Kpss, Memur, Atama haber


Türk dış politikasında 2009 yılı (Mayıs-Haziran)

19 Aralık 2009 admin  
Kategori: Gundem

33295 Türk dış politikasında 2009 yılı (Mayıs Haziran)Türk dış politikasında 2009 yılının Mayıs ve Haziran ayları hareketli geçti.

Ankara - Mayıs ayına hükümet değişikliğiyle giren Türkiye’de Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olan eski Dışişleri Bakanı Ali Babacan’dan boşalan koltuğa, uzun dönemdir dış politikadaki çalışmalarıyla tanına Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu oturdu.

“Stratejik derinlik” ve “komşularla sıfır problem” gibi terimleri Türkiye’nin gündemine sokan Davutoğlu, ilk yurtdışı seyahatini Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) yaptı.

Bu dönemde Ankara çok sayıda bakan ağırlarken, Davutoğlu ile Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok ülkeye ziyaretlerde bulundu.

Türkiye, bir ay sürecek BM Güvenlik Konseyi Dönem Başkanlığını 1 Haziranda üstlendi. Dışişleri Bakanı Davutoğlu, “Bu son derece önemli ve büyük bir sorumluluk. Türkiye, bu bir aylık dönemde son derece aktif bir dönem başkanlığı yapmak kararlılığındadır” açıklamasında bulundu.

Türk dış politikasında mayıs ve haziran aylarında meydana gelen gelişmeler şöyle:

1 MAYIS

- Iraklı Şii lideri Mukteda El Sadr, çeşitli temaslarda bulunmak üzere Ankara’ya geldi. Sadr, Ankara’daki temasları çerçevesinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü.

2 MAYIS

- Dışişleri Bakanlığında devir teslim töreni yapıldı. Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığına atanan Ali Babacan, Dışişleri Bakanlığı görevini, bakanlıkta düzenlenen törenle bu göreve atanan Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’na devretti. Devir teslim töreninde Babacan, “büyük bir iç huzur ve görül rahatlığıyla” görevini Davutoğlu’na devrettiğini belirtirken, yeni Dışişleri Bakanı Davutoğlu da bu yeni görevinin kendisi için hem büyük bir onur ve şeref olduğunu, hem de Türkiye’ye bir borç edası için yeni bir imkan sunduğunu ifade etti.

4 MAYIS

- Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Azerbaycan Dışişleri Bakan Yardımcısı Araz Azimov’u bakanlıktaki makamında kabul etti.

5 MAYIS

- TBMM Dışişleri Komisyonunun ev sahipliğinde Türkiye, Afganistan ve Pakistan parlamentoları dışişleri komisyonları, üçlü toplantı düzenlendi.

- Dışişleri Bakanlığının kuruluşunun 89. yıl dönümü, Ankara’da etkinliklerle kutlandı. Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve bakanlık mensupları, Cebeci Asri Mezarlığındaki Dışişleri Şehitliğini ziyaret etti.

6 MAYIS

- Dışişleri Bakanı Davutoğlu, bakanlık görevini devralmasının ardından ilk yurt dışı seyahatini KKTC’ye yaptı. Davutoğlu, KKTC’ye hareketinden önce yaptığı açıklamada, Türkiye’nin her zaman bütün barış teşebbüslerinde bir adım önde gittiğini belirterek, Türkiye’nin adada barışın sağlanması için her türlü katkıyı vermeye hazır olduğunu söyledi.

7 MAYIS

- Finlandiya Dışişleri Bakanı Alexander Stubb, çalışma ziyareti kapsamında Ankara’ya geldi.

8 MAYIS

- Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Finlandiya Dışişleri Bakanı Stubb ile çalışma kahvaltısında bir araya geldi. Dışişleri Bakanı Davutoğlu da, Stubb ile görüşmesinde, Finlandiya’nın Türkiye’nin AB üyeliğine verdiği desteğe teşekkür ederek, bu desteğin bundan sonra da süreceğine emin olduklarını söyledi. Stubb da “Benim için bir dışişleri bakanı olarak burada bulunmak, her zaman AB’ye tam üye olmasına destek verdiğim bir ülkeye gelmek bana çok memnuniyet veriyor” dedi.

- Davutoğlu ve Bağış, Avrupa Günü nedeniyle Ankara’da görev yapan AB ülkelerinin büyükelçilerine öğle yemeği verdi.

9 MAYIS

- Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin Orta Doğu konulu özel oturumuna katılmak üzere ABD’nin New York kentine gitti.

11 MAYIS

- Davutoğlu, New York’ta BM Güvenlik Konseyi toplantısı öncesinde Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı David Miliband ve Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner ile görüştü. Davutoğlu’nun Kouchner ile yaptığı görüşmede Ermenistan konusunun da gündeme geldiği bildirildi.

Davutoğlu, BMGK’nin Orta Doğu konulu toplantısında Türkiye adına yaptığı konuşmada, Orta Doğu’da sorunlara kapsamlı bir barış vizyonu çerçevesinde yaklaşılması gerektiğini belirterek, bölgede barış sürecinin tüm ayaklarıyla daha fazla gecikmeksizin canlandırılması gerektiğine inandıklarını söyledi.

BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nu BM’deki makamında kabul etti.

- Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Bağış, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısına katılmak üzere İspanya’nın başkenti Madrid’e gitti.

12 MAYIS

- Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, İspanya’nın başkenti Madrid’te yapılan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi toplantısına katıldı. Kuruluşunun 60. yılını kutlayan Avrupa Konseyinin Bakanlar Komitesi toplantısında, 47 üye ülke, gözlemci olarak Meksika, ABD, Japonya, Kanada ve Vatikan ile AB kurumları yer aldı. Bağış, toplantının ardından yaptığı açıklamada, Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğine karşı çıkan açıklamalarıyla ilgili olarak, “İfade özgürlüğüne saygı duyuyoruz, ama bu onların düşüncesine katılıyoruz anlamına gelmez” dedi. Bağış, “AB’ye girmek için kararlılığımızdan geri adım atmayacağız” mesajını verdi.

13 MAYIS

- Türkiye’nin Kyoto Protokolüne katılımı, Bakanlar Kurulu tarafından onaylanarak Resmi Gazetede yayımlandı.

- Davutoğlu, temaslarda bulunmak için İsveç’in başkenti Stockholm’e gitti. Davutoğlu, İsveç Dışişleri Bakanı Carl Bildt, Norveç Dışişleri Bakanı Jonas Gahr Störe ve AB’nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn’in de bulunduğu akşam yemeğine katıldı.

