“Belge CHP raporu değildir”
CHP’den yapılan yazılı açıklamada, ”Sayın Başbakan’ın can simidi gibi sarıldığı ve her platformda ‘CHP raporu’ diye sunduğu belge Kurultay’da, PM’de ve MYK’da görüşülerek kabul edilen resmi bir belge, yani CHP raporu değildir” denildi.
Ankara- CHP İletişim Koordinatörlüğünden, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın önceki gün Konya’da resmi internet sitesini kaynak göstererek CHP’nin Doğu ve Güneydoğu meselesine ilişkin hazırladığı raporlarla ilgili konuşmasına ilişkin yazılı bir açıklama yapıldı.
Açıklamada, ”Başbakan Erdoğan adını dört kez değiştirdiği ayrıştırma ve yıkım projesi suçuna CHP’yi de ortak edebilmek için Sayın Genel Başkan Deniz Baykal’a mektup yazdı ve görüşmek istedi. Sayın Baykal, ‘Kapalı kapılar arkasında yapılan görüşmelere benzetilmemesi ve gerektiğinde kamuoyunun bilgisine sunulması için kaydedilmesi’ koşuluyla görüşmeye ‘evet’ dedi. Sayın Başbakan’ı yanıtlarken de CHP’nin konuyla ilgili üç raporunu mektubunun ekinde sundu” denildi.
Yapılan açıklamada, Deniz Baykal’ın, Başbakan Erdoğan’a gönderdiği mektubun ekinde, ”Doğu ve Güneydoğu Sorunlarına Bakış ve Çözüm Önerileri (1989)”, ”Türkçeden farklı dillerin kullanılması hakkında kanun teklifi (1991)” ve ”CHP Programından Doğu ve Güneydoğu sorunları hakkındaki bölümler (2008)” raporlarının bulunduğu hatırlatıldı.
”CHP sitesi tıkandığında tablo görülecektir”
Başbakan Erdoğan’ın adres gösterdiği CHP’nin internet sitesinde, her tür belge ve çalışmanın ”raporlar” başlığında kayıt altında tutulduğu belirtilen açıklamada, bu başlık altında Parti Meclisi, MYK, komisyon, Bilim Platformu, ekonomi ve CHP Pusula raporları ile dosya arşivi ve CHP broşürlerinin bulunduğu bildirildi.
Açıklamada şunlar kaydedildi:
”Sayın Başbakan CHP’nin resmi raporlarında aradığını bulamamış olacak ki Kurultay, Parti Meclisi ve MYK’da kabul edilerek CHP Belgesi hüviyetini kazanmamış çalışmalara sarıldı. CHP’nin internet sitesini de bu amaçla yanlış, kafa karıştırıcı ve kamuoyunu yanıltıcı iddialarına kanıt olarak gösterdi.
CHP yönetiminin kararları, resmi parti belgeleri PM ve MYK başlıkları altında saklanır. Genel merkez çalışmalarıyla ilgili verilerle CHP Yönetimine sunulan ama PM’de, MYK’da görüşülerek kabul edilmemiş, böylece resmi parti belgesi haline gelmemiş çalışmalar ise diğer alt başlıklara göre kayda geçirilir, siteye de konulur.
Sayın Başbakan’ın can simidi gibi sarıldığı ve her platformda CHP raporu diye sunduğu belge Kurultay’da, PM’de ve MYK’da görüşülerek kabul edilen resmi bir belge, yani CHP raporu değildir.
CHP raporu özelliği kazanmayan bu çalışma Parti Meclisi veya MYK raporları bölümünde yer almamakta, bu özelliği nedeniyle dosya arşivi bölümünde bulunmaktadır.
Konuyla ilgili olarak CHP sitesi tıklandığında görülecek olan tabloyu ve Raporlar ana başlığı altındaki sıralamayı bilgilerinize sunuyoruz.”
Açıklamanın ekinde, CHP’nin internet sayfasını gösteren bir fotoğraf da yer aldı.
Mısır konvoyu kabul edecek mi?
İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı’nın da içinde yer aldığı, dış basında adı “Viva Palestine” olan, Türkiye’de ise halkın daha rahat kabul edebilmesi için “Filistin’e Yol Açık” diye değiştirilen yardım konvoyunun Mısır’a girip giremeyeceği tartışılıyor.
Ankara- Türkiye’de TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, AKP Genel Başkan Yardımcısı Abdülkadir Aksu, TBMM İnsan Hakları ve Dışişleri Komisyonu başkanları AKP’li Zafer Üskül ve Murat Mercan tarafından kabul edilen “Viva Palestina” yardım konvoyunun Mısır topraklarına girmesine izin verilmeyeceği iddia edildi. Yabancı basına Filistin’e yardım götüren konvoyun Türkiye’de “kraliyet kabulü” gördüğü ifade edildi.
Konvoy’a, ulaştırmaya çalıştığı yardımların kimi ülkeler tarafından henüz desteklenmeyen ve terörle bağlantısı olduğu iddia edilen Hamas iktidarının eline geçmemesi için karşı çıkıldığı belirtiliyor.
İngiltere’den hareket eden, “Viva Palestine” adı konulan ancak Türkiye’de bu ifade antipati uyandıracağı gerekçesiyle “Filistin’e Yol Açık” adı verilen 80 araçlık yardım konvoyu Fransa, İtalya ve Yunanistan üzerinden 16 Aralık’ta Türk sınırına ulaştı. Konvoy her ülkede büyüyerek yoluna devam ediyor. Konvoy’un yolculuğunun Suriye, Ürdün ve Mısır’ı kat ettikten sonra Gazze’de 27 Aralık’ta bitmesi planlanıyor.
Mısır topraklarına giremeyebilir
İHH’nin konvoyun Türkiye’deki yolculuğuyla ilgili açıklamasına göre, Filistin’e giden Özgürlük Konvoyu’na 17 Aralık’ta TBMM’de de büyük bir ilgi gösterildi. TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin, “Filistin’e Özgürlük Konvoyu Uluslararası Yardım Konvoyu Tertip Komitesi”ni kabul etti. Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, AKP Genel Başkan Yardımcısı Abdülkadir Aksu, Türkiye-Filistin Dostluk Grubu Başkanı Hüseyin Tanrıverdi, Filistin Büyükelçisi Nebil Maruf, Meclis İnsan Hakları ve Dış İlişkiler Komisyonu Başkanları AKP’li Zafer Üskül ve Murat Mercan da tertip heyetini kabul etti.
Meclis Başkanı’nın Tertip Komitesi’ni kabulüne İHH İnsani Yardım Vakfı Başkanı Bülent Yıldırım, İHH Yönetim Kurulu Üyeleri, Türkiye Filistin Dostluk Grubu Başkanı ve AKP Tokat Milletvekili Zeyid Aslan ve konvoyun İngiltere heyeti temsilen organizasyon sorumlusu Kevin Ovenden katıldı.
Uzun süredir ambargo altında yaşayan Filistin’e yardım etmek için düzenlenen organizasyonda ABD, Asya ve Avrupa’dan insani duyarlılık taşıyan kişilerin de bulunmasını mutlulukla karşıladığını belirten Mehmet Ali Şahin, böyle bir hassasiyetin dünyada hala yaşanıyor olmasının, gelecekle ilgili umutlarını artırdığını söyledi. Yardımların en kısa süre içinde yerine ulaşmasının önemli olduğunu belirten TBMM Başkanı Şahin, Tertip Komitesi üyelerini insani duyarlılıklarından dolayı kutladı.
İHH Başkanı Bülent Yıldırım duyarlılığından dolayı TBMM Başkanı Şahin’e teşekkür etti.
Kabule katılan Organizasyon Sorumlusu Kevin Ovenden Türkiye’nin ortaya koyduğu tutumun diğer ülkelere de örnek olması gerektiğini bildirdi. Kabulün sonunda TBMM Başkanı Şahin, heyette bulunanlara birer Türk bayrağı hediye ederek Tertip Komitesi üyelerini Filistin’e uğurladı.
Dış basın: Mısır konvoyun topraklarına girişine izin vermeyebilir
Bu yıl Filistin’e ulaşmak isteyen üçüncü yardım konvoyunun Mısır’a ait Refah bölgesinden Gazze’ye girmesi planlanıyor. Giriş tarihinin “Dökme Kurşun Operasyonu”nun birinci yıldönümü olan 27 Aralık’ta gerçekleşmesi hedefleniyor. Konvoyu izleyen Orta Doğu ve batı basınında Mısır’ın konvoyun topraklarına girmesine izin vermeyeceğine yönelik haberler yer alıyor.
