Gözlem istasyonu çalışmaları
Marmara Denizi’nde fay hattıyla ilgili ilk çalışmayı gerçekleştiren Fransız Le Suroit gemisinin, 4 Kasım-14 Aralık tarihleri arasında, AB’nin ”Avrupa Denizleri Gözlem Ağı İstasyonları (ESONET) Projesi” çerçevesinde Marmara Denizi’nde kurulacak deniz altı gözlem istasyonlarıyla ilgili yaptığı çalışmanın sonuçları açıklandı.
İstanbul- Beyoğlu’ndaki Fransız Sarayı’nda düzenlenen basın toplantısında konuşan İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Maden Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Naci Görür, uzun yıllardır Marmara Denizi’nde yürütülen araştırmaların ana hedefinin İstanbul’u bekleyen deprem riski olduğunu söyledi.
Marmara Denizi’nin, 1999 depreminden önce araştırılmadığını, o tarihten itibaren yapılan araştırmalarla da dünyanın en çok araştırılan denizi haline geldiğini anlatan Prof. Dr. Görür, bu süreçte iki ulusal, yedi uluslararası gemiyle yürütülen çalışmaların da sonuçlandığını anımsattı.
Prof. Dr. Görür, bu araştırmalarla, Marmara Denizi altındaki fay sisteminin geometrisi, boyutları, birbirleriyle olan ilişkileri, olası kırılmanın nasıl olacağı, İstanbul’un hangi bölgelerinin nasıl etkileneceği gibi konulara ışık tutulduğunu da belirterek, son araştırmayla da Marmara Denizi tabanındaki fayların bazı bölümlerinde gaz ve sıvı çıkışları olduğunun tespit edildiğini vurguladı.
Marmara Denizi’nde açığa çıkan gaz ve sıvının, denizaltında gözlem istasyonları kurularak kimyasal ve fiziksel olarak gözlemlenebileceğini ifade eden Prof. Dr. Görür, ”Marmara Denizi’nde kimyasal ve fiziksel değişimleri gözlemek bir bakıma deprem süreci başladığında depremin ayak seslerini önceden duymak anlamına gelir” dedi.
ESONET projesiyle tüm Avrupa denizlerinde kurulmak istenen deniz altı gözlem istasyonlarının, bu denizlerdeki deprem başta olmak üzere doğal tehlikeleri gözlemleyeceğini dile getiren Prof. Dr. Görür, bu projeye Marmara Denizi’nin de eklenmesinin önemli olduğunu vurguladı.
Proje çerçevesinde Marmara Denizi’nde kurulması planlanan gözlem istasyonlarının İTÜ, Dokuz Eylül Üniversitesi ve Boğaziçi Üniversitesince işletileceğini kaydeden Prof. Dr. Görür, bu konuda yetkili kurumların ve merkezi yönetimin desteğini beklediklerini de söyledi.
Prof. Dr. Görür, Fransız araştırmacıların, Marmara Denizi’nin tabanına öncelikli olarak iki deprem istasyonu kurulmasını önerdiklerini belirtti.
Bilim adamlarının, 1999 depreminden sonra Marmara’da 30 yıl içinde deprem olacağını söylediğini anımsatan Prof. Dr. Görür, ”Artık Marmara’da deprem alarmı verildi. Deprem tehlikesi kapıda ve bu tehlike de geçmeyecektir. Bu alarmın ülkeyi yönetenlerce de ciddi alınması lazım” diye konuştu.
”Marmara Denizi tabanında gaz ve petrol çıkışları olduğunu tespit ettik”
Fransa Deniz Araştırmaları Enstitüsünden (IFREMER) Prof. Dr. Lois Geli de, Le Suroit gemisinin 4 Kasım-14 Aralık tarihleri arasında yaptığı çalışmalara ilişkin bilgi vererek, denizaltında faya yakın noktalarda gözlem istasyonlarının kurulmasının önemine işaret etti.
”Marmara Denizi tabanında gaz ve petrol çıkışları olduğunu tespit ettik” diyen Geli, bu çıkışların Küçükçekmece’nin güneyinde ve Tekirdağ ile Silivri arasında zirve yaptığının görüldüğünü anlattı.
Prof. Dr. Geli, gözlem istasyonlarının da bu bölgelere kurulmasını önerdiklerini söyledi.
IFREMER’den Prof. Dr. Roland Person da Marmara Denizi’nin ESONET projesi içinde yer almasının önemine dikkati çekerek, istasyonların sadece deprem için değil, çevre ve küresel ısınma konusunda da bilgi vereceğini dile getirdi.
İstasyon 2011′de faaliyette
İTÜ öğretim üyesi Prof. Dr. Namık Çağatay da, Fransızların önerdiği denizaltı gözlem istasyonlarından birinin Küçükçekmece’nin 12 kilometre güneyine, diğerinin de Marmara Adası’nın 15-20 kilometre kuzeyine kurulmasının planlandığını belirterek, ayrıca bir pilot istasyonun da Gebze’nin beş kilometre güneyine kurulduğunu anlattı.