15 MAYIS

- Dışişleri Bakanlığı, Orams davasında görüldüğü üzere, bazı ferdi mahkeme kararlarıyla Kıbrıs’taki çözüm sürecine zarar verilmeye çalışılmasının kabul edilemez olduğunu açıkladı.

18 MAYIS

- BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer Ankara’ya geldi. Downer, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nu ziyaret etti.

- Davutoğlu ve Bağış, Türkiye-AB Ortaklık Konseyinin 47. oturumuna katılmak üzere Brüksel’e gitti.

- Türkiye ile Bulgaristan Dışişleri Bakanlıkları arasında kurulan “Ortak Komisyonun” ilk toplantısı Ankara’da yapıldı.

- Afganistan ve Pakistan için bir dizi ülke tarafından atanan özel temsilcilerden oluşan “Destek Grubu”nun 3. toplantısı bugün İstanbul’da yapıldı.

19 MAYIS

- Davutoğlu, Türkiye-AB Ortaklık Konseyinin 47. oturumu öncesinde basınla yaptığı sohbet toplantısında, AB’nin Türkiye ile üyelik müzakerelerine başlama kararını Aralık 2004′te aldığını hatırlatarak, hala Türkiye’nin AB üyeliğini sorgulayanlara, “AB süreci tek yönlü… Ne geri dönüşü, ne sağa ve sola çıkışı var” mesajını verdi.

- Türkiye-AB Ortaklık Konseyi 47. toplantısı Brüksel’de yapıldı. Davutoğlu, toplantının ardından, “Türkiye-AB ilişkilerinin geçmişi ne kadar derinse geleceği de o kadar vizyon yüklüdür” açıklaması yaptı.

21 MAYIS

- KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün, temaslarda bulunmak üzere Ankara’ya geldi. Özgürgün, Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ile görüştü.

22 MAYIS

- Davutoğlu, dış ilişkilerle ilgili konularda siyasi parti liderlerini bilgilendirmek amacıyla parti genel merkezlerine ziyaretler düzenledi. Davutoğlu, ziyaret kapsamında CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DTP Genel Başkanı Ahmet Türk ve DSP Genel Başkanı Masum Türker’i ziyaret etti.

- Davutoğlu, Brezilya Dışişleri Bakanı Celso Amorim ile bir araya geldi.

- Reform İzleme Grubunun (RİG) 15. toplantısı, Bağış, Davutoğlu, İçişleri Bakanı Beşir Atalay ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in katılımıyla Ankara’da yapıldı.

23 MAYIS

- Davutoğlu, İslam Konferansı Teşkilatının (İKT) 36. Dışişleri Bakanları Konseyi Toplantısına katılmak üzere Şam’a gitti.

24 MAYIS

- Davutoğlu, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad ile Şam’da görüştü. Esad, Davutoğlu’nu kabulü sırasında, “Sizinle sürekli görüşüyorduk, ancak ilk kez basın önünde görüşüyoruz” dedi.

25 MAYIS

- Davutoğlu, resmi ziyaret için Azerbaycan’ın başkenti Bakü’ye, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov ile birlikte gitti.

26 MAYIS

- Davutoğlu, Bakü’de Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev tarafından kabul edildi, Başbakan Artur Rasızade ve Milli Meclis Başkanı Oktay Esedov ile bir araya geldi.

- Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı David Miliband, çeşitli temaslarda bulunmak üzere Ankara’ya geldi. Miliband, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile görüştü.

27 MAYIS

- Davutoğlu, Miliband ile bir araya geldi. Görüşmenin ardından düzenlenen basın toplantısında Davutoğlu, Kıbrıs konusunda kapsamlı çözüm için 2009 yılının büyük bir fırsat olduğunu söyledi. Miliband ise, İngiltere olarak Türkiye’nin AB’ye tam ve eşit üye olmasını güçlü bir şekilde destekleme taahhütlerini sürdürdüklerini belirterek, Kıbrıs sorununa da mümkün olan en kısa zamanda çözüm bulunmasını istediklerini bildirdi.

31 MAYIS

- Davutoğlu, Washington ve New York’ta çeşitli temaslarda bulunmak üzere ABD’ye gitti.

-HAZİRAN-

1 HAZİRAN:

- Türkiye, bir ay sürecek BM Güvenlik Konseyi Dönem Başkanlığını üstlendi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, konuyla ilgili “Bu son derece önemli ve büyük bir sorumluluk. Türkiye bu bir aylık dönemde son derece aktif bir dönem başkanlığı yapmak kararlılığındadır” açıklamasında bulundu.

- Davutoğlu, Washington’da ABD Başkanı Barack Obama’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı James Jones ve ABD’nin Afganistan ve Pakistan Özel Temsilcisi Richard Holbrooke ile görüştü.

- Türk vatandaşlarının AB üyesi ülkelerde iş kurmasına olanak tanıyan Ankara Anlaşması çerçevesinde Türkiye’den yapılan başvurulardan ilk kez olumlu bir sonuç alındı ve Güler Kaşmaz adlı Türk vatandaşına, İstanbul’daki başkonsolosluk tarafından bir yıl süreyle İngiltere’de oturma ve çalışma izni verildi.

2 HAZİRAN

- Bağış, Ukrayna Dışişleri Bakan Yardımcısı Konstantin Yellseyev’i kabul etti.

3 HAZİRAN

- Bağış, AB müzakere sürecinde vergilendirme faslının bu ayın sonunda düzenlenecek Hükümetlerarası Konferansta açılmasının önünde bir engel bulunmadığını bildirdi.

4 HAZİRAN

- Bağış, Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci (GDAÜ) Ülkeleri Bakanlar Toplantısı ve Bölgesel İşbirliği Konseyi (BİK) Yıllık Toplantısı için bulunduğu Moldova’nın başkenti Kişinev’de temaslarda bulundu.

- Davutoğlu, BM Güvenlik Konseyinde haziran ayında düzenlenen ilk resmi toplantıya dönem başkanı olarak başkanlık etmesinin ardından, Türkevinde düzenlediği basın toplantısında, “Türkiye olarak biz Doğu-Batı, Kuzey-Güney hangi coğrafyada ya da hangi kültürler, ekonomik yapılar arasında olursa olsun hiçbir gerilimin tarafı değiliz ve bu gerilimlerin aşılabilmesi için de elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz” dedi.

5 HAZİRAN

- Almanya’nın Ankara Büyükelçiliği, sanatçılar, bilim adamları, sporcular ve şoförlerin, Türkiye’deki ikametlerini korumak kaydıyla ve iki ayı geçmeyecek şekilde Almanya’ya vizesiz giriş yapabileceğini bildirdi.

7 HAZİRAN

- NATO Genel Sekreteri Jaap de Hoop Scheffer, temaslarda bulunmak üzere Ankara’ya geldi.

8 HAZİRAN

- De Hoop Scheffer, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüştü.

- Davutoğlu, Pakistan ve Afganistan’ı kapsayan geziye çıktı. Davutoğlu, ziyareti öncesinde, Türkiye’nin Afganistan ve Pakistan’a verdiği desteğin ve yaptığı yardımların süreceğini belirterek, “Bizler, 70 milyon Türkün hislerini Afganistan’a ve Pakistan’a taşıyacağız. 70 milyon onların yanındadır, kaderleriyle ilgilidir” diye konuştu.

9 HAZİRAN

- Davutoğlu, İslamabad’da Pakistan Başbakanı Yusuf Rıza Gilani tarafından kabul edildi. Davutoğlu, görüşmede Gilani’ye, Türkiye’nin Pakistan’a insani yardımları çerçevesinde 10 milyon dolarlık nakdi yardım çekini sundu. Davutoğlu, ayrıca Pakistan Dışişleri Bakanı Şah Mahmud Kureyşi ile bir araya geldi.

- Bağış, AB Komisyonu ve AB Genel Sekreterliği işbirliğiyle düzenlenen “Yolsuzlukla Mücadele ve Yolsuzluğu Önleme Yöntemleri” konulu seminerin açılışında, Türkiye’de yolsuzluk sorununun sadece iktidarla ya da kamu görevlileriyle özdeşleştirilmemesi gerektiğini söyledi.

10 HAZİRAN

- Davutoğlu, Pakistan’daki temaslarının ikinci gününde İslamabad’dan Lahor’a geçti.

- Bağış, Heybeliada Ruhban Okuluyla ilgili olarak, “Bunu AB için değil, kendimiz için yapmamız gerekiyor. Bunu AB istedi diye değil, bir insan hakları meselesi olarak görerek halletmemiz gerekir” dedi.

11 HAZİRAN

- Davutoğlu, Pakistan gezisinin son gününde Svabi’deki Pakistan Kızılayının Şah Mansur kampını ziyaret etti ve daha sonra Afganistan’a geçti.

12 HAZİRAN

- Davutoğlu, Kabil’de Afganistan Eğitim Bakanı Faruk Vardak ve İçişleri Bakanı Hanif Atmar ile ayrı ayrı görüştü. Davutoğlu, daha sonra Kabil’deki Türk askerlerinin ana karargahı Kamp Doğan’ı ziyaret etti.

15 HAZİRAN

- Davutoğlu, Lüksemburg, Almanya ve ABD’yi kapsayan geziye çıktı. Davutoğlu, ziyaretinin ilk durağı olan Lüksemburg’da AB ve Arap ülkeleriyle Orta Doğu’daki gelişmelerin ele alındığı toplantıya katıldı.

16 HAZİRAN

- Davutoğlu, Almanya’da temaslarda bulunmak üzere başkent Berlin’e gitti. Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier ile görüşmesinden sonra Türkiye’nin AB üyeliğine ilgisinin “kesinlikle azalmadığını” söyleyen Davutoğlu, Almanya’daki Türk sivil toplum örgütü temsilcileriyle bir araya geldi.

17 HAZİRAN

- Davutoğlu, Almanya’nın başkenti Berlin’deki temaslarını tamamlayarak ABD’ye gitti.

- Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Burak Özügergin, Güney Kıbrıs Rum kesiminin Doğu Akdeniz’deki petrol arama çalışmalarıyla ilgili olarak, Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’deki belirli alanlarda meşru hakları ve çıkarları bulunduğunu, bu alanlarda izni dışında icra edilmeye kalkışılabilecek faaliyetlere karşı “gerekli tedbirleri almasının tabii olduğunu” bildirdi.

18 HAZİRAN

- Davutoğlu, BM Güvenlik Konseyinin Irak konulu toplantısına başkanlık etti ve toplantının sonunda Türkiye adına konuşma yaptı. Davutoğlu, uluslararası toplumun ve Türkiye’nin Irak’a güçlü desteğinin süreceğini söyledi.

21 HAZİRAN

- Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Dışişleri Bakanı Şeyh Abdullah Bin Zeyd El Nahayan Ankara’ya geldi.

22 HAZİRAN

- Davutoğlu, El Nahayan ile bir araya geldi.

- Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Bağış’ın ev sahipliğinde ilgili bakanlar ve kurum temsilcilerinin katılımıyla, AB müzakerelerinde çevre faslıyla ilgili eşgüdüm çalışma yemeği düzenlendi.

25 HAZİRAN

- Vietnam Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Pham Gia Khiem, resmi ziyarette bulunmak üzere Ankara’ya geldi.

26 HAZİRAN

- Davutoğlu, İtalya’nın Trieste kentinde düzenlenen G-8 dışişleri bakanları toplantısı marjında yapılan “Afganistan ve Bölgesel Boyutu” konulu toplantıya katıldı.

27 HAZİRAN

- Davutoğlu, İtalya’nın Trieste kentinde Kanadalı mevkidaşı Lawrence Cannon ve ABD’nin Afganistan temsilcisi Richard Holbrooke ile bir araya geldi.

- Davutoğlu, NATO-Rusya Konseyi ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) gayri resmi dışişleri bakanları toplantısına katılmak üzere Yunanistan’ın Korfu adasına gitti.

28 HAZİRAN

- Davutoğlu, Korfu adasında AGİT gayri resmi dışişleri bakanları toplantısına katıldı ve Yunanistan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile bir araya geldi.

30 HAZİRAN

- Bağış, AB üyelik müzakerelerinde vergilendirme faslının açılacağı hükümetlerarası konferansa katılmak üzere Belçika’nın başkenti Brüksel’e gitti. AB üyelik müzakerelerinde açılan vergilendirme faslıyla müzakerelere konu toplam 33 faslın 11′inde süreç başlatılmış oldu. Bağış, vergilendirme faslının açılışı için toplanan hükümetlerarası konferansın ardından düzenlenen ortak basın toplantısında, “Türkiye, oyunu kurallarına göre oynamakta kararlı. Maç devam ederken yeni kurallar getirilmesi tepki çekiyor” dedi.

 

Türkiye-AB ilişkilerinde 2009 yılı

19 Aralık 2009 admin  
Kategori: Gundem

17515 Türkiye AB ilişkilerinde 2009 yılı Türkiye-AB ilişkilerinde birçoklarının “kaza” beklediği 2009 yılında, “Türkiye’nin üyelik treni fren yapınca” kötümser senaryolar 2010′a ertelendi.

Brüksel - Gümrük Birliğine Ek Protokol kapsamında limanlarını ve havaalanlarının Kıbrıs Rum kesimi trafiğine açılmaması nedeniyle Türkiye’nin katılım müzakerelerinde 8 faslın açılmasını ve kalan fasılların kapatılmasını 11 Aralık 2006 tarihinde donduran AB üyeleri, AB Komisyonunu Türkiye’nin “yükümlülüklerini” yerine getirip getirmediğini “özellikle 2007, 2008 ve 2009′da olmak üzere, yıllık raporlarında uygun şekilde (üye ülkelere) bildirmekle” görevlendirmişti.

AB’nin bu yaptırımını reddeden Türkiye ise AB’nin öncelikle Annan planına “evet” diyen KKTC’ye verdiği doğrudan ticaret dahil izolasyonları kaldırma sözünü tutması halinde limanlarını açacağını duyurmuştu.

AB’nin 2006 yılında aldığı kararla limanlarını açması konusunda Türkiye’ye 2009 sonunun tarih olarak verildiğini savunan Rum kesimini, kararı kaleme alan AB Genişleme Komiseri Olli Rehn yalanladı. Ekim ayında Avrupa Parlamentosu Dış İlişkiler Komitesinde konuşan Rehn, bazı milletvekillerinin Türkiye’nin 2009 sonuna kadar limanlarını açması gerektiğini ileri sürmeleri üzerine, “Aralık 2006′da alınan (8 faslın dondurulması yönündeki) karar metnini iyi hatırlıyorum. Çünkü bunu ben yazdım. Orada ‘Gelecek yıllarda, özellikle 2007, 2008 ve 2009′da AB Konseyi ve AB Komisyonunun Türkiye’nin Ankara Protokolüne uyumu konusundaki gelişmeleri gözden geçireceği’ belirtiliyor. Bu yılları neden belirttik? Çünkü birçok AB üyesinde bu yıllar içinde seçimler yapılacaktı. Örneğin büyük bir üye ülkede (Almanya) seçimler bu yıl yapıldı. (Aralık 2006 kararında) Bazı dışişleri bakanlarının bazı yılları ima etme isteği vardı. Fakat bu nihai tarih değil. 2009 yılı nihai tarih değil, çünkü (Aralık 2006′da alınan) o kararda ‘gelecek yıllık raporlarında’ ve ‘özellikle 2007, 2008 ve 2009′da’ arasında virgül var” diye konuşmuştu.

AB Komisyonu, 14 Ekimde yayımladığı 2009 İlerleme Raporunda da Türkiye’nin limanlarını Kıbrıs Rum kesimi gemilerine açma yükümlülüğünü yerine getirmediğini belirtse de Türkiye’ye yeni bir yaptırım uygulanmasını önermemişti.

Bu çerçevede Türkiye başta olmak üzere aday ve potansiyel aday ülkeleri ilgilendiren genişleme kararları için 7-8 Aralıkta toplanan AB dışişleri bakanları, Rum kesiminin katılım müzakerelerinin durdurulması dahil Türkiye’ye yeni yaptırımlar uygulanması talebini geri çevirerek, Türkiye’nin limanlarını açma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğini gelecek yıl yeniden değerlendirme kararı aldı.

Genişleme kararlarında, “Tekrarlanan çağrılara rağmen Türkiye’nin Ek Protokol yükümlülüklerini ayrım yapmaksızın uygulamayı (limanlarını ve havaalanlarını Kıbrıs Rum kesimine açmayı) reddetmesinden derin üzüntü duyulduğu” belirtilerek, AB Komisyonuna, Türkiye’nin yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğini yakından takip ederek “bir sonraki yıllık raporunda bildirimde bulunma” görevi verildi.

Karardan memnun olmayan Rum kesimi, 9 Aralıkta tek yanlı bir açıklama yayımlayarak, Türkiye’nin katılım müzakerelerinde 6 faslın açılmasını engelleyeceğini duyurdu.

Buna göre Rumlar, 21 Aralıkta açılması öngörülen çevre faslını engellemeyeceklerini açıklasalar da 2′nci (işçilerin serbest dolaşımı), 15′inci (enerji), 23′üncü (yargı ve temel haklar), 24′üncü (adalet, özgürlük ve güvenlik), 26′ncı (eğitim ve kültür) ve 31′inci (dış politika, güvenlik ve savunma politikası) fasılların açılışına ön koşul getirecek. Bu fasıllar, Rum Dışişleri Bakanlığının tek yanlı açıklamasından önce de Rum kesimi, Yunanistan ve AB Komisyonu tarafından engelleniyordu.

Böylece 2009, “Türkiye’nin AB treninin kaza yaptığı yıl” olarak tarihe geçmekten kurtulsa da dondurulan 8 fasıla ek olarak, Fransa ve Rumlar başta olmak üzere birçok AB üyesinin farklı fasılları engellemesi nedeniyle katılım müzakerelerinin oldukça yavaşlamasını beraberinde getirdi.

Yılın ilk yarısındaki Çek Cumhuriyeti dönem başkanlığı sırasında vergilendirme faslını müzakerelere açan Türkiye’nin beklendiği gibi 21 Aralıkta çevre faslını da açması halinde, müzakerelere konu 33 fasıldan 12′sinde katılım müzakereleri başlamış olacak.

Türkiye-AB müzakere sürecinde 2006 yılının ilk yarısındaki Avusturya dönem başkanlığında tek, 2007′nin ilk yarısındaki Almanya dönem başkanlığında üç, 2007′nin ikinci yarısındaki Portekiz ile geçen yıl Slovenya ve Fransa dönem başkanlıklarında ikişer fasıl açılmıştı.

21 Aralıkta açılması beklenen çevre faslıyla 12 fasılda müzakereleri başlatmış olacak Türkiye’nin 8 faslın dondurulması, tek yanlı olarak Fransa’nın 5 faslı ve Rum kesiminin 6 faslı tıkaması ve bunların bir kısmının çakışması nedeniyle, geriye zorlu açılış kriterlerine sahip 4-5 fasıl kalıyor. Mevcut koşullar altında Türkiye’nin katılım müzakerelerinin gelecek yıllarda daha da yavaşlaması kaçınılmaz görünüyor. 
 

Ziyaret trafiğinde artış

Adnan Menderes’in başbakanlığı döneminde 31 Temmuz 1959′da Türkiye’nin o zamanki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğuna başvurusuyla başlayan Türkiye-AB ilişkileri, geride bıraktığı 50 yılla “dünyanın en uzun nikahı” olarak tarihe geçerken, 8′inci Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın 1980′li yıllarda dile getirdiği “uzun ince bir yol” tanımını fazlasıyla doğruluyordu.

Karşı tarafın tüm oyunbozanlıklarına rağmen “devlet politikası” olarak belirlediği AB üyeliği hedefinden vazgeçmeyen Türkiye, 2009 başından itibaren Brüksel’e Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve ana muhalefet partisi düzeyi dahil yaptığı üst düzey ziyaretlerle bu hedefini AB’li muhataplarına bir kez daha teyit ederken, 2008′in ardından 2009′da da Ankara’yı ziyarete eden AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, bazı üye ülkelerin aleyhte açıklamalarına rağmen, Türkiye’nin üyelik sürecine bağlılıklarını tekrarladı.

Barroso’nun da katılımıyla 13 Temmuzda Ankara’da imzalanan Nabucco hükümetler arası anlaşması, projenin AB’nin doğal gazda Rusya’ya bağımlılığını azaltacak olması nedeniyle, Türkiye-AB ilişkilerinde stratejik önemde yeni bir işbirliği penceresinin açılmasını sağladı.
 

AB’nin Türkiye’den beklentisi

Son yıllarda ısrarla Türkiye’yi AB reformlarını hızlandırmaya teşvik eden Brüksel, ombudsmanlık müessesesi başta olmak üzere bu kapsamdaki birçok reformun Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere yargıdan dönmesi üzerine Türkiye’den sivil anayasa beklentisini daha güçlü dile getirmeye başladı.

AB Komisyonunun 2009 İlerleme Raporunda, “Türkiye’de, 1980 askeri darbesi döneminde yazılan mevcut Anayasa’nın AB standartlarına uygun şekilde birçok alanda daha fazla demokratikleşmeye izin vermesi ve temel özgürlüklere daha güçlü güvenceler sağlaması için değiştirilmesi gerektiği konusunda farkındalığın arttığı” belirtildi.

AB İlerleme Raporunda bu kapsamda Türkiye’den, Anayasa’nın özellikle siyasi partiler, sendikalar ve Türkçe dışındaki dillerin kullanımıyla ilgili maddelerinin gözden geçirilmesi ve ombudsmanlık kurumunun önündeki engellerin kaldırılması talep edildi.

Raporda, bir grup akademisyence 2008 yılı başında hazırlanan sivil anayasa taslağının gündeme alınmaması, siyasi partilerin anayasa değişikliği konusunda uzlaşamaması ve “hükümetin anayasa değişikliği için bir öneri ya da yöntem teklifinde bulunmaması” eleştirildi.

2009 İlerleme Raporunda, önceki yıllardan farklı olarak Ergenekon soruşturmasına da destek verilerek, Türkiye’nin Ergenekon davasıyla “tarihinde ilk kez bir darbe girişimini soruşturduğu” vurgulandı.

Raporda, “bu davanın, demokratik kurumların doğru işleyişine ve hukukun üstünlüğüne güveni artırmak için Türkiye’ye bir fırsat sunduğu” görüşüne yer verildi.

İlerleme Raporunda, bu oluşuma ait cephane ve silahların ele geçirildiği “Türkiye tarihinin en kapsamlı soruşturmasında”, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün “kendi isteğiyle tanık olarak ifade verdiği” de hatırlatıldı.

Türkiye’nin Ermenistan’la ilişkileri normalleştirme çabalarını ve bu kapsamda imzalanan protokolleri memnuniyetle karşılayan AB, demokratik açılıma da destek vererek, süreçte somut adımlar beklentisini dile getirdi.

DTP’nin kapatılmasını yumuşak bir tepkiyle geçiştiren AB Komisyonu, bu partinin ısrarlı çağrılara rağmen “terör eylemlerini kınamamasından ve terör örgütü PKK’yla arasına açık mesafe koymamasından üzüntü duyduğunu” belirtti.

 

Barış Gücü’nün görev süresi uzatıldı

15 Aralık 2009 admin  
Kategori: Gundem

1563 Barış Gücünün görev süresi uzatıldıKKTC’nin New York Temsilcisi Büyükelçi Kemal Gökeri, KKTC’nin BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonunu tamamen desteklediğini, bir an önce adada hakkaniyete dayalı çözüm istediklerini söyledi.

Birleşmiş Milletler- Büyükelçi Gökeri, BM Güvenlik Konseyi’nin Kıbrıs’taki Barış Gücü’nün (UNFIYCP) görev süresini 15 Haziran 2010′a kadar 6 aylığına uzatmasının ardından, BM’deki gazetecilere açıklama yaptı ve soruları yanıtladı.

Kararın açıklanmasından sonra Rum temsilci Minas Hadjimichael’in sanki Kıbrıs’taki tek hükümetin temsilcisiymiş gibi BM’de gazetecilere açıklama yaptığını belirten Gökeri, Rum temsilcinin adada iki halkı da temsil eden tek ve ortak bir hükümet olmadığını ise söylemediğini vurguladı.

Adanın Kuzeyinde Kıbrıs Türk halkını temsil eden KKTC’nin bulunduğunu, adanın güneyinde ise sadece Rum halkını temsil eden Rum yönetiminin olduğunu belirten Gökeri, ‘‘Dolayısıyla Rum tarafının Kıbrıs Türkleri adına konuşmak için ne otoriteleri ne de yasal dayanakları bulunmaktadır” dedi.

Rumların ”1960 yılında adada kurulan iki uluslu hükümeti Aralık 1963′te kuvvet zoruyla çaldıklarını, Kıbrıs Türklerini haklarından mahrum bıraktıklarını, ama kendilerini hala Kıbrıs hükümeti olarak gördüklerini” vurgulayan Gökeri, Kıbrıs sorununun da tam da bu yüzden 1963 yılından bu yana devam ettiğini dile getirdi.

Adada iki lider arasında müzakerelerin devam ettiğini anımsatan Gökeri, bu tür görüşmelerin son 30-35 yıldır devam ettiğini, ancak Rumların haksız bir şekilde ‘‘Kıbrıs Hükümeti” olarak kabul edilmelerinden dolayı şu ana kadar maalesef bir ilerleme sağlanamadığını belirtti.

Kıbrıslı Türklerin çözüm istediklerini vurgulayan Gökeri, ”BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonunu tamamen destekliyoruz, biz biran önce adada hakkaniyete dayalı bir çözüm istiyoruz. Bu çözüm iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve iki kurucu halkın eşit statüsünden oluşan BM parametreleri çerçevesinde ortaklık devletine dayanıyor. İki liderin 23 Mayıs 2008′te kabul ettiği üzere, bu yeni ortaklığın bir federal hükümeti ve eşit statüye sahip 2 kurucu devleti olacak. Biz Genel Sekreter’in Kıbrıs özel danışmanı Alexander Downer’ın çabalarını da tamamıyla destekliyoruz” dedi.

Kıbrıs Türk tarafının UNFICYP ile ilgili kararın BM Güvenlik Konseyi’nde kabulünün ardından Türkiye’nin konuyla ilgili yaptığı açıklamayı ve görüşleri tamamen paylaştıklarını ve desteklediklerini belirten Gökeri, Türkiye gibi Kıbrıs Türk tarafının da Güvenlik Konseyi’nin UNFICYP kararını tümden reddettiğini, çünkü UNFICYP’in adada görev yapmasıyla ilgili olarak Kıbrıs Türk tarafının rızasının ve onayının alınmadığını vurguladı.

Gökeri ”Bu duruma rağmen UNFICYP’in KKTC’deki faaliyetleri bizim bir misafirimiz olarak, KKTC’nin iyi niyet ve işbirliği sonucu, KKTC hükümetinin koymuş olduğu şartlar ve parametreler çerçevesinde devam edecektir” diye konuştu.

Gökeri açıklamasında 2004 yılında Annan Planı’na evet diyen tarafın Kıbrıslı Türkler olduğunu belirterek, Rumların ise bu planı büyük çoğunlukla reddettiklerini anımsattı. Kıbrıslı Türklere uygulanan ambargonun ve izolasyonunun devam ettiğini vurgulayan Gökeri, Kıbrıslı Türklerin dünyada özgürce seyahat edemediklerini, uluslararası yarışmalara katılamadıklarını da belirtti.

Gökeri Kıbrıslı Türklerin biran önce çözüm istediklerini vurgulayarak, bu engellerin kaldırılarak uluslararası toplumun bir parçası olmayı istediklerini vurguladı.

Büyükelçi Gökeri bir soru üzerine iki liderin Ocak ayında 3 kez üst üste Rum liderin evinde, daha sonra da 3 kez üst üste KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat‘ın evinde görüşeceklerini, müzakerelerin yoğunlaşmasına ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

Gökeri ‘‘Ayrıca BM’nin de müzakere sürecine daha aktif katılmasına ihtiyaç duyuyoruz, böylece bir sonuca daha çabuk ulaşabiliriz” diye konuştu.

 

Rum temsilci

Rum temsilci Minas Hadjimichael de kararın kabulünün ardından yaptığı açıklamada Türkiye’nin adayı işgal ettiğini iddia ederek ”Bu durum devam ettiği sürece UNFICYP’in adadaki varlığı vazgeçilmezdir” dedi.

UNFICYP’in yapısının ve görevinin ancak adada çözüm bulunması halinde gözden geçirilebileceğini savunan Rum temsilci, bir soru üzerine iki liderin yeni yılda evlerde görüşmesine yönelik kendisine gelen bir bilgi olmadığını belirtti.

 

Kararın içeriği

Konsey’in UNFICYP’in görev süresini 6 aylığına uzatan ve Türkiye’nin ”hayır” oyu verdiği kararda, müzakere sürecinde bu zamana kadar kaydedilen ilerlemeden memnuniyet duyulduğu ifade edilerek, bu fırsatın müzakere sürecinin ivmesini de arttırarak iyi değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.

Kararda güven artırıcı tüm tedbirlerin uygulamaya konması istenirken, Genel Sekreter Ban’dan da Konsey’e bu kararın uygulanmasıyla ilgili olarak 1 Haziran 2010′a dek bir rapor sunması isteniyor.

Karara göre bu raporda UNFIYCP’in adada çözüm durumunda alacağı yapıyla ilgili planlamanın da yer alması isteniyor.

UNFICYP’nin 31 Ekim 2009 itibariyle 858′i asker, 69′u polis olmak üzere toplam 927 kişilik personeli bulunuyor.

Bağış’tan açıklama

08 Aralık 2009 admin  
Kategori: Gundem

36940 Bağıştan açıklamaDevlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Avrupa Birliği Dışişleri bakanlarının Türkiye ile ilgili kararı konusunda açıklamalarda bulundu.

Washington- Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, AB Genel İşler ve Dışişleri Konseyi’nin genişleme ve Türkiye’ye ilişkin kararları hakkında sorulan soruya şu yanıtı verdi:
”Bu kararda bir AB üyesi ülkenin baskısıyla hoşnut olmadığımız bazı unsurlar yer almakla birlikte, Türkiye’nin genel katılım hedefi teyit edilmekte ve müzakere sürecinin bir engelle karşılaşması önlenmektedir.

Burada hemen hemen tüm AB ülkelerinin sağduyulu bakış açılarını, kararın bu haliyle çıkmasında Türkiye lehine göstermiş oldukları gayreti taktirle karşılıyoruz. Bu noktada, özellikle İsveç dönem başkanlığının katkılarına teşekkür etmeyi bir görev biliyorum.”

“AB açısından Kıbrıs sorununun çözüm yeri Brüksel değil, Kıbrıs’tır”

Çevre faslının İsveç’in dönem başkanlığında açılmasını beklediklerini belirten Egemen Bağış, AB Dışişleri bakanlarının aldığı kararların Türkiye’nin AB sürecini etkileyip etkilemeyeceği yönündeki bir soru üzerine şunları kaydetti:
”Türkiye olarak, AB’ye katılım yolunda aynı heyecan, azim ve kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.

Rum Kesimi’nin Kıbrıs sorununu AB’ye havale ederek, yaptığı yanlışları AB’ye temizletmek istemesi yeni bir durum değildir. Ne var ki AB’de sağduyu ve uzak görüşlülük unsuru ağır basmaktadır.

AB’nin Kıbrıs konusunda sağduyulu çizgiyi korumasını beklemekteyiz. AB, Türkiye’nin ve KKTC’nin çözüm isteğini, çabalarını yakından bilmektedir. AB açısından Kıbrıs sorununun çözüm yeri Brüksel değil, Kıbrıs’tır.

Bir takım gemilerin Türk limanlarına gelmesi, Kıbrıs sorununu çözmez. Rum Kesimi’nin, gemi seyrüsefer tarifeleri ile uğraşmak yerine, görüşme masasında muhatabı olan Mehmet Ali Talat ile çözüm yolunda samimi çaba harcamasını beklemekteyiz. Zaman azalmaktadır. Kıbrıs’ta çözüm ve çıkmaz arasındaki tercih Rum Kesimi’nin olacaktır.”

“Bu nasıl iyi niyet?”

03 Aralık 2009 admin  
Kategori: Gundem

1563 Bu nasıl iyi niyet?KKTC’nin Washington Temsilcisi Hilmi Akil, Rum asıllı bir Amerikalı avukatın Kuzey Kıbrıs’taki mülkiyetlere ilişkin Türkiye ve KKTC aleyhine Washington’da açtığı davanın reddedilmesini beklediklerini belirterek, “Kıbrıs’ta iki toplum liderinin müzakerelerde mülkiyet konusunu ele alacağı hafta böyle bir dava açılıyor, bu nasıl bir iyi niyet?” dedi.

Washington- KKTC’nin Washington Temsilcisi Hilmi Akil, davanın çok yeni olduğunu ve tarafların avukatlarının dahi henüz atanmadığını bildirdi.

ABD’de daha önce de Türkiye aleyhine Rumların KKTC’deki eski malları hakkında dava açıldığını hatırlatan Akil, mahkemenin ABD’nin başka bir egemen devletin işlerine karışmayacağı ve konunun ABD’yi ilgilendirmediği gerekçesiyle davayı görüşmeye bile almadığını anımsattı.

Akil, Rum tarafının bu kez ABD’nin “egemen devlet” olarak görmediği KKTC’yi de işin içine alarak mahkemeye gittiğini, ancak bu dava için de önceki davaya benzer sürecin gelişmesini beklediklerini kaydetti. Hilmi Akil, “Aslında geçen emsalden farkı yok. Resmen tanınmıyor olsak bile bir devlet olduğumuz ortada. Emsalin aksi bir karar alınması doğru olmaz” dedi.

Konunun asıl olarak Rum tarafının niyetlerini gösterdiğini ifade eden Akil, “Kıbrıs’ta iki toplum liderinin müzakerelerde mülkiyet konusunu ele alacağı hafta böyle bir dava açılıyor, bu nasıl bir iyi niyet? Taraflardan biri masada görünürken diğer taraf sizi mahkum etmeye çalışıyor” diye konuştu.

 

Dava

Rum asıllı Amerikalı avukat Athan Tsimpedes, geçen günlerde Türkiye ve KKTC aleyhine 3 Rum adına, 400 milyar dolarlık, “class action” türü dava açmıştı.

Rum tarafı, davayı, Türkiye’nin ABD’den aldığı silahları 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’nda kullandığı iddiasıyla Türkiye-ABD arasındaki ticari ilişkilere ve bir önceki davadan farklı olarak, ABD’nin KKTC’yi “egemen devlet” olarak tanımamasına bağlamaya çalışıyor.
“Class action” davalarında, bir grup, kolektif olarak bir konuyu mahkemeye taşıyor.

Talat-Hristofyas görüşmesi başladı

03 Aralık 2009 admin  
Kategori: Gundem

1566 Talat Hristofyas görüşmesi başladıKKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde bugün 56. kez bir araya geldi.

Lefkoşa- Lefkoşa ara bölgede BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer‘in de katıldığı görüşmede, “yabancılar, göç, vatandaşlık ve sığınma” konuları üzerindeki müzakerelere devam edilecek.

Bu hafta iki kez görüşen liderler, yıl sonuna kadar 3 görüşme daha yapacak.
Downer, dün Talat ve Hristofyas’la ayrı ayrı görüşmüştü.

Öte yandan KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, dünkü basın brifinginde, Kıbrıs sorununa çözüm bulmak amacıyla sürdürülen müzakerelerde daha fazla ve hızlı ilerleme sağlanabilmesi için yöntem değişikliğine ihtiyaç bulunduğunu belirterek, Ankara’da bu kapsamda çalışmalar yapıldığını, ancak sürecin hız ve yoğunluk kazanabilmesi için Rum tarafının da katkı koyması gerektiğini söylemişti.

Kıbrıs’ta, 2 Rum başvurusu daha sonuçlandı

03 Aralık 2009 admin  
Kategori: Gundem

8959 Kıbrısta, 2 Rum başvurusu daha sonuçlandıKıbrıslı Rumların, mülkiyet talepleri için adil, hızlı ve etkin bir çare bulabilmek için faaliyetlerine devam eden ve Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmasına katkıda bulunmayı hedefleyen KKTC Taşınmaz Mal Komisyonu, son günlerde iki Rum başvurusunu daha anlaşmayla sonuçlandırdı.

Lefkoşa- Kıbrıslı Rumların, 1974 öncesinde Kuzey Kıbrıs’ta kalan malları için, KKTC Taşınmaz Mal Komisyonuna takas, tazminat ve iade için başvuruları sürüyor.

Komisyonun web sayfasından derlenen bilgilere göre, komisyona 4 ve 26 Kasım 2009 tarihleri arasında 5 başvuru daha yapıldı ve bu sürede 2 başvuru karşılıklı anlaşmayla sonuçlandı. Bu sürede 481 bin sterlin tazminat ödendi.

Kıbrıs sorununun temel noktalarından mülkiyet sorununa “iç hukuk” oluşturma amacıyla KKTC’de kurulan Taşınmaz Mal Komisyonuna, resmen faaliyete geçtiği 17 Mart 2006′dan 26 Kasım 2009′a kadar 437 Rum başvurdu.

Yabancıların da görev aldığı mahkeme statüsündeki komisyon, 26 Kasıma kadar başvuru dosyalarından 83′ünü karşılıklı anlaşmayla, dördünü de duruşma yoluyla sonuçlandırıldı.

Ayrıca iki başvuru için takas ve tazminat, dört başvuru için iade ve tazminat kararı veren komisyon, bir başvuru için çözümden sonra iade ve bir başvuruda da kısmi iade doğrultusunda karar verdi.

Komisyon, şu ana kadar başvuranlara, mallarının bedeli olarak 38 milyon 141 bin 600 sterlin tazminat ödedi.

Başvuruların son dönemlerde arttığı ve yaklaşık son iki ayda 15 milyon sterlini aşkın tazminat ödendiği gözleniyor.

Talat, Ankara’da

30 Kasım 2009 admin  
Kategori: Gundem

1131 Talat, AnkaradaKKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, temaslarda bulunmak üzere Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun resmi davetlisi olarak Ankara’ya geldi.

Lefkoşa- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, temasları çerçevesinde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile görüşecek.
Talat’ın temaslarında Kıbrıs müzakere süreci değerlendirilecek. Talat’a, ziyaretinde Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün de eşlik ediyor.