Huffington Post gazetesinin Beyrut’taki muhabiri Richard Hall, kendine ait blogda, “Gönüllüler arasında Mısır hükümetinin konvoyun Gazze’ye geçişine izin verilip verilmeyeceğine ilişkin endişeler var. Önceki her iki konvoy da bölgeye girme konusunda sorunlarla karşılaştı. ABD yedek kuvvetlerinden izin alabilmek için on gün beklemek zorunda kaldı. Organizatörler ve katılımcılar yardımı vermelerine izin verilinceye kadar evlerine dönmeme kararında olduklarını açıkladılar” diye yazdı. Konvoya destek veren Joti Brar’ın “Girmemize izin verilinceye kadar sınırda kalacağız. Buraya taahhütlerimizi yerine getirmek için ve çok uzaklardan geldik” sözlerini aktaran Brar, konvoyları destekleyen İngiliz Parlamenter George Galloway’in Mısır hükümetini girişe izin vermesini istediğini ve “Umarım sorun olmaz. Mısır hükümetinin dikkati olması gerekenden yani İsrail’den ve Gazze şeridindeki çirkin saldırılarından başka yöne çevirmesi büyük hata olur” dediğini bildirdi.
Konvoy’a, ulaştırmaya çalıştığı yardımların, bazı ülkeler tarafından henüz iktidarı kabul edilmeyen ve terörle bağlantısı olduğu iddia eline Hamas’ın eline geçmemesi için kuşkuyla bakıldığı iddia ediliyor.
İşte yorumlan
“Mısır’ın konvoya izin vermeyeceği” iddiaları diğer basın organlarına şöyle yansıdı:
Yarı Resmi El Ahram (İngilizce-haftalık): . Mısır yetkililerinin esnekliğine bağlı olarak konvoy Gazze’deki Filistinlilere tıbbi ve insani malzeme yardımı ile diğer yardımlarda bulunacak. İlk VP konvoyu İngiltere’den 14 Şubat’ta yola çıktı. 5 bin millik rota Belçika, Fransa, İspanya, Fas, Cezayir, Tunus, Libya ve son engel Mısır’dan geçti. Konvoy Gazze’ye Refah geçidinden Kaddafi Fonu’nun da yardımları eklenerek 9 Mart’ta ulaştı. Fakat Mısırlı yetkililer malzemenin Gazze’ye geçmesine izin vermeyi reddettiler.
Konvoy, tıbbi yardım malzemesi ve yiyeceklerin ziyan olduğu Ariş kasabasında kaldı. Temmuz ayında ABD’den çıkan kampanyacılar 1 milyon dolarlık fonla Mısır’a uçtular. Mısır’dan 47 araç ve tıbbi malzeme aldılar. Bir kez daha yerel yetkililer araçların geçmesine izin vermeyi reddettiler, konvoyun gerekli izinleri almadığını gerekçe gösterdiler. Bu kez eylemciler tıbbi malzemeyi sınır ötesine geçirmeyi başarabildiler. Şubat-Mart konvoyunda Mısırlıların engellemelerine maruz hareketin sözcüsü Zahir Berawi konvoyun rotasının Mısırlı yetkililerin provoke etmesinden kaçınabilmek için tasarlandığını, Kahire’ye geniş manevra alanı tanımadan, Mısırlı eylemci ya da politikacılarla herhangi bir ilişki kurmaktan kaçınıldığını belirtti.
Berawi, “Malzemelerin Gazze’ye götürülmesi konusunda son derece kararlıyız. Bu bizim önceliğimiz ve ne insanlık mesajımızın önünde herhangi bir engel bulunmasına izin vermeyi ne de herhangi bir düzeyde Mısır hükümetine meydan okumayı istiyoruz. Mısır rejimine ilk yılında savaşı anması, aydınlatması konusunda güveniyoruz, sanırım hedefimiz aynı” dedi.
İngiliz siyasi aktivist, sendikacı Joti Brar konvoyla ilgili bilgileri Twitter’de paylaşıyor. Bu VP gönüllülerinin Batı Avrupa’da nasıl heyecan yarattıklarını, belediye başkