT’li milletvekillerinin istifa etmekten son anda vazgeçerek Barış ve Demokrasi Partisi grubu altında TBMM’de kalmaya karar vermesinin ardından, “demokratik açılım” paketinin bu aşamada tehlikeye girip girmeyeceği ABD’de tartışılıyor.
Washington- Transatlantik Akademisi uzmanı Joshua Walker konuyla ilgili Amerika’nın Sesi’ne yaptığı açıklamada DTP’nin PKK’ye yaklaşımını eleştirdi. “DTP’nin PKK’dan kendini uzaklaştırma fırsatını kaçırması talihsizlikti” dedi.
Walker, parti yetkililerinin son birkaç gündür kendilerini Abdullah Öcalan’a yakın gösteren açıklamalarda bulunduğunu ve “demokratik açılım” sürecinde Kürtleri temsil edemediğini savundu. DTP’nin seçmen kitlesinin nispeten milliyetçi Türk partilerinde olduğu gibi daha radikal çizgide olduğunun altını çizen Transatlantik Akademisi uzmanı, parti yetkililerinin bu durumdan dolayı kültürel ve medeni haklar konularını tartışamadığını kaydetti.
Amerika’nın Sesi Radyosu’nun konuyla ilgili Alparslan Esmer ve Barış Ornarlı imzalı haberi şöyle:
“ABD’li uzmanlar, Anayasa Mahkemesi’nin Demokratik Toplum Partisi’ni kapatma kararının zamanlamasının yanlış olduğuna dikkati çekiyor. Transatlantik Akademisi uzmanı Joshua Walker’a göre Demokratik Açılım projesinin ele alındığı bir aşamada, kapatma kararı son derece kötü bir zamanda alındı.
New York merkezli İnsan Hakları Gözlem örgütünün Türkiye raportörü Emma Sinclair-Webb’e göre de DTP’nin kapatılması, hükümetin Kürt sorununun çözümüne yönelik çabalarına engel oluşturabilir. Ancak Webb tüm bunlara rağmen hükümetin Demokratik Açılımı sürdürme kararından memnun olduğunu açıklıyor. Emma Sinclair-Webb ayrıca kapatma kararının, Türkiye’nin anayasal reforma gitme ve yasalarını uluslararası insan ‘hakları standartlarına uyarlaması gerekliliğini ortaya koyduğunu savunuyor.
Sinclair-Webb, “İnsan hakları açısından bakarsak, toplanma, dernek kurma, siyasi temsil ve siyasi katılım hakları etkin biçimde engelleniyor, kısıtlanıyor” diyor. Uzman genel seçimlerde 2 milyon seçmenin bu milletvekillerine oy verdiğine işaret ediyor.
Bu duruma insan hakları perspektifinden bakan Emma Sinclair-Webb, DTP liderlerinin açıklamalarının, “ifade ve toplanma özgürlüğü çerçevesinden” değerlendirilmesi gerektiği görüşünde. İnsan Hakları Gözlem Örgütü raportörü, “İddianamede gösterilen deliller çoğunlukla şiddet içermeyen açıklamalara dayandırılıyor. Açıklamalar şiddet çağrısı yapmıyor, şiddeti teşvik etmiyor” diye konuşuyor.
Emma Sinclair-Webb, Demokratik Toplum Partisi’nin İspanya’da yasaklanan Batasuna partisine benzetilmesiyle ilgili olarak da, Türkiye’de demokrasinin İspanya’dakinden farklı olduğunu, Türkiye’deki Kürtlerin durumunun da İspanya’daki Basklardan farklı olduğunu belirtiyor.”
“Başbakan dut yemiş bülbül gibi”
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un dün yaptığı açıklamaların çok önemli olduğunu belirterek “Sayın Başbakan her konuda ahkam kesiyor, Sabah Toki’de akşam Vuslat’ta geziyorsun, bu psikolojik savaşta neredesin, sesin çıksın. Başbakan bu psikolojik savaşta dut yemiş bülbül gibi” dedi.
Ankara- Vural basın toplantısında Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un dün yaptığı açıklamaları da değerlendirdi. Başbuğ’un sözlerinin çok önemli olduğunu ifade eden Vural, “Türkiye terörle mücadele ediyor, terörle mücadele eden kurumun başındaki kişi ben psikolojik savaşla karşı karşıyayım diyor. Bu savaş hepimize karşı. Ey Başbakan, ey Sayın Arınç, ey Nihat Ergün hangi saftasınız. Bu psikolojik savaşın neresindesiniz? Sayın Başbakan TSK size bağlı değil mi, niye Genelkurmay Başkanını yalnız bıraktınız? Yoksa bu psikolojik savaşın içinde misin?” diye konuştu.
“Bu pis oyunu kim oynuyor?” diye soran Vural, Başbakan Erdoğan’a ise “Her konuda ahkam kesiyorsun. Sabah Toki’de akşam Vuslat gecesindesin. Neredesin, bu psikolojik savaşta da sesin çıksın. Başbakan dut yemiş bülbül gibi” diye seslendi. Terörle mücadele yerine müzakere edenlerin, terörü cesaretlendiren oynadığı pis tezgahın açığa çıktığını ifade eden Vural “Kandil’le İmralı’yla görüşenler nerede, güzel şeyler oluyor diyenler nerede?” diye sordu. Açılım sevdalılarının takip edilmesi ve deşifre edilmesi gerektiğini da kaydeden Vural AKP, PKK ve kapatılan DTP’yi ‘Bermuda Şeytan Üçgeni’ olarak nitelendirdi.
Yaşanan tablonun bir numaralı sorumlusunun Başbakan ve AKP olduğunu kaydeden Vural, Öcalan’ın ‘hükümet bütün yükü bana bırakıyor’ şeklindeki sözlerini hatırlatarak “Adama ihale ediyorlar, onun da sağlığı bozuluyormuş, Görünen o ki hükümet İmralı’yla her hafta görüşüyor” diye konuştu.
“MHP olarak meclis araştırması açılmasını istiyoruz”
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Abdi İpekçi Parkı’nda TEKEL işçilerine ve milletvekillerine yönelik biber gazlı polis müdahalesiyle ‘ceberrut devlet’ görüntüsü çizildiğini belirterek, “Bir provokatör el polisle işçiyi karşı karşıya getirdi, pis tezgahtar kim bu oyunu oynayan baştezgahtar kim, MHP olarak meclis araştırması açılmasını istiyoruz” diye konuştu.
Abdi İpekçi Parkı’nda yaşanan olayları ‘AKP’nin utanç tablosu’ ve ‘ceberrut devlet’ görüntüsü olarak nitelendiren Vural, AKP’nin TEKEL işçilerine verdiği sözü tutmadığını söyledi.
TEKEL işçilerinin bu nedenle kendilerini aldatılmış ve kandırılmış hissettiğini vurgulayan Vural, “Başbakan’ın talimatıyla bu insanlar acımasızca bir muameleye tabi tutulmuşlardır. Başbakan eliyle, copuyla karşı karşıya kalmışlardır. Bir tane hükümet temsilcisi işçilerin yanına gitme cesareti gösterememiştir. İşçinin yanına gidemeyen hükümet nerede asayişi sağlayacak. Bunlar terörist değil” diye konuştu. İşçilere milletvekillerinin de olduğu bir ortamda acımazsa güç kullanıldığını kaydeden Vural, MHP olarak olayla ilgili Meclis Araştırması açılmasını istediklerini söyledi.
Abdi İpekçi Parkı’ndan yansıyan görüntülerin ‘herkesi sopayla hizaya getirmek’ isteyen, milletvekillerine karşı bile tahammülsüzce davranan bir anlayışın sonucu olduğunu belirterek “Bir provokatör eliyle polisle işçi karşı karşıyla getirildi. Bunu yapan pis tezgahtar kim, bu kirli oyunu oynayan kirli baştezgahtar kim. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan olmadık, herkes haddini bilsin” dedi. Polisi siyasi talimatla kimlerin yönlendirdiğinin ortaya çıkartılması ve bunun hesabının sorulması gerektiğini ifade eden Vural, “Açılım diyorsan işte açılım. Bunun demokratik açılımla ilgisi yok. Severim senin demokrasi anlayışını. Nerede sosyal güvenlik bakanı nerede teröristbaşının yeri dar diye İmralı’ya genel müdür gönderenler. İmralı’ya genel müdürünü gönderiyorsun da işçilere niye genel müdür göndermiyorsun” diye konuştu.
Vural, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın sabah başka akşam başka konuştuğunu ve AKP’nin ‘münafık bir siyaset’ izlediğini savundu.
DTP’nin istifa kararına ilk yorum AKP’den
Kapatılan DTP’nin milletvekillerinin Meclis’te kalma kararına AKP’liler olumlu yaklaşırken, bazı uyarılarda bulunmayı da ihmal etmediler.
Ankara- Konuya ilişkin bazı AKP milletvekilleri şu değerlendirmeyi yaptı:
TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu: “Kapatılan partinin, BDP’de devam etmeleri olumlu olmuştur. Normalleşme sürecine katkılı olmasını umarım. DTP’nin kapatılmasının terörle bağlantısını dikkate alarak, yeni partide dengeli olmalı, PKK ve İmralı’ya mesafe koymaları lazım.”
TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül: “Doğrusu budur. Seçmenleri onlara sokakta değil. Parlamentoda siyaset yapmalarını istedi. Umarım bu karar, sokakları da sakinleştirir.”
AKP Diyarbakır Milletvekili Kudbettin Arzu: “Bu arkadaşlar zaten parlamentoya siyaset yapmak için gelmişlerdi. Mutlaka parlamentoda olmaları gerekiyordu. Siyasete parlamentoda devam etmeleri olumludur, doğrudur.”
İlgili haberler
CHP’Lİ OKAY’DAN DTP DEĞERLENDİRMESİ
MHP’Lİ VURAL: İÇİŞLERİ BAKANI BAŞKOORDİNATÖR
Sokak eylemleri MGK gündeminde
Milli Güvenlik Kurulu’nun 28 Aralık pazartesi günü yapılacak ‘yılın son toplantısında’, başta “Kürt Açılımı” olmak üzere, son dönemde meydana gelen sokak eylemleri ile DTP’nin kapatılması sonrasında yaşananlar ele alınacak.
Ankara- Milli Güvenlik Kurulu’nun olağan toplantısı 28 Aralık Pazartesi günü Çankaya Köşkü’nde yapılacak. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül başkanlığında gerçekleşecek yılın son toplantısının ağırlıklı gündemini demokratik açılım sürecinde yaşanan aksaklık ve sıkıntılar ile bunların aşılmasına yönelik önlemler oluşturuyor.
Alınan bilgiye göre, İçişleri Bakanı Beşir Atalay kurul üyelerine hem açılım, hem de terörle mücadele konusunda brifing verecek. Toplantıda, açılım süreci çerçevesinde terörle mücadele, terör örgütüne sağlanan dış desteğin kesilmesi, Irak merkezi hükümeti ve bölgesel Kürt yönetimi nezdinde yapılacak girişimler, dağa çıkışları önleyecek ekonomik ve sosyal planların da değerlendirilmesi bekleniyor.
Toplantıda ayrıca, demokratik açılım projesinin ortaya konmasının ardından yaşanan olaylar, Demokratik Toplum Partisi’nin Anayasa Mahkemesi kararı ile kapatılması ve bunun sonrasında sokaklara yansıyan gerilim istihbarat raporları ışığında değerlendirilecek. Kurulda, demokratik açılımın “ayrıştırıcı” değil, “bütünleştirici” olmasına yönelik önlemler üzerinde durulacağı bildiriliyor.
MGK ayrıca, Türkiye’nin güvenliğini ilgilendiren dış gelişmeleri de mercek altına alacak. Toplantıda. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın, ABD Başkanı Barack Obama ile yaptığı görüşme ve ABD’deki diğer temasları ile ilgili olarak kurula bilgi sunması bekleniyor. Bu çerçevede Afganistan’a ek asker talebi, İran’ın nükleer silahlanmasına karşı atılacak olası adımlar, Irak’taki son durum ve ABD’nin PKK ile mücadeleye katkısı da kurulda ele alınacak. Toplantıda ayrıca, AB ile ilişkiler ve Kıbrıs politikasının da değerlendirileceği bildirildi.
İtfaiyeci eylemine polis müdahalesi
İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Bimtaş A.Ş bünyesinde çalışan itfaiyecilerin özlük haklarının iyileştirilmesi istemiyle yaptıkları eylem sırasında, polis biber gazı kullanarak ve tazyikli su sıkarak müdahalede bulundu.
İstanbul- İstanbul Fatih Saraçhane’deki parkta toplanan Belediye-İş Sendikası’na üye işçiler, buradan caddenin karşı tarafında yer alan İstanbul Büyükşehir Belediyesi binasına yürümek istedi.
”İtfaiye yanıyor, İstanbul nerede?”, ”İstanbul, itfaiyene sahip çık” şeklinde sloganlar atan ve yürüyüş yapmakta ısrar eden grup, polis barikatını zorlayınca arbede çıktı.
Arbede sırasında polis, gruba biber gazı kullanarak ve tazyikli su sıkarak müdahalede bulundu. Müdahaleye ”İşçilere kalkan eller kırılsın”, ”PKK’lı değiliz itfaiyeciyiz” diyerek sloganlarla tepki gösteren grubun yürüyüşüne daha sonra izin verildi.
Belediye önüne ulaşan grup adına bir basın açıklaması yapan Türk-İş 1. Bölge Temsilcisi Faruk Büyükkucak, itfaiyecilerin demokratik bir şekilde seslerini duyurmak için toplandıklarını ifade ederek, ”Bu tabloyu yaşamak istemezdik” dedi.
Hükümetin itfaiyeciler de dahil tüm çalışan kesime karşı hasmane bir tutum içinde olduğunu savunan Büyükkucak, IMF ve Dünya Bankası’nın dayattığı programları aynen uygulayan hükümetin çalışanlarına büyük baskı yaptığını iddia etti.
Belediye-İş Sendikası Genel Başkan Yardımcısı Şükrü Erol da itfaiyecilerin canlarını ortaya koyarak İstanbul halkına hizmet verdiklerini dile getirerek, ”Buraya terör estirmeye, zarar vermeye gelmedik. Bize bu yapılanı kınıyoruz” dedi.
Erol, 2 yıldır sendikal mücadele veren itfaiye çalışanlarının bundan sonra da demokratik haklarını kullanarak, sendikal ve diğer haklarını aramaya devam edeceklerini kaydetti.
Basın açıklaması
Grup adına basın açıklamasını okuyan Belediye-İş Sendikası İstanbul 5 No’lu Şube Başkanı Nihat Altaş, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 7 Aralık’ta yaptığı İstanbul İtfaiyesi hizmet alım ihalesini Bimtaş’ın kazanamadığının açıklandığını söyledi.
İhaleye fesat karıştırıldığını öne süren Altaş, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş‘ın ”itfaiyeyi çalışanıyla birlikte satmaya çalıştığını” savundu.
Altaş, İhale Komisyonunun ihaleyi kimin aldığını açıklamadığını, 2 yıldır sözleşmeli itfaiye elemanı olarak çalışan eğitimli ve profesyonel 930 işçinin akıbetinin 31 Aralık 2009 tarihinde sona erecek sözleşmeden sonra ne olacağının bilinmediğini ifade eden Altaş, ”Değerli İstanbul halkı itfaiyeniz satılık, satıldı” dedi.
Sendikal örgütlenmelere karşı şirketlerin değiştirildiğini, böylece hem örgütlenmelerin dağıtıldığını hem de yandaş şirketlere para kazandırıldığını ileri süren Altaş, şöyle devam etti:
”İstanbul’un ortasında uluslararası havaalanı yolunda sel baskınından hayatını kaybedenlerin, selde insanların kaybolduğu bir şehirde yaşıyoruz. Ve bu olaylara müdahale eden itfaiyeciler artık huzursuz. Bu kurumda son 6 ayda 2 itfaiyeci hayatını kaybetti. Kaza, yangın, sel gibi olaylarda hem itfaiyeciler hem de halktan ölümlerin artacağı konusunda endişelerimizi var.”
Altaş, itfaiyecilerin yaptıkları iş gereği kadrolu olmaları gerektiğini vurgulayarak, bir iki gün sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne karşı 2 ayrı dava açılması için gerekli girişimlerde bulunacaklarını kaydetti.
Basın açıklamasından sonra yeniden parka giden grup, burada bir süre oturma eylemi yaptıktan sonra dağıldı.
Bir terörist teslim oldu
Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde terör örgütü PKK’den kaçan bir terörist, güvenlik güçlerine teslim oldu.
Hakkari- Jandarma yetkililerinden alınan bilgiye göre, terör örgütü PKK’nin Kuzey Irak’taki kampından kaçan bir terörist, silahsız olarak Yüksekova Jandarma Komutanlığına geldi.
Teslim olan ve pişmanlık yasasından yaralanmak isteyen teröristin, ifadesinin ardından savcılığa çıkarılacağı öğrenildi.
Kasım ayına damgasını vuran olaylar
Kasım ayına, “Kürt Açılımı” konusu, domuz gribi salgını, PKK terör örgütünün eylemleri ve Onur Öymen’in “Dersim” açıklamaları damgasını vurdu.
Ankara- Medya Takip Merkezi’nin (MTM), her ay düzenli olarak bin 700′ü aşkın gazete, dergi, TV kanalı ve haber sitesinden derleyerek hazırladığı “ayın medya gündemi” raporu yayınlandı.
Buna göre Kasım ayının en çok konuşulan gündem maddesi, geçtiğimiz ay da olduğu gibi yine “Kürt Açılımı” konusu oldu. Aylardır ülkenin en önemli gündem konusu olan “Kürt Açılımı” ile ilgili her türlü gelişme, medyanın da yakın markajındaydı. Erdoğan’ın ulusa sesleniş konuşmasının ana temaları arasında da yer alan “Kürt Açılımı” toplam 23 bin 232 haberle, Ergenekon, terör gibi diğer gündem maddelerini geride bırakarak, ilk sıraya yerleşti.
Önceki aya oranla gündemdeki görünürlüğü artan domuz gribi, Türkiye’de de yaşanan ölüm vakaları ve “aşı yaptırılmalı mı, yaptırılmamalı mı?” tartışmaları ile domuz gribi, ay içerisinde toplam 23 bin 106 haberde yer buldu.
Terör olayları yine gündemde
PKK terör örgütünün eylemleri ve bazı teröristlerin teslim olması, Kasım ayında da PKK’nın gündemde kalmasına neden oldu. Ay boyunca PKK terör örgütüne medya 13 bin 620 haberde yer verdi.
En konuşulan parti AKP
Medya Takip Merkezi’nin aylık periyotlarda hazırladığı “ayın siyaset gündemi” raporuna göre; Kasım ayında medyada en çok konuşulan siyasi parti, geçtiğimiz ay da ilk sırada yer alan AKP oldu. Son dönemin siyasi gündemine damgasını vuran AKP ay boyunca en çok, “Demokratik Açılım”, 10 Kasım’da TBMM’de yaşanan pankart krizi ve “İrticayla Mücadele Eylem Planı” konularıyla medyanın gündeminde yer aldı. Kasım ayı boyunca gazete, dergi, TV kanalı ve haber sitelerinde toplam 28 bin 732 adet haber ve yazıya konu edilen AKP’nin haber sayısı, Ekim ayına göre %6 oranında artış gösterdi. Partinin TV ekranlarında yer alma süresi ise yaklaşık 640 saat olarak kayda geçti.
CHP ikinci sırada
MTM tarafından hazırlanan aynı araştırmaya göre; yazılı, görsel ve elektronik basında, Kasım ayı boyunca en çok haber olan bir diğer siyasi parti CHP’ydi. CHP, araştırmanın gerçekleştirildiği üç mecrada toplam, 27 bin 138 adet haber ve yazıda yer aldı. İktidar partisine yakın miktarda habere konu olan ana muhalefet partisinin haberleri, önceki aya göre yüzde 1 oranında düşüş gösterdi. 10 Kasım’da TBMM’de gerçekleştirilen “Demokratik Açılım” oturumunda, CHP’li bakanların pankartlı protestosu da medyadan büyük bir ilgi gören konu başlıkları arasındaydı. Partinin ekranlarda kalma süresi ise yaklaşık 435 saat oldu.
DP’ye ilgi arttı
Aynı araştırma raporuna göre; Kasım ayı boyunca medyadan en çok ilgi gören diğer siyasi partiler ise 10 bin 973 haberle MHP, 7 bin 7808 haberle de DTP oldu. MHP’nin haber sayısında Ekim ayına göre büyük bir değişim yaşanmadı ve haber oranı yüzde 1′lik bir artış gösterdi. Ekim ayında büyük bir çıkış yakalayan DTP’nin haber sayısında Kasım ayı boyunca yaşanan yüzde 48′lik düşüş ise araştırmanın kayda değer başlıklarından biriydi. Anavatan Partisi’nin bünyesine katılmasıyla medyada öne çıkan ve Ekim ayına göre haber sayısı yüzde 46 oranında artan DP, toplam 2 bin 18 haberle basından en çok ilgi gören partiler arasında yer aldı.
Erdoğan, yaklaşık 33 bin habere konu oldu
Kasım ayında medyada en çok haber olan siyasetçi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan oldu. Yaptığı çarpıcı açıklamalarla her zaman medyanın ilgisini üzerinde toplayan Erdoğan, ay boyunca toplam 32 bin 665 haber ve yazıya konu edildi. Kasım ayı boyunca haber sayısında yüzde 22 oranında düşüş görülen Başbakan, medyada “Kürt açılımı” konusunda yaptığı açıklamalar ve muhalefete yönelik eleştirileri ile öne çıktı. Erdoğan’ın TV ekranlarında yer alma süresi ise 508 saati aşkındı.
Güler Zere’nin affı
Kasım ayı siyaset gündeminin en çok konuşulan ikinci ismi ise Abdullah Gül oldu. Gül, Kasım ayı boyunca yasadışı dinlemeler ve irtica ile mücadele eylem planı çerçevesinde ortaya çıkan ‘ıslak imza’ tartışmalarına yönelik açıklamalarının yanı sıra, terör suçundan hükümlü Güler Zere’nin cezasını affetmesi konularıyla medyadan büyük ilgi gördü. Ay boyunca yaptığı yurtdışı temaslarıyla da öne çıkan Gül, 12 bin 770 haberle ve yaklaşık 167 saatlik süreyle medya gündeminde yer aldı.
Onur Öymen’in “Dersim isyanı” açıklaması
MTM’nin aynı araştırma sonuçlarına göre; Kasım ayının en çok konuşulan siyasilerinden biri de CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen oldu. TBMM Genel Kurulu’nda, “Demokratik Açılım” konusunda yaptığı bir açıklamada “Dersim İsyanı” konusunu gündeme taşıyan Öymen, bu açıklamasıyla aya damgasını vurdu. Onur Öymen, ay boyunca aldığı eleştiri ve tepkilerle toplam 7 bin 81 haber ve yazıya konu olurken haber sayısı Ekim ayına göre % 694 oranında arttı.
1 PKK’li teslim oldu
Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde bir PKK’li daha güvenlik güçlerine teslim oldu.
Ankara- Genelkurmay Başkanlığı’nın internet sitesinde yeralan bilgiye göre, Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde, bölücü terör örgütünden kaçan 1 terörist güvenlik güçlerine teslim oldu. Böylece, 09 – 15 Aralık tarihleri arasında güvenlik güçlerine teslim olan PKK’li sayısı 11′e ulaştı.
“Kim yaparsa yapsın bu bir suikasttır”
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Tokat’taki terörist saldırıyla ilgili olarak, ”Kim yaparsa yapsın bu bir suikasttır. Faillerini yakalayıp, cezalarını vereceğiz” dedi.
Ankara- Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdür Vekili Salih Melek ile bazı İsveçli gazetecileri, Başbakanlık Merkez Bina’da kabul etti.
Kabulde yaptığı konuşmada, Türkiye ile İsveç hükümetleri ve parlamentoları arasındaki ilişkilerin yanı sıra ticari münasebetlerin de çok iyi düzeyde olduğunu belirten Arınç, İsveç’in, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine ve son dönemde gerçekleştirilen demokratik gelişmelere destek verdiğini, bu durumdan mutluluk duyduklarını ifade etti.
Konuk gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Arınç, Expressen gazetesi Muhabiri Kassem Hamade‘nin, Tokat’taki terörist saldırıyı anımsatarak, Türkiye’nin, İsveç’te bulunduğu belirtilen PKK terör örgütü üyelerinin iadesini isteyip istemediğini sorması üzerine, şöyle konuştu:
”Çok üzücü bir olay. Bu saldırıyı, hangi örgütün düzenlediği konusunda bilgiye henüz ulaşamadık. Failleri de henüz yakalanmadı. Olay araştırılıyor. PKK olabileceği gibi o bölgede geçmişten beri faaliyet gösteren bir örgüt de olabilir. Kim yaparsa yapsın bu bir suikasttır. Faillerini yakalayıp, cezalarını vereceğiz.
6-7 aydır PKK terörü olmamıştı. Çatışmazlık vardı. Bu olayın yeri ve zamanlaması ilginç geldi. Araştırıyoruz. PKK terörist bir örgüttür, suç işlemektedir ve Türkiye’nin 30 yıldan beri süregelen bir sorunudur.
PKK’yı, AB üyesi ülkeler de terörist örgüt olarak kabul etmiştir. Buna rağmen PKK’ya destek veren ülkeler vardır. En önemlisi Danimarka’dan Roj TV’nin yayın yapmasıdır. Yine Türkiye’de terör amaçlı suç işleyen kişiler Belçika’ya sığınmış ancak Belçika hak ettikleri cezaları vermemiştir. Diğer bazı ülkelerde de PKK’ya destek için kurulmuş dernek ve televizyonlar bulunmaktadır. Türk hükümeti bu konuda ilgili ülkelerin dikkatlerini çekmiştir ancak iç hukukları nedeniyle istenilen sonuç henüz alınamamıştır. İsveç hükümetinin 5-6 yıldır daha dikkatli davrandığını biliyoruz. İsveç hükümetinden şikayetçi değiliz. Türkiye, İsveç hükümetinden suçluların iadesini istedi mi bilmiyorum. Şu anda iki ülke arasında bu konuda bir sorun yok.”
Arınç, bir başka soru üzerine, geçmişte bazı Avrupa ülkelerinin, PKK terör örgütünü ”Kürt haklının özgürlük savaşçıları” olarak gördüğünü, Türkiye’nin, gerçeğin böyle olmadığını anlatması sonucu, AB ülkelerinin artık PKK’yi terör örgütü olarak kabul ettiğini söyledi. PKK sempatizanlarının, AB ülkelerinin de huzurunu bozduğunu anımsatan Arınç, bu nedenle şu anda İsveç, Finlandiya ve diğer AB ülkelerinin, PKK terör örgütü konusunda Türkiye’ye ”anlayış gösterdiğini” ve terör örgütüne ”bilinçli olarak destek vermediklerini” belirtti.
”AB sürecini başarıyla götürüyoruz”
Bakan Arınç, bir başka gazetecinin, ”AB’ye üyelik sürecinde hangi konular Türkiye’ye zorluk yaratacak?” şeklindeki sorusuna, şu yanıtı verdi:
”Bugüne kadar bütün taramalar tamamlandı. 30′dan fazla başlığın 3′te 1′i geçildi. Bazı konularda kısıtlamalar var o yüzden açılamıyor. Güney Kıbrıs Rum tarafı, Fransa ve diğer bazı ülkeler… Diğer konu başlıkları çok rahat açılıyor ve geçici olarak kapatılıyor. Müzakereler başlayalı 4 yıl oldu, AB sürecini başarıyla götürüyoruz. Zaman zaman Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Almanya Başbakanı Angela Merkel’in tavırları bizi üzüyor ama pek çok dostumuz var. Onlar bize yardımcı oluyor. Zorluklar bu işin doğasında var. Geçmişte İngiltere; İspanya ve Portekiz’in vetosuyla karşılaşmış. Lizbon Anlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle işlerin daha da yoluna gireceğini düşünüyorum.”
Arınç, ”bazı AB üyesi ülkelerin liderlerinin kendi politik gelecekleri için yabancı düşmanlığı yaptığını” kaydederek, ”Batı ile ABD ile ilişkilerimiz çok iyi. Bölgede, barış ve demokrasi içinde yaşayan tek ülkeyiz. Komşularla ilişkilerimiz iyi. Hem bölge hem de dünya barışına katkı sağlamak istiyoruz” dedi.
”Biz, İran’la masaya oturur, onu ikna ederiz”
Bir gazetecinin, Türkiye’nin, İran ile nükleer konularda diyalog kurmayı nasıl başaracağına ilişkin sorusu üzerine Arınç, şunları söyledi:
”Türkiye, bölgesinde prestijli bir ülke. Suriye-İsrail, Lübnan-İsrail arasında ‘arabuluculuk’ denildiğinde iki ülke de ‘Türkiye’ diyor. Suriye-ABD ilişkileri bozulsa, arabulucu Türkiye oluyor. Azerbaycan-Ermenistan, Rusya-Gürcistan arasında sorun olsa… Türkiye güvenilen, sözüne itibar edilen bir ülke.
İran, barışçıl amaçlı nükleer program yürütebilir. Bunu birçok ülke yapıyor. Nükleer silah konusunda ise İran dahil tüm ülkelere karşıyız. Bunu, bölgedeki bazı ülkelerde nükleer silah bulunduğunu bilerek söylüyoruz. ABD ve bazı ülkeler, nükleer silah gerekçesiyle İran’ı dışlamaya, ambargo uygulamaya çalışıyor. Biz, ‘diyalog’ diyoruz. ‘Bunu yapamazsanız, biz yapalım’ diyoruz. Biz, İran’la masaya oturur, onu ikna ederiz. Diyalog kapıları kapanırsa bu işler yürümez.”
”Din özgürlüğü halk oylamasına sunulmaz”
Arınç, ”Türkiye Müslüman bir ülke olduğu için mi AB’ye üyeliğine karşı çıkılıyor?” sorusuna da geçmişte bu gerekçeyle karşı çıkıldığını ancak son dönemde yapılan itirazların ”ülkelerin değil, politikacıların itirazları” olduğunu belirtti. Arınç, Sarkozy ve Merkel gibi politikacıların, kendi politik gelecekleri için Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıktığını vurguladı.
Türkiye’nin, AB ile ilişkilerinin politikacılara değil, sözleşmeye dayandığına dikkati çeken Arınç, Türkiye’nin ”sözleşmenin şartlarını yerine getirmesi halinde birliğe kabul edileceğini” söyledi.
İsviçre’de minare konusunda yapılan halk oylamasıyla ilgili soru üzerine ise Arınç, Türkiye’nin bu olaydan üzüntü duyduğunu, ”Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den sokaktaki vatandaşa kadar tepki gösterildiğini” ifade etti.
Arınç, konunun İsviçre’nin iç hukuk meselesi olduğunu ancak ”din ve vicdan özgürlüğünün halk oylamasına sunulamayacağını” kaydetti.
Tüm ibadethanelerin açık olması ve insanların ibadetlerini yapabilmesi gerektiğini dile getiren Arınç, ”Bir katedral nasıl oluyorsa, bir cami de minaresiyle birlikte olmalı. İnsanların inanması, inanmaması halk oylamasıyla çözülecek bir şey değil. İsviçre çok yanlış yaptı” diye konuştu.