”Gerekli kaynaklar bulunursa istasyonların 2011 yılında faaliyete geçmesi planlanıyor” diyen Prof. Dr. Çağatay, istasyonların işletme giderleri de dahil beş yıllık maliyetinin 10 milyon avro olacağının da hesaplandığını kaydetti.
Prof. Dr. Çağatay, Marmara’nın tümünün deprem riski altında olduğunu, ancak fayın nereden kırılacağını kimsenin bilmediğini de söyledi.
Toplantıya Fransa’nın İstanbul Başkonsolosu Herve Magro da ev sahipliği yaptı.
Dışişleri’nde Facebook dönemi
“Kamu Diplomasisi ve İletişim” alanında hamle başlatan Dışişleri Bakanlığı, bir ilkeye imza atarak ilk defa telekonferans yöntemiyle bir basın toplantısı düzenledi.
Ankara- “Kamu Diplomasisi ve İletişim” alanındaki çalışmaların koordinasyonu ile görevlendirilen Müsteşar Yardımcısı Namık Tan, telekonferansının “kamu diplomasisi” çalışmalarının çerçevesinde ilk faaliyet olduğuna dikkat çekerek “Facebook ve Twitter’den de yararlanılacak” dedi. ABD, İngiltere, İsrail ve Japonya gibi ülkelerin dijital teknolojiden de yararlanarak uzunca bir süreden beri yoğun bir biçimde yürüttükleri “kamu diplomasisi” alanında hamle başlatan Dışişleri Bakanlığı, bu çerçevede ilk faaliyet olarak bir telekonferans düzenledi.
Dışişleri Bakanlığınca yapılan ilk telekonferansa medya kuruluşlarının Ankara temsilcileri, köşe yazarları ve diplomasi muhabirleri davet edildi. İlk telekonferansı da, dün Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (KSYÖ) Genel Direktörlüğüne oy birliğiyle seçilen Büyükelçi Ahmet Üzümcü, Lahey’den gerçekleştirdi. Telekonferans başlamadan önce bir konuşma yapan, “Kamu Diplomasisi ve İletişim” alanındaki çalışmaların koordinasyonu ile görevli Müsteşar Yardımcısı Namık Tan da, kitle iletişim alanındaki ilerlemelere dikkat çekerek dış politika icraatlarının dijital ortamda yerli, yabancı ve uluslar arası kamuoyuna izah edilmesi taşıdığı öncelik ve öneme vurgu yaptı. Bu amaçla Bakanlık’ta gerek merkez gerekse dış teşkilatında hazırlıkların sürdürüldüğünü de anlatan Tan, “Facebook ve Twitter’den da yararlanılacak” dedi.
Dışişleri’ndeki çalışmalar
Öte yandan, edinilen bilgiye göre, Dışişleri Bakanlığı’nca Bakan Ahmet Davutoğlu’nun büyük desteğiyle “öncelikli” bir görev alanı olarak ilan edilen “Kamu Diplomasisi ve İletişim” alanında iki birim oluşturulacak. Bu çerçevede hem günlük işleri yürüten, hem de stratejiyi belirleyecek birimler olacak. Yurt dışındaki Büyükelçilik ve Temsilciliklerde de bir personel bu alanda görevlendirilecek. Bu konudaki çalışmaları değerlendiren üst düzey bir diplomatik kaynak da “Dünya değişiyor bizde bu değişime ayak uydurmak zorundayız” dedi. Dışişleri Bakanlığınca “Kamu Diplomasi ve İletişim” alanında düşünülen hamleyi gerçekleşebilmesi için hem personel hem de finansmana ihtiyaç olacağı belirtiliyor. Şu andaki Bakanlığın olanaklarının yeterli olmadığı vurgulanırken bu konulardaki çalışmaların sürdüğü de ifade ediliyor.
Ahmet Üzümcü’nün basın toplantısı
Bu arada, merkezi Lahey’de olan Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü (KSYÖ) Genel Direktörlüğü’ne, Konvansiyona Taraf Ülkeler Konferansı tarafından dün oy birliği ile seçilen Büyükelçi Ahmet Üzümcü de, telekonferans sırasında Türkiye tarafından yürütülen “etkin bir kampanya” sonucunda seçildiğini belirtti. Sağlanan destekten dolayı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu‘na teşekkür eden Üzümcü, elde edilen sonuçta “Türkiye’nin kazandığı uluslararası itibarının büyük bir rolü olduğu”nu vurguladı. Örgütün faaliyetlerine ilişkin bilgi veren Üzümcü de, kimyasal silah stoklarının yüzde 52′sinin imha edildiğini, kimyasal silah stoku olan 11 ülkenin 4′ünde imha çalışmalarının tamamandığını kaydetti.
Büyükelçi Üzümcü, Türkiye ile ilgili bir soruyu yanıtlarken de “Türkiye, kimyasal silah bulundurmayan ülkeler arasındadır” dedi ve Türkiye’nin başından beri katıldığı KSYÖ’nün faal üyelerinden biri olduğunun altını çizdi. Temmuz 2010 itibariyle resmen göreve başlayacak olan Ahmet Üzümcü ise, geçen Ekim ayında KSYÖ Yürütme Kurulu’nca oy birliği ile Genel Direktörlüğü’ne atanması önerilmişti.