Cumhurbaşkanı Talat, yarın KKTC’ye dönecek. Bu arada Talat, Kıbrıs müzakereleri çerçevesinde, yarın Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas‘la ara bölgede saat 16.00′da bir araya gelecek.

“Türkiye’nin garantörlüğü ihtiyaç”

25 Kasım 2009 admin  
Kategori: Gundem

14077 Türkiyenin garantörlüğü ihtiyaçKKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, İngiltere ve Yunanistan’ın, 1960 anlaşmalarından kaynaklanan Kıbrıs’taki garantörlük sorumluluklarını terk etmeye hazır olabileceğini, ama Türkiye’nin garantörlüğünün devamının Kıbrıs Türk halkı açısından hayati bir ihtiyaç olduğunu söyledi.

Lefkoşa- KKTC Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, düzenlediği haftalık basın brifinginde, İngiltere’nin Kıbrıs’taki askeri müdahale haklarından vazgeçmeye hazır olduğuna dair basına yansıyan haberlerin teyit edilemediğini belirterek, konunun önemi nedeniyle bu konudaki görüşlerini bir kez daha açıklamak istediklerini kaydetti.

Güvenlik ve garantiler konusunun, Kıbrıs sorununun en önemli parçalarından biri olduğunu ifade eden Erçakıca, “1960 düzeni Kıbrıs Türk halkının güvenliğini yeterince sağlamadığı için, Kıbrıs Türk halkının 1960 anlaşmalarıyla elde ettiği haklara tecavüzler olduğu için, Kıbrıs sorunu yeni bir safhaya girmiştir” dedi.

1963 olaylarıyla birlikte Kıbrıs sorununun yeni bir aşamaya girdiğini kaydeden Erçakıca, “Kıbrıslı Türklerin adadan sökülüp atılmasını engelleyenin garanti sistemi olduğuna” işaret ederek, garanti sisteminin Kıbrıs sorununun nedeni olmadığını vurguladı.

Garanti sisteminin Kıbrıslı Türkler için hayati olduğunun altını çizen Erçakıca, garantörlüğün, Kıbrıs Türk halkının can ve mal emniyeti ile Kıbrıs adasındaki haklarını koruması bakımından gereklilik olduğunu söyledi. Erçakıca, “Bizim için gerekli olan Türkiye’nin garantörlüğüdür” dedi.

Erçakıca, bugünkü konjonktürde İngiltere ve Yunanistan’ın 1960 anlaşmalarından kaynaklanan garantörlük sorumluluklarını terk etmeye hazır olabileceğini, ama Kıbrıs Türk halkı bakımından garantilerin ve Türkiye’nin garantörlüğünün devamının hayati bir ihtiyaç olduğunu vurguladı.

 

“Çok tehlikeli gelişme”

Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulma çabaları devam ederken, Kıbrıs Rum tarafının, Türkiye’nin AB üyeliği sürecini değerlendirerek Kıbrıs Türk halkının onaylamayacağı bir çözümü bu yolla dayatma gayreti içinde bulunduğunu da belirten Erçakıca, Rum Ulusal Konseyinin dünkü toplantısında bu konuda yapılabileceklerin ele alındığını, ayrıca Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın AB üyesi ülkelerin liderlerine mektup göndererek Türkiye’nin “yükümlülüklerinden” söz ettiğini ve bu “yükümlülüklerin” yerine getirilmemesi halinde Türkiye’nin üyelik sürecini engellemeye çalışacakları tehdidini ileri sürdüğünü hatırlattı.

Kıbrıs Rum tarafının AB Konseyinden, Türkiye’nin üyelik süreci ile Kıbrıs sorununu ilişkilendiren bir “yol haritası” elde etmeye çalıştığına işaret eden Hasan Erçakıca, dedi.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek’in 15 Kasım törenlerinde ifade ettiği, “Kıbrıs meselesini Türkiye’nin AB politikasının önüne koyarak, eğer birileri ‘ya Kıbrıs ya AB’ diye düşünüyorsa, Türkiye’nin tercihi sonsuza kadar Kıbrıs Türkünün yanında olacaktır” sözlerine atıfta bulunan Erçakıca, Çiçek’in sözlerinin yerinde bir uyarı niteliği taşığını kaydetti.

Talat: Pireyi deve ettik

24 Kasım 2009 admin  
Kategori: Gundem

1131 Talat: Pireyi deve ettikKKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, müzakerelerde, KKTC vatandaşlarının pazarlık konusu yapılmasını istemediklerini ifade ederek, 1974 sonrası KKTC vatandaşı olanların sayısının abartıldığını söyledi ve “Pireyi deve ettik. Şimdi de tekrar onu tahtakurusuna doğru çekmeye çalışıyoruz” dedi.

Lefkoşa- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas‘la görüşmesinden sonra Cumhurbaşkanlığına dönüşünde yaptığı açıklamada, bugün, “Yabancılar, Göç, Vatandaşlık ve Sığınma” konularını ele aldıklarını ifade ederek, tarafların, bu konuda daha önce ortaya koyduğu görüşleri karşılıklı olarak değerlendirdiğini kaydetti.
Talat, şunları söyledi:

“Tarafların tutumları daha önce ifade edildi ve basına yansıdığı gibi olmaya devam ediyor. Bizim yaklaşımımız, KKTC yurttaşlarının pazarlık konusu yapılmamasıdır. Çünkü, yine temel prensibimiz, çözümden önceki idari işlemlerin çözüm sonrası da geçerli olacağı yönündedir. Kıbrıs Rum tarafının pozisyonu ise daha önce bildiğiniz çerçevede, belli sayıda 1974 sonrası vatandaşın, ‘yeni birleşik Kıbrıs’ın da vatandaşı olması yönündedir.”

Talat, bu konuda tartışmalar yapıldığını ve uluslararası uygulamalardan örnekler gösterildiğini, konuyu o noktada bıraktıklarını ve daha sonra yeniden ele alacaklarını kaydetti.
Bir soru üzerine, Rumların, 1974 sonrası vatandaş olanların adada kalmasını istediği sayının, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının sayısını kapsadığını veya çok yakın olduğunu belirten Talat, 1974 sonrası KKTC vatandaşı olanların sayısının abartıldığını söyledi.
“Pireyi deve ettik. Şimdi de tekrar onu tahtakurusuna doğru çekmeye çalışıyoruz” diyen Talat, insancıl yanı ele alındığında bütün sorunların çözüleceğini düşündüğünü dile getirerek, “Abartılan sayıların geçerli olmadığını biliyorum” dedi.

Talat, temsilcilerin de görüşmelerini sürdüreceğini sözlerine ekledi.

---------------- ----- ----------------------------