“Bazı belediyelerin arkasında terör örgütü var”
DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, AKP iktidarının Türkiye’nin tamamında otorite sağlayamadığını savunarak, ”Bazı bölgelerimizde bazı belediyeler siyasi otorite kurmuşlardır. Vatandaşlar devlete itaat yerine belediyelere itaat etmektedir. O belediyelerin de arkasında terör örgütü vardır” dedi.
Ankara- Hüsamettin Cindoruk, DP Yerel Yönetimler 1. İstişare Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, DP’nin Türkiye’ye çağdaş yerel yönetim anlayışını getiren parti olduğunu söyledi.
DP’li belediyelerin şehirleri ”uçurduklarını”, şeffaf belediyecilik anlayışıyla kentlere eşsiz hizmetler yaptıklarını ifade eden Cindoruk, ”Bizim belediyelerimizde dedikodu, ihale yolsuzluğu, torbacılık olmadı” dedi.
Merkezi yönetim ne kadar başarılı olursa, yerel yönetimlerin de o derece başarılı olacağını, yerel yönetim disiplininin aynı zamanda ülke disiplini de olacağını belirten Cindoruk, Türkiye’de merkezi yönetimin etkinliğinin azaldığını ve Anayasal kurumların tartışılır hale geldiğini öne sürdü.
Cindoruk, TEKEL işçilerine polis müdahalesini de eleştirerek, ”TEKEL işçileri haksızlığa uğramıştır. Copla göstericileri dağıtırsın ama gösteri nedenini dağıtamazsın. Haksız, hukuksuz yapılan özelleştirmelerin hesabını soracağız” diye konuştu.
”Eğer açılım planınız buysa ben taş koyuyorum”
Son günlerde yaşanan şiddet olaylarına değinen ve siyasi partiler arasındaki gerginliği eleştiren Cindoruk, şunları kaydetti:
”Meclis’te büyükler kavga ederse, birbirlerinin yüzüne bakmazlarsa ancak Şeb-i Arus’ta el sıkarlarsa, sokakta çocuklar da kavga eder, molotofkokteyli atarlar. Böyle bir devlet yönetimi, demokrasi olur mu?
Geçmişin tecrübeleri ışığında, bir ağabey olarak sesleniyorum, ‘bu gidiş iyi gidiş değil’. Yargı organları birbiri ardından konuşuyor, MİT başkanları tutuklanıyor, devlet kurumları karşı karşıya geliyor. Devletin organları karşı karşıya gelirse yönetim ritmi bozulur. Böyle bir ortamda hükümetin sessiz kalması acizliğini gösterir.”
Cindoruk, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın da ”demokratik açılım” sürecine ilişkin yaptığı açıklamaları da eleştirerek, yeni kurulması düşünülen komisyonlar ile Kamu Güvenliği Müsteşarlığı’nın gereksiz olacağını savundu.
İçişleri Bakanı Atalay’ın açıklamalarında ”katkı sağlamayan sürece taş koyar” dediğini hatırlatan Cindoruk, ”Eğer sizin açılım planınız buysa ben taş koyuyorum” dedi.
Hükümetin, Türkiye’nin her yerine egemen olamadığını ve bu süreç böyle devam ederse Türkiye’nin daha da sıkıntılı günler yaşayacağını iddia eden Cindoruk, ”Bazı bölgelerimizde bazı belediyeler siyasi otorite kurmuşlardır. Vatandaşlar devlete itaat yerine belediyelere itaat etmektedir. O belediyelerin de arkasında terör örgütü vardır. İktidar partisi yalnız kalmıştır, devlet yönetiminde zorluğa düşmüştür” diye konuştu.
Cansu Dere: Sosyal fobim var
Cansu Dere diyor ki, “Oyuncunun iyisi kötüsü yok mu? Magazincinin de vardır elbette. Ben bir erkek kameraman ve bir kadın muhabir görünce aranızda bir şey var mı diye sormuyorum.” Soğuk görüntüsünün altında belli ki bu düşünceler var Dere’nin. Magazin basınından yana çok dertli. “Karşı cins ile sevişmeden de ilişki kurabilirim” demesi de bu yüzden.
Cumhuriyet/ Hafta Sonu- Cansu Dere, eski Türkiye güzellerinden… Dünün revaçta mankeni, bugünün aranılan bir oyuncusuna dönüştü… O, hem “Ezel” gibi hayranları katlanarak çoğalan bir dizide, hem de “Seni yakacaklar” diye bas bas bağıran arabesk kara mizah denemesi “Acı Aşk”ın başrolünü üstleniyor. Özellikle Acı Aşk’taki körken aydınlığa kavuşan, saf kadından intikam meleğine dönüşen Cansu’yu sevdim. Üstelik dizilere inat, komik, muzip ve cana yakın bir karakter bu… Söyleşi sürerken kaşla göz arası Cansu’ya soruyorum, “Boy, pos ve endam, hepsi bende var. Benden manken olur mu?”… Ustalıkla ve tatlı dille savuşturuyor, “Olmasına olur ancak unutma ki; herkes bildiği işte daha iyidir”.
• Ne yalan söyleyeyim, egosu yüksek, mesafeli ve kibirli bir buzdağı beklerken, tam terse yatıp, şaşırıyorum. Cansu Dere, tek derdi sinema olan, son derece sıcakkanlı bir kadın. İçi dışı bir… Hemen koyu bir sohbete daldık, söyleşiyi unutup birbirimize film önermeye başladık. Ancak bir şey gözümden kaçmıyor, film ve dizilerden konuşurkenki rahatlığı, “yalan haber” mevzularına gelince ortadan kalkıyor ve bacaklarını oynatacak denli sinirlenip, sesi değişiyor. Bu tür haberlerin bir çok ismi asosyalleştirip, sokağa çıkaramaz hale getirdiği gerçeği önümüzde dururken, tepkisine hak vermemek elde değil.
- Acı Aşk, arabesk soslu ve doğuya özgü bir tür “Vicky Cristina Barcelona”… Absürt, tuhaf ve leziz… Bir erkek ve üç kadına dair bu çetrefilli aşk örgüsü, elbette kara mizah ile demleniyor. Katılır mısınız?
Katılıyorum ve söylendiğinde çok sıradan gibi görünen bir durum, bu anlatım şekliyle farklı bir hale dönüşüyor. Bambaşka bir tat oluşuyor. Haziran 2009’da geldi senaryo. Yönetmen Taner Elhan ve senarist Onur Ünlü ile uzun uzun konuştuk, performans beklenilen bir roldü. Deneme çekimi yapıldı ve ben bu rolü, almış gibi oldum. Sonra okuma üzerine çalıştık ve ardından da iki aylık çekim süreci başladı. İlk filmini çeken Taner, konuşurken insanı rahatlatan bir yönetmen… Filmde doğaçlamaya ihtiyaç duymadı, çünkü senaryo dört dörtlüktü.
Rolüm için araştırma yaptım
- Canlandırdığınız Oya karakterinin başına gelenler, Yeşilçam klişelerine göndermelerde bulunuyor. Görme engelli rolüne nasıl hazırlandınız?
Ceyda Düvenci’nin annesi Zümrüt Düvenci görme engelli, onunla hayli vakit geçirdik. Ardından internetten araştırma yaptım, Altı Nokta Körler Derneği’ne gittim. Doğuştan ve sonradan görme engelli insanlarla tanıştım. 20 yaşındaki genç bir kadının dünyası, göz tansiyonu nedeniyle bir anda kararabiliyor. Ancak daha da acısı, beş, altı yaşında kör olan insanlar… Düşünün çocuk kafasıyla kalan bir dünya.
- Fotoğrafçı Oya’nın sevdası hayli gözü kara… Sahiden bir kadın, aşk uğruna her şeyi göze alabilir mi?
Herkesin ‘her şey’i farklı gibi geliyor bana… Kadınların da öyle… Neredeyse bütün kadınlar hayatlarında en az bir kere her şeyi göze aldım demiştir. Kimi Oya gibi cinayeti hak görmüştür kimi de çok basit bir şeyi… Ama her şeyi göze almıştır.
Bana güzel kız rolü verilmesin
- Sizi daha çok dram ağırlıklı dizilerden tanıyoruz. Komedide de rol almak ister misiniz?
Tabii ki komedi filminde oynamak isterim. Komedinin çok zor olduğunu düşünüyorum ve iyi komedi yapanlara sonsuz saygı duyuyorum.
- Oya’nın sergisinde, Cansu Dere’nin çektiği fotoğrafları görürüz. Bu hissin tarifi nedir?
Garip bir his bu… Seyrederken o sahneyi, Oya’nın dışına çıktım. Her bir karenin ayrı bir hikâyesi var. O kareler artık hem benim hem de Oya’nın. Oya’ya hikâyeler yazdım. O kareyi nerde, nasıl ve ne hissederek çekmiştir acaba diyerek…
- Fotoğrafçılık sevdasına nasıl kapıldınız?
Sıla dizisi çekimi sırasında Mardin’de kalıyorduk. Menderes ağabeyle (Samancılar) ile birlikte yol, iz bilmeden dolaşıp fotoğraf çekmeye başladık. Hatta arabaya atlayıp Siirt’e, Dargeçit’e, Hasankeyf’e gittik. Oranın öykülerini ve o anı yakalayabilmek turistlere göre değil, kalabilmek ve yaşayabilmek gerekiyor. Bu sonra bende bir tutkuya dönüştü. Çocuk fotoğraflarını çekmeyi seviyorum. Çocuk adamlar diyorum ben onlara. Ama sergi açmayı düşünmüyorum, bu yüzden Acı Aşk’ın önemi benim açımdan büyük.
- Sizin için dizi ve film arasında fark var mı?
Kesinlikle var. Ancak bu benim işim, her ikisini de saygı ve itinayla yapıyorum. Ve daha çok filmde oynamak istiyorum, güzelliğimle ön plana çıkmadan. Mümkünse bana güzel kız rolü verilmesin.
Sosyal fobim var
- İstisnasız hemen her gün gazete ve televizyon kanallarında oyunculuk dışında adınızın geçtiği haberleri okumak ve izlemek sizi kızdırmıyor mu?
Ben bir asosyalim ve normal bir hayatım var. Sosyal fobiye sahip bir insanım, geceleri evden çıkmak beni rahatsız eder. Pijamalarımla evimde otururken en ufak bir alakamın dahi olmadığı yalan haberleri izlemek ve dedikodu için avukatım aracılığıyla yazı göndermek zorunda mıyım? Artık gazetelerde sadece köşe yazarlarını okuyorum. Ciddi gazeteler dışındaki yayın organlarına bakmıyorum bile… Yanımda kimi görseler adımı onunla anacaklar, bir gün olsun karşılarına geçip bir açıklama yaptım mı? Ben konuşmuyorsam, onlar ne hakla benim olmayan cümleleri kurabiliyorlar. Sonuçta yaşım 30’a geldi. Ben bir yetişkinim. Karşı cins ile sevişmeden de ilişki kurabilirim. Bela geleceğine eve kapanırım. Yalnızca işimi yapmalıyım ve saygımı kaybetmemeliyim. Oyuncunun kötüsü yok mu, magazincinin de iyisi vardır elbette. Ama ben, kültür ve sanat haberleri dururken magazin ile anılmak istemiyorum. Bir erkek kameraman ve bir kadın muhabir… Aranızda bir şeyler var mı diye onlara her hangi bir ithamda bulunmuyorum. Yalan ve ahlaksızlık, asla kabul edemeyeceğim şeyler.
Ezel’de özellikle Tuncel Kurtiz’in canlandırdığı “Ramiz Dayı” fenomene dönüşmüş durumda…
Ezel, gerçekten çıtayı yükselten bir dizi… Yönetmenimiz Uluç Bayraktar, senaristlerimiz Kerem Deren ve Pınar Bulut, daha iyiye gidebilmek ve sinema havası yaratabilmek için sürekli çalışıyorlar. Dizide Hasan Sabbah’tan Oscar Wilde’e dek her şey var. İzleyiciyi hem keyif alsın hem de bilgilensin diye… Tuncel Kurtiz, hepimiz için bir şans. Uğur Yücel’in Alacakaranlık dizisinde Tuncel ağabey, babamı canlandırmıştı. Bana öyle bir bağırmıştı ki, resmen gözlerim dolmuştu. Asla unutamam. O bir tarih. Tuncel Kurtiz yanınızdayken kendinizi bir hiç gibi hissediyorsunuz.
- Sıla’dan Ezel’e oyunculuk adına neler değişti?
Sıla’dayken sesimle ilgili problemler yaşıyordum. Daha da aşağı alıyordum sesimi… Sıla’dan sonra uzun bir süre çalışmadım. Çağan Irmak’ın Kâbuslar Evi: Takip’inde ve Son Osmanlı Yandım Ali’de rol aldım. Ezel’deki Eyşan ise apayrı bir karakter. Bir kadının kötü yanlarını da ortaya koyabiliyor.
- Eski Türkiye güzellerindensiniz ve oyuncu olmadan önce mankenlik yaptınız.
Türkiye 3. güzeli olmamın üzerinden neredeyse 10 yıl geçmiş. Yaş almak acayip bir şey. Bugüne dek asla pişman olmadım ama şimdi geçmişe dön deseler asla dönmezdim. Yurtdışında top modeller dışında kalan mankenleri kim tanır ki… Orada önemli olan taşıdığınız kıyafet ve ünlü moda evlerinin defileleridir. Örneğin Charlize Theron da mankenlik kökenli… Mankenlik bazen basamak görevi görüyor. Mankenlik adına başka şeylerle uğraşanlar ile işini layıkıyla kotaranlar vardır. Tam sınırdasınızdır ve kimin ne olduğu aslında bellidir.
- Kenan İmırzalıoğlu da eski bir manken…
İktisat okuyan, zeki, duyarlı ve oyunculuk yeteneğiyle öne çıkmayı başarabilmiş bir isim Kenan İmirzalıoğlu. Zaten kötü bir oyuncu olsanız devamı gelmez ki…
“BDP’ye katılırım”
Kapatılan DTP’nin milletvekillerinin, Barış ve Demokrasi Partisi adıyla Mecliste grup kurabilmesi için 20. milletvekili olarak gözlerin çevrildiği İstanbul Bağımsız Milletvekili Ufuk Uras, ”BDP’ye katılırım. Meclis üzerinden çözüm üretilmesi konusunda benim de naçizane bir katkım olmuş olur” dedi.
Ankara- Uras, kapatılan DTP’nin Genel Başkanı Ahmet Türk‘ün, siyaseti BDP’de sürdüreceklerine ilişkin kararını, değerlendirdi.
Türk’ün kararını, ”çok olumlu” olarak nitelendiren Uras, toplumsal muhalefet örgütlerinin, aydınların, sanatçıların, yazarların, halkın talepleri doğrultusunda hareket edilmesinin önemli olduğunu söyledi.
Uras, ”Önümüzdeki süreçte TBMM’nin çözüm yeri olarak gösterilmesi ve siyaseten somut adım atılması, hem toplumdaki gerginlikleri azaltacaktır hem de barış ve demokrasi konusundaki özlemlerin karşılığı bulunacaktır” diye konuştu.
”Siyaseti kilitleyen değil, kilitleri çözen”
BDP’nin, Mecliste 20 milletvekiliyle grup kurabilmesi için bir milletvekillinin eksik olduğunun anımsatılarak, bu konuda kendisine talep gelip gelmediğine ilişkin soruya Uras, ”Böyle bir talebin gelmesine gerek yok. Zaten baştan böyle bir dayanışmayı göstereceğimi, Meclisin renklerinin solmaması için bir grup olarak, barış ve demokrasinin ifade edilmesi için elimden gelen katkıyı yapacağımı ifade ettim. Biz siyaseti kilitleyen değil, kilitleri çözen bir misyona sahip olmak durumundayız” karşılığını verdi.
Uras, BDP’ye katılıp katılmayacağına ilişkin, ”Katılırım. Meclis üzerinden çözüm üretilmesi konusunda benim de naçizane bir katkım olmuş olur” dedi.
Bir oyunun bozulmuş olduğunu dile getiren Uras, ”TBMM’nin, toplumdaki gerginliklerden medet uman yaklaşımlara resti çektiğini” kaydetti.
Ufuk Uras, bu saate kadar Ahmet Türk ile bir görüşmesinin olmadığını sözlerine ekledi.
DTP’nin kararını Güneydoğu olumlu karşıladı
Kapatılan DTP’nin Genel Başkanı Ahmet Türk’ün, siyaseti Barış ve Demokrasi Partisi’nde sürdürme kararı aldıklarına ilişkin açıklaması, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde olumlu karşılandı.
Diyarbakır- Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Selçuk Mızraklı, Ahmet Türk‘ün açıklaması ile ilgili olarak, kapatılan DTP milletvekillerinin istifa kararının demokratik bir refleksin tepkisi olduğunu söyledi.
Bu kararın ardından siyasete geri dönen milletvekillerine yönelik bakış açısının değişmesi gerektiğini ifade eden Mızraklı, ”Siyasete devam kararı ortamı zenginleştirmek açısından doğru bir karardır. Bu karar gerilimi düşürür ve demokratik çözüm çabalarına sinerji katar” dedi.
Şırnak Baro Başkanı Nuşirevan Elçi ise siyasetin merkezinin parlamento olduğuna vurgu yaparak, ”Yerinde ve doğru bir karardır. Bundan sonraki çalışmalarında başarılar diliyoruz. Grup kursalar da kurmasalar da parlamentoda siyasete devam etmeliler. Beklediğim bu karar ortamı yumuşatır” dedi.
Güneydoğu Gazeteciler Cemiyeti Başkanı (GGC) Faruk Balıkçı ise siyasi sorunların çözüm yerinin Meclis olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
”Bu nedenle kapatılan DTP milletvekillerinin Meclis çatısı altında siyasete devam kararını doğru buluyor ve destekliyorum. Bu karar, ayrıca son günlerde yaşanan gerginliği azaltacak ve sorunun çözümüne katkı sunacaktır. Bu kararın ardından sağduyu hakim olur. Meclis’ten çekilme açıklaması, Anayasa Mahkemesi’nin kararına karşı verilen bir tepkiydi.”
“Demokratik açılım süreci de uzamış olacaktı”
Batman Ticaret ve Sanayi Odası (TSO) Başkanı Mehmet Teymur da, kapatılan DTP’li milletvekillerinin siyasete devam kararını çok yerinde bulduklarını belirterek, bu kararın alınmasında sağduyunun hakim olduğunu söyledi.
Kararın sürpriz bir karar olmadığını ifade eden Teymur, şöyle konuştu:
”Bölgedeki sivil toplum kuruluşları ve oda başkanları olarak bu konuda çeşitli girişimlerde bulunduk. Kapatılan DTP’nin il başkanları ve belediye başkanlarını ziyaret ederek sorunlarının çözümünün tek adresinin Meclis olduğunu belirttik. Bölge iş adamları ve sivil toplum örgütleri olarak üzerimize düşeni yaptığımıza inanıyoruz. Onlar da bölgeden gelen bu çağrıyı dikkate alarak böyle bir karar aldılar diye düşünüyorum. İstifaları Türkiye’de ara seçime kadar giden belirsiz bir süreç yaşanmasına neden olabilirdi. Ülkenin bunlarla kaybedecek zamanı yok. Demokratik açılım süreci de uzamış olacaktı. Halk barışı istiyor. Barış ve huzur tesis edilmeden iş, aş, ekmek yatırım beklemek söz konusu olamaz.
Hükümetimiz ve Sayın Başbakan demokratik açılım konusunda son derece kararlı. Kendisine sonuna kadar güveniyoruz. Bu ülkede bin yıldır birlikte yaşadık. İnşallah sağduyu ile bu sorun en kısa zamanda çözülecektir.”
Güneydoğu Ekspres Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Adnan Şimşek ise parti kapatmanın yanlış bir karar olduğunu ifade ederek, ”Siyasete devam kararı doğru ve olması gereken bir karardır. Milletin sorunları Millet Meclisi’nde çözülür” şeklinde konuştu.
Açılıma katkı sunar
Mardin Ticaret ve Sanayi Odası (TSO) Başkanı Mehmet Ali Tutaşı da, sorunların çözüm adresinin Meclis olduğunu belirterek, bölge iş adamları olarak milletvekillerinin istifa etmelerinden yana olmadıklarını söyledi.
Kapatılan DTP milletvekillerinin BDP içerisinde siyasete devam edecek olmalarının sevindirici bir karar olduğunu ifade eden Tutaşı, ”Böylece demokratik açılım çalışmaları da sekteye uğramamış olacak. Milletvekillerinin istifası ülkede huzursuzluğu ve belirsizliği körüklerdi. Bu karar, demokratik açılım çalışmalarına son derece olumlu katkı sunar” dedi.
İlgili haberler için
Davutoğlu-Paet ortak basın toplantısı
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Estonya Dışişleri Bakanı Urmas Paet ile yaptığı ortak basın toplantısında gündeme ilişkin konulara değindi.
Ankara- Tekel işçilerinin eylemi ve polisin müdahalesine yönelik bir soru üzerine Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin demokratik bir ülke, aynı zamanda da hukuk devleti olduğunu belirterek, şunları kaydetti:
“Türkiye’de belli politikalardan hoşnutsuzluk söz konusu olduğunda, bu hoşnutsuzluğun demokratik haklar kapsamında nasıl dile getirileceğinin kuralları bellidir. Bu da, herhangi bir demokratik ülkede olduğu gibi, izinli gösteriler, mitingler ve protestolar şeklinde yapılabilir. İzinli gösteri ve yerler konusunda herhangi bir kısıtlama olursa, tabii ki bu demokratik haklara aykırı olur. Ama eğer bu gösteri yapma özgürlüğü herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda, gece ve gündüz demeksizin, sınır tanımaksızın kullanılmaya kalkışılırsa, bu sefer de kamu düzeni sarsılmaya başlar.”
“Dünkü gelişmeler bizim görmek istemediğimiz tablolardır” diyen Davutoğlu, bunun için her zaman Türkiye’de hukuk devletine uygun, demokratik hakların hukuk devleti çerçevesinde kullanılan bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini söyledi.
Dauvtoğlu, gelişmelerin birkaç gündür ve gece yarılarına kadar sürdüğünü belirterek, Türkiye’deki kurallara göre bu anlamda getirilen sınırlar olduğunu kaydetti. Bu konuda gösterilen bir sabrın söz konusu olduğunu ifade eden Davutoğlu, ancak bu anlamda istenmeyen, tasvip edilmeyen gelişmeler de olduğunu belirtti. Davutoğlu, “Ama bu güvenlik güçlerimizin tavırlarında sadece göz önüne alınmamalı, demokratik haklar ve hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde kullanılmalı. Bu çerçevede kullanıldığında süreklilik arz edebilir. Biz Türkiye’nin en üst demokratik standartlara kamu düzenini bozmamak üzere ulaşmasını temel ilke olarak benimsiyoruz. Bu gelişmelerin bu çerçevede, esas itibariyle demokratik yapımıza ve hukuk devleti esaslarına uygun şekilde ele alınması gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu.
NATO Genel Sekreter yardımcılığı
NATO Genel Sekreter yardımcılığı için Büyükelçi Hüseyin Diriöz‘ün adının geçtiği yönündeki haberlerin hatırlatılması üzerine Davutoğlu, Türkiye’nin bütün uluslararası örgütlerde etkin görevler üstlenme konusunda kararlı olduğunu belirterek, bunun noktasal bir hedef değil, bir strateji olduğunu kaydetti.
Türkiye’nin üye olmadığı kuruluşlarda dahi oynadığı etkin rollere işaret eden Davutoğlu, Türkiye’nin en fazla katkıda bulunduğu ve Soğuk Savaş döneminde büyük sorumluluklar üstlendiği NATO’da, uzun yıllardır çok önemli üst düzey görev almamış olmasının bir çelişki olduğunu ifade etti. Davutoğlu, bu çerçevede yoğun temasların yapıldığını kaydetti.
Son dönemde bu çerçevede askeri temsil konusunda bir iyileşmenin söz konusu olduğunu belirten Davutoğlu, “Askeri alanda sağlanan iyileşme dışında istiyoruz ki, NATO’nun yönetiminde de Türkiye daha aktif olarak rol alsın. Ama bunun ne zaman hangi yolla gerçekleşeceği bu çabalar içinde belli olacak” dedi.
Davutoğlu, hemen şu anda var olan bir genel sekreter yardımcılığını mı, kurulacak yeni bir genel sekreter yardımcılığını mı üstlenilebileceğinin ya da başka hangi etkin görevlerin alınabileceğinin, bunların hepsinin önünün açık olduğunu söyledi. Davutoğlu, konuyu, ‘Türkiye hemen yarın bir post alacak’ gibi değerlendirmenin doğru olmayacağını, ancak hedefin bu doğrultuda olduğunu bildirdi.
İran nükleer programı
İran’ın nükleer programına ilişkin bir soru üzerine Davutoğlu, “Biz bu krizin diplomatik yollarla aşılması gerektiğine inanıyoruz” dedi.
Türkiye’nin son aylarda bu yönde yoğun çaba sarf ettiğini belirten Davutoğlu, bu yöndeki çabaların süreceğini ifade etti. Davutoğlu, “Ümit ederiz ki, İran’ın barışçıl nükleer enerji elde etme hakkını gözeten, ancak nükleer silahlanmaya herhangi bir şekilde, kimin elinde olursa olsun izin vermeyen bir düzenleme gerçekleşir ve bölgemiz, dünya bu anlamda huzura kavuşur” dedi.
“AB, Türkiye için stratejik bir hedeftir”
Davutoğlu, Estonya Dışişleri Bakanı Urmas Paet ile görüşmesinden sonra düzenlenen ortak basın toplantısında, Türkiye ile Estonya arasında uluslararası her alanda karşılıklı destek bulunduğunu belirterek, ekonomik ilişkilerin iyi seyrettiğini ve 500 milyon dolara yakın mevcut ticaret hacminin giderek artacağını kaydetti.
Ekonomik ilişkilerin gelişmesi ve turizmin artması için hava bağlantısının önemine dikkati çeken Davutoğlu, konuk bakanla görüşmesinde Türk Hava Yollarının gelecek iki yılın ilk yarısında seferlere başlamasını temin etme konusunda anlaştıklarını söyledi.
Davutoğlu, Estonya ile Türkiye arasındaki kültürel ilişkilerin de iyi olduğunun altını çizdi ve Estonya’nın iki üniversitesinde Türkçe eğitimi verildiğini ve iki ülke arasında öğrenci değişiminin bulunduğunu ifade etti.
İstanbul’un 2010, Estonya’nın başkenti Tallinn’in de 2011 yılında AB kültür başkenti olacağını hatırlatan Davutoğlu, “Bu anlamda işbirliğinin sürdürülmesine karar verdik” dedi.
Davutoğlu, vize kolaylıklarının daha da artması için konuk bakanla görüşmelerde bulunduklarını belirterek, Türk tarafının Estonya’ya vize uygulamadığını söyledi.
“Estonya’nın resmi pasaportlara gösterdiği kolaylığı ve Şengen sistemi içerisinde daha başka ne gibi kolaylıklar gösterebileceğini ele aldık” diyen Davutoğlu, bu konuda da ciddi ilerlemeler sağlanacağını ümit ettiklerini kaydetti.
AB’yi ve Kıbrıs konusunu ele aldıklarını ifade eden Davutoğlu, Estonya’nın, Türkiye’yi AB üyeliği sürecinde ciddi anlamda destekleyen ülkelerin başında geldiğini söyledi ve AB’nin, Türkiye için stratejik bir hedef olduğunu ve bu stratejik hedefin önündeki engellerin objektif değil, tamamıyla subjektif engel niteliği taşıdığını ifade etti.
Kıbrıs konusunda son AB kararlarına yansıyan bazı unsurların Türkiye’yi ne kadar rahatsız ettiğini konuk bakanla paylaştığını kaydeden Davutoğlu, “her ne surette olursa olsun Türkiye’nin AB konusundaki kararlılığının devam edeceğini” vurguladı ve “Türkiye’nin Kıbrıs’ta kalıcı ve kapsamlı çözüm bulma çabaları sürecek” dedi. Davutoğlu, bu konuda Estonya’nın da destek olacağını, Türkiye’nin de Estonya’nın verdiği bu destekten ötürü memnun olduğunu ifade etti.
Davutoğlu, “AB üyelerinin çoğu, Türkiye’ye bu anlamda destek vermektedir. Ümit ederiz ki bu konuda şu ana kadar beklediğimiz objektif tutumu göstermeyen ülkeler de yaptıkları stratejik hatanın farkına varırlar” dedi.
Estonya Dışişleri Bakanı Urmas Paet
Estonya Dışişleri Bakanı Urmas Paet de, “Davutoğlu’nun Türkiye-Estonya ilişkileri açısından söylediklerine yüzde 300 katıldığını” söyleyerek, Türkiye’nin her zaman açık ve net bir şekilde Estonyalılara karşı takındığı olumlu tavır için minnettar olduklarını belirtti.
Türkiye’nin, Sovyetler Birliği işgaline net bir şekilde karşı durduğunu ve Estonya’nın NATO üyeliğine destek verdiğini hatırlatan Paet, ayrıca hava sahalarının korunması konusunda kendilerini destekleyen ilk NATO ve Akdeniz ülkesinin Türkiye olduğunu ifade etti.
Paet, Türkiye’nin 2008 yılında Estonya vatandaşlarına vize uygulamasını kaldırmasının kendilerini çok memnun ettiğini ifade ederek, kendilerinin de Türkiye için diplomatik ve hizmet pasaportlarında aynı kararı aldıklarını söyledi.
Geri kalan vize uygulamalarının Şengen çerçevesinde olduğu için Şengen ülkelerinin ortak kararını gerektirdiğini belirten Paet, kendilerinin gelecekte uzun vadeli ve çok girişli vize verme konusunda planlar yaptıklarını ve böylelikle Estonya’nın Türk halkı tarafından daha fazla ziyaret edileceğini arzu ettiklerini kaydetti.
Paet, gelecekte Türkiye’nin, AB’ye aday ülke olarak vize sisteminin liberalleştirilmesi konusunda daha sağlam adımlar atacağını ümit ettiklerini de sözlerine ekledi.
“Estonya, her zaman AB’nin genişlemesi taraftarı bir ülke olmuştur” diyen Paet, “Türkiye’nin de müzakereleri tamamlayıp tüm AB kriterlerini karşıladığında hiç tartışmasız üyelik hakkını elde etmesi gerektiğini” vurguladı.
Paet, Kıbrıs meselesine dair olumlu neticelerin en kısa zamanda alınmasını arzu ettiklerini söyledi ve “Türkiye’nin diğer fasıllarda da görüşmelere en kısa zamanda başlayabilmesini ümit ediyoruz” dedi.
Türkiye’nin kendi bölgesindeki faaliyetlerini de değerlendiren Paet, “Özellikle Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesi çabasını son derece önemli adımlar olarak düşünüyorum” dedi ve sözlerine şöyle devam etti:
“Türkiye’nin Orta Doğu’da genel anlamda atmosferi düzeltmek için Suriye, İsrail ve tüm diğer ülkelerle sarf ettiği çabaların çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bütün bunların çok doğru bir ivme yarattığını ve böyle bir ortam içerisinde Kıbrıs meselesinin de son derece olumlu bir şekilde neticelenebileceğine dair inancımı tekrar etmek istiyorum”.
Paet, Türkiye’den ülkelerine gelmek isteyen herkese Estonya’nın kapılarının açık olduğunu sözlerine ekledi.
YÖK’ün katsayı kararı
Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, ”Katsayılarla ilgili son alınan karara yönelik bir başvuru olur ve karar iptal edilirse sınav takvimi aksar. Bu da üniversitelerin açılmasını etkiler ve üniversiteler zamanında açılamaz” dedi.
Ankara- Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. ÜnalYarımağan, Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Mithat Özhan Amfisi’nde ÇÜ ile Adana İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ortaklaşa düzenlediği ”Yapılan Değişikliklerden Sonra Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı” konulu konferansa konuşmacı olarak katıldı.
Yarımağan, burada yaptığı konuşmada, YÖK tarafından dün açıklanan katsayı kararını değerlendirerek, ”YÖK’ün dün aldığı katsayı kararıyla, belirsizlikler ortadan kalktı” dedi.
Son alınan karara göre sınav takvimini en kısa sürede belirleyip açıklayacaklarını bildiren Yarımağan, şöyle devam etti:
”Benim tahminim 11 Nisan tarihiyle ilgili bir değişiklik yapmayacağımız yönünde. Ancak, katsayılarla ilgili son alınan karara yönelik bir başvuru olur ve karar iptal edilirse sınav takvimi aksar. Bu da üniversitelerin açılmasını etkiler ve üniversiteler zamanında açılamaz.”
YÖK’ün katsayı kararı sonrası bu farkın azaldığını ifade eden Yarımağan, şöyle devam etti:
”Eski sistem alan dışı yerleşmeyi neredeyse imkansız hale getiriyordu. Yeni sistemde bu farkın çok azaldığını göreceğiz. Şimdi bu fark yaklaşık 10 puana indi, bu da soruların ortalama yüzde 2,5′ine denk geliyor.
Alan içi ve dışı yerleşme arasında hiç fark olmamasını savunanlar da var, bu farkın daha yüksek olmasını isteyenler de. Eski sistem adayların kendi kulvarlarında gitmelerini ödüllendiriyordu. Kulvar dışına çıkmak çok zordu. Bugünkü sistemin eskisinden iyi olduğunu düşünüyorum. ‘Daha iyisi yok mu’ diye eleştiriler olacaktır. Bu kişiden kişiye değişir.”
Yeni sınav sistemi
Yarımağan, 2006 yılında tek oturumlu sınav sistemine yönelik değişiklik yapıldığını hatırlatarak, bu değişikliğin üç aşamalı değişim sürecinin birincisi olduğunu söyledi.
İkinci aşamasının ise bu yıl uygulanacak olan Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ile Lisans Yerleştirme Sınavı (LGS) olduğunu anlatan Yarımağan, ”Üçüncü aşaması ise 3-5 yıl sonra uygulanacak olan açık uçlu soru sorulması olacak” diye konuştu.
Yeni sınav sisteminin içerik olarak geçen yılkinden bir farkı olmadığını belirten Yarımağan, şöyle devam etti:
”Bu yılki sınavda sorulacak sorular geçen yılki ile aynı türden olacak. Sadece uygulama değişti. Bu nedenle öğrenciler panik yapmasın. ÖSS’nin adı çok yıpranmıştı bunun için de adını değiştirdik. Ayrıca, Ortaöğretim Başarı Puanı (OBP) ile Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı’nın (AOBP) hesaplanmasında da yöntem değişikliği yapılmadı. Sadece değer aralığı eskiden 50-100′dü, şimdi 100-500 oldu. Ayrıca, Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı’nı eleştirenler var. Ancak, AOBP öğrenciler arasında adaleti sağlıyor. Başarılı öğrenci ödüllendiriliyor. Ben değişmemesi gerektiğine inanıyorum.”
Sınav takvimi
Sınav takvimini önümüzdeki günlerde açıklayacaklarını belirten Yarımağan, ”Kesin olmamakla birlikte nisan ayında yapılacak sınavın sonucunu mayıs ayı içerisinde açıklarız. İkinci aşamayı da haziran ayı sonunda yapmayı planlıyoruz” dedi.
Yarımağan, bir öğretmenin yeni sınav sistemi sonrası yapılacak tercihlere yönelik çekinceleri olduğu yönündeki ifadesi üzerine şunları kaydetti:
”Geçen yılın sıkıntısını olacak. Puan aralıkları değiştiği için geçen yılki minimum puanlar elimizde yok. Bunu ortadan kaldırmak için geçen yılki soruları bu yılki sınav sistemine göre değerlendireceğiz. Adaylara yardımcı olmaya çalışacağız. Bu çok hassas bir çalışma gerektirdiği için biraz uzun sürebilir.”
Konferansa ÇÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Banu İnanç ve İl Milli Eğitim Müdürü Abdulgafur Büyükfırat ile çok sayıda öğretmen ve öğrenci katıldı.
“Meclise gelmeden konuşmak yanlış olur”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, DTP’li milletvekillerinin istifaları konusunda konuşmanın yanlış olduğunu belirterek, “Meclis’e gelmiş istifa söz konusu değil. Birincisi böyle bir istifa gelir. Meclis başkanlığı iç tüzük gereği atılması gereken adımları atarsa o zaman tabii ki parti grupları olarak değerlendireceğiz” dedi.
Ankara- Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Bosna-Hersek Bakanlar Kurulu Başkanı Nikola Şpiriç ile ortak basın toplantısı düzenledi. Toplantıda gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Erdoğan, Muş’un Bulanık İlçesi’nde çıkan olaylarda hayatını kaybedenlerin Necmi Ural ve mahalle muhtarı Kemal Aycan isimli şahıslar olduğunu söyledi.
DTP’lilerin istifası ve parti kapatmaların zorlaştırılması yönündeki bir soru üzerine ise Erdoğan, bu konulardaki fikirlerini daha önce açıkladığını hatırlatarak, istifalara ilişkin sadece bir söylem bulunduğunu belirtti. Erdoğan, “Meclis’e gelmiş istifa söz konusu değil. Birincisi böyle bir istifa gelir. Meclis başkanlığı iç tüzük gereği atılması gereken adımları atarsa o zaman tabiî ki parti grupları olarak değerlendireceğiz. Grubumla bu konuyu konuşmadan değerlendirmeden, resmen meclise gelmeden konuşmak yanlış olur” dedi.
Parti kapatılmasına karşı olduğu görüşütnü yineleyen Erdoğan, “İster tüzel kişi olsun, ister parti olsun, ister vakıf, ister dernek, kapatılmasına karşıyız. Siyasi parti suç işlemez. Suçu gerçek kişiler işler. Partiyi kapatırsın, ertesi gün yeni parti kurulur. Türkiye kapatılmış partiler mezarlığına döndü” diye konuştu.
“Sine-i milletin hukuki kavramı da yasal düzenlemesi de yok”
TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, Anayasa Mahkemesi’nin kapatma kararı verdiği DTP’nin sine-i millete dönme kararını, “Sine-i milletin hukuki kavramı da yasal düzenlemesi de yok” şeklinde değerlendirdi.
Ankara- Sine-i milleti geçmişte Demirel’in ortaya attığını ifade eden Kuzu “Bu karar seçime zorlamadır. Teknik olarak bu karar (DTP’lilerin istifaları) Genel Kurul’da milletvekilinin istifası olarak oylanır. Nasıl bir karar çıkar şimdiden söylemek zor” dedi.
Siyaset, kapatılan DTP’nin milletvekillerinin uygulamaya hazırlandığı sine-i millet kararını tartışıyor. TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, siyasete “sine-i millet” kavramını ilk kez Süleyman Demirel’in soktuğunu savundu. Sine-i millete dönme kararını tarihte pek çok siyasetçinin ve siyasi partinin gündeme getirdiğini ancak hiçbir zaman böyle bir şeye cesaret edemediğini ifade eden Kuzu söz konusu kararın aslında bir seçime zorlama durumunu ortaya çıkardığını kaydetti. Kuzu, “Zaman zaman bunun lafı edilir ama, uygulaması zor olur. Çünkü, yasal bir hak ta yok, düzenlemede yok, hukukta kavramı da tanımı da yok” dedi.
DTP’lilerin durumu
Kuzu, DTP’lilerin istifa etmelerinin ise Meclis’te iki yolu olduğunu anlattı. Kuzu, “DTP’lilerin istifalarının Genel Kurul’da Anayasa ve İçtüzük şartlarına göre oylanması. Eğer bu oylamadan milletvekilliğinin düşmemesi yönünde bir karar çıkarsa o zaman, milletvekillerinin devamsızlık durumları değerlendirilir” dedi.
Sine-i millete dönme nasıl oylanacak
Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kapatma kararının ardından DTP’liler istifalarını Meclis Başkanlığı’na sunmaya hazırlanırken TBMM’de de prosedür şöyle işliyor:
İstifaların Başkanlık Divanı’nda ön kontrolü yapılacak, istifa dilekçelerinin bu milletvekillerine ait olup olmadığına bakılacak. Daha sonra Genel Kurulun onayına sunulacak. Son olarak 22. dönemde, AKP Ağrı Milletvekili Cemal Kaya’nın istifasında yaşandığı gibi, istifanın oylanmasında salt çoğunluk olan 276 gerekmiyor. Oylama işari olarak yapılıyor, istifanın kabulü basit çoğunlukla mümkün oluyor.
Ancak, 19 bağımsız milletvekilinin Meclis çalışmalarına katılmaması halinde ise izlenecek prosedür daha farklı olacak. Milletvekillerinin bir ayda üst üste 5 birleşime katılmaması durumunda, ”devamsızlıktan” dolayı milletvekilliklerinin düşürülmesi gündeme gelirse, Genel Kurulda salt çoğunluk aranacak.
“Kapatma kararı siyasi darbe olur”
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, Anayasa Mahkemesi’nde görülen DTP’nin kapatılma davasının Türkiye demokrasisi açısından bir sınav olduğunu belirterek “Kapatma yönünde bir karar çıkması halinde, bu siyasi bir darbe niteliği taşıyacaktır” dedi.
Ankara- DTP Genel Başkanı Ahmet Türk partisinin Meclis grup toplantısında yaşanan son gelişmeleri ve partisi hakkında Anayasa Mahkemesi’nde görülmeye başlanan kapatma davasını değerlendirdi. Konuşmasına Diyarbakır’da polis kurşunuyla yaşamını yitirdiği iddia edilen Aydın Erdem isimli üniversite öğrencisi ile İstanbul’da bir otobüse yapılan molotoflu saldırıda yaralanan ve dün yaşamını yitiren Serap Eser‘in ölümünden duyduğu üzüntüyü dile getirerek başlayan Türk, her iki saldırıyı da kınadıklarını söyledi.
Türk, dün Tokat’ın Reşadiye İlçesi’nde 7 askerin şehit olmasına neden olan saldırı konusunda ise “Tokat’ta karanlık bir provakasyon olduğu gün gibi ortada olan bir saldırı sonucu aramızdan ayrılan askerlerimiz için, yüreklerimiz parçalandı. Anne babaları ve yakınları şahsında tüm yurttaşlarımızın acılarını paylaşıyorum. Reşadiye’deki provokasyon bir an önce açıklığa kavuşturulmalı ve aydınlatılmalıdır.” dedi. 1993 yılında yaşanan 33 askerin şehit olduğu saldırıyı hatırlatan Türk, o dönemde de Kürt sorununun çözümü için yaşanan sürece son vermek için birilerinin düğmeye bastığını Tokat’taki saldırının da aynı amacı taşıdığını savundu.
“Hükümet gaflet ve kandırmaca içinde”
Konuşmasında hükümetin açılım konusundaki yaklaşımını da değerlendiren Türk “Açılım konusunda cesur adımlar atamayan Hükümet yetkilileri, günlerden beri kalkmış Partimizi suçluyor, kendi sorumluluğunu gizlemeye çalışıyor. Sanki ‘açılım yapacaklarmış da biz izin vermemişiz, engel olmuşuz’ gibi çarpıtmalarla kamuoyunu yanıltamaya çalışıyorlar. Böyle bir gaflet ve kandırmaca içindeler. Hükümete sormak istiyorum: Parti olarak bizim bu çatı altında iki buçuk yıldan beri verdiğimiz demokrasi mücadelesi olmasaydı, siz acaba açılımın A’sından bile bahsedebilir miydiniz? Sorunu da çözümünü de idrak edemeyen AKP’nin kendisidir.” diye konuştu.
“Hükümet günah keçisi arıyor bizi hedef tahtasına oturtuyor”
İçeriği hakkında bir şey bilmeseler de açılıma hükümetten daha fazla sahip çıktıklarını, sorumlu yaklaştıklarını ve destek olduklarını söyleyen Türk, kendilerinin bu olumlu tavrına rağmen hükümetin ne sorunun ciddiyetini ne de sorumluluğunu anladığını kaydetti. DTP’yle Ağustos ayında yapılan nezaket görüşmesinin dışında istişarede bulunulmadığını ve DTP’ye yönelik ‘açılımı sekteye uğrattığı‘ eleştirilerinin olduğunu hatırlatan Türk “Hükümet, tamamen kendi dar siyasi çıkar hesaplarıyla, bu temel sorunu ele aldığından dolayı içinden çıkamaz hale geldi. Şimdi de yol yakınken işin içinden nasıl çıkarım diye kara kara düşünüyor. Bir günah keçisi arıyor ve Partimizi hedef tahtasına oturtuyor. Bizi sorumlu gösterme arayışına giriyor” dedi.
“Açılımdan kaçamazsınız geri dönüşü yok”
2.5 yıldan bu yana Kürt halkının sorunlarını ve taleplerini Meclis’te kanun teklifleri, soru önergeleri ve grup konuşmalarıyla dile getirdiklerini ifade eden Türk, bu çalışmalar toplanırsa bunların ‘bir demokrasi manifestosu’ olduğunun görüleceğini söyledi. Hükümeti açılıma zorlayanın DTP olduğunu, kimin kimi engellediğinin ise apaçık ortada olduğunu kaydeden Türk, taş atan çocuklarla ilgili tasarının görüşmelerinin ertelenmesini eleştirdi. Hükümetin son olayları gerekçe göstererek adeta toplumla dalga geçercesine teknik sebepleri bahane ederek tasarının görüşülmesini ertelediğini ifade eden Türk, “Adeta, ‘yüzlerce çocuğu daha tutuklayayım, sindireyim, sonra değişikliği yapayım’ dercesine bir geri zihniyet ile karşı karşıyayız. Demokrasiyi yeterince içselleştiremeyen bir Hükümet, kendi açılımını bitirmek için fırsat kolluyor ve faturayı da bize çıkarmaya çalışıyor” dedi. Hükümetin gerçek bir açılımdan kaçmanın fırsatını ve koşullarını oluşturmaya çalıştığını savunan Türk “Ama kaçamayacaklar. Bu halkın mücadelesi eninde sonunda gerçek bir açılımı yapmaya zorlayacaktır. Bunun yolu açılmıştır. Geri dönüş yok. AKP olsa da olmasa da Türkiye kendi barışına ve demokrasisine mutlaka kavuşacaktır.” diye konuştu.
“Hükümetin gizli gündemi var tasfiyeyi amaçlıyor”
Son günlerde yaşanan sokak eylemlerini de değerlendiren Türk bölgenin büyük bir gerginlik ve kaynama içinde olduğunu, bu durumun Büyükşehirlere de yansıdığını söyledi. Hükümetin tehlike ortadayken yangına körükle gittiğini öne süren Türk “Çok açık ki, ya bu Hükümetin basireti bağlanmış ya da oldukça gizli bir gündemi var-tasfiyeyi amaçlıyor. Bunun başka bir izahı olamaz. Her iki durum da gerginlikleri besler, gerilimleri tırmandırır” dedi.
Meclis İnsan Hakları Komisyonu’na İmralı eleştirisi
İmralı’daki durumdan haberdar olur olmaz hükümet nezdinde iletişime geçtiklerini ve toplumun hassasiyetlerini ortaya koyduklarını kaydeden Türk şu ana kadar hükümetin herhangi bir adım atmadığını söyledi. İmralı cezaevinin koşullarıyla ilgili Meclis İnsan Haklarını İnceleme komisyonunu devreye sokmaya çalıştıklarını ifade eden Türk şunları söyledi:
“Fakat Sayın Komisyon Başkanı şahsında, bir insan hakları hukukçusu olmasına rağmen, Partimizden gelen en ufak bir öneriyi bile reddetmek için, kırk dereden su getiren bir anlayışla karşı karşıyayız. Oysa Meclis İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bu konuyu incelemekle mükellef olan en yetkili kurumdur. Ve günlerden beri, şehirlerimiz-sokaklarımız adeta yangın yerine dönüşmüş durumda. Kolluk güçlerinin orantısız güç kullanımı gerilimi daha da tırmandırmaktadır. Göstericilerin üzerine hedef gözetilerek ateş açılmaktadır. Bu tablo Bölgede, açık bir olağanüstü hal rejiminin yaşandığını ortaya koymaktadır.”
Son 10 günde en az 770 kişinin gözaltına alındığını, 12′si çocuk 117 kişinin tutuklandığını da belirten Türk hükümeti yaşanan tabloya rağmen tehlikeye davetiye çıkarmak ve kör inadını sürdürmekle suçladı. Türk “Ortaya çıkan tablodan, ve bundan sonra olası tehlikelerden birinci derecede sorumlu olan Hükümettir, Sayın Başbakandır” dedi.
“Biz bedel ödemekten korkmadık”
Türk, yaşanan hassas ve kırılgan süreçte, 2 yıldır bekleyen kapatma davasının gündeme alındığını belirtti. Kapatma davasıyla ilgili konuşurken duygulandığı gözlenen Türk şunları söyledi:
“Bu öyle bir dava ki, verilecek karar ülkemizi önemli bir demokrasi sınavından geçirecektir. Bütün sindirme ve yıldırma politikalarına karşın DTP, siyasi çizgisinden sapmamış, kararlı durmuştur. Bu kararlı duruşunun bir sonucu olarak bugün, bir kez daha bedel ödemeyle karşı karşıya bırakılmıştır. Biz bu bedeli 12 Eylül zindanlarında ödedik. Mehmet Sincarlar, Vedat Aydınlar, Musa Anterler katledilirken, parti binalarımız bombalanırken ödedik. Biz bu bedeli, yaka paça cezaevine atıldığımız 2 Mart 1994′teki DEP darbesinde ödedik. Ve asla bundan kaçmadık, bedel ödemekten korkmadık. Çünkü biliyoruz ki; demokrasi bedel ister, yürek ister, cesaret ister. Amansız bir demokrasi ve barış mücadelesinin neferleri olduk. Ne söylediysek, temsil ettiğimiz halk adına, demokrasi adına ne talep ettiysek, yok sayıldı, çarpıtıldı, partimiz hedef haline getirildi. DTP hiçleşsin, vesayet rejimine diğerleri gibi alışsın, evcilleşsin istendi. Biz de, buna itiraz edince vurun abalıya misali; yargısıyla, ordusuyla, medyasıyla, iktidarıyla, muhalefetiyle, bir bütün olarak sistem üzerimize geldi. ‘Ya hizaya geleceksiniz ya da siyaset dışına itileceksiniz’dendi. Bugün yaşananların özeti budur. Anayasa Mahkemesi’nden önce bizi siyaseten kapatmaya çalıştılar.”
“Kapatma kararı siyasi darbe niteliği taşıyacak”
Türk kapatma yönünde bir karar çıkması durumunda bunun siyasi bir darbe niteliği taşıyacağını kaydetti. Türk “DTP kapatılırsa, bunun Kürt halkına demokratik siyaset kanallarının kapatılması anlamına geleceği açıktır. DTP’nin kapatılması, Kürt halkının demokrasi ve özgürlük taleplerine karşı bir darbe niteliği taşıyacaktır. Demokrasimiz bundan onarılması mümkün olmayan yaralar alacaktır. DTP’yi kapatmak Kürt Sorununda çözümsüzlükte ısrar olacaktır. DTP, sorunların çözümünü parlamentoda ve demokratik siyasette arayan bir partidir. Siyasi Partiler Yasasının tüm anti demokratik kısıtlamalarına rağmen; bu ülkede lider sultası olmayan tek partidir. Kürtlerin meşru taleplerini dile getiren, Meclisi bir çözüm yeri olarak gören bir partiyi kapatmak, çözümsüzlüğe ve farklı yollara kapı aralamaz mı? DTP davası, Türkiye demokrasisi açısından bir sınav olacaktır. Çıkacak karar, sadece DTP ve Kürtlerle sınırlı bir karar olmayacaktır. Verilecek karar, aynı zamanda Türkiye’nin geleceğini ve demokrasinin rotasını da belirleyecektir” diye konuştu.
“Timsah gözyaşları”
Türk Anayasa Mahkemesi’nin siyasi parti kapatmaları konusunda ‘Meclis yetkimizi sınırlasın’ dediğini ancak hükümetin bu konuyla ilgili düzenlemeyi Meclis’e getirmediğini ifade ederek Başbakan Erdoğan’ın ABD yolunda söylediği ‘Venedik kriterleri bile az’ şeklindeki sözleri eleştirdi. Türk “Bunlar timsah gözyaşlarıdır, hiç kimse inanmaz” dedi.
İran, Amerika’nın yeni stratejisini eleştirdi
İran, ABD’nin yeni Afgansitan stratejisini eleştirdi. Dışişleri Bakanı Menuçehr Mutteki, takviye asker göndermenin sorunu çözmeyeceğini belirtti.
Tahran- İran Dışişleri Bakanı Menuçehr Mutteki, ABD’nin yeni Afganistan stratejisi çerçevesinde bu ülkeye ek birlik göndermek istemesini değerlendirirken, ”Afganistan’da asker sayısını artırma kriz düğümünü çözemeyecek” görüşünü dile getirdi.
Mutteki, ”Sorunun halledilmesi, Afganistan halkının hakimiyet hakkına saygı duyulması ve siyasi kaderini kendi kendisinin belirlemesine imkan tanınmasıyla olur düşüncesindeyiz” dedi.
İranlı Bakan, bütün ülkelerin bağımsızlıkları ile halkların hakimiyetini savunduklarını, uluslararası ilişkilerde de karşılıklı saygı ve adalet ilkesini önemsediklerini belirtti.
ABD Başkanı Barack Obama’nın ilk başlardaki ”değişim” vaadinin tüm dünyada olumlu karşılandığını kaydeden Mutteki, ”Dünya kamuoyunun artık söz ve eylemi bir arada değerlendirdiğini ve gelinen noktada değişime yönelik bir işaret görülmediğini” belirtti.






Özürlü Vatandaşa İş Müjdesi!
Organ Çetesi Liderine 393 Yıl Hapis




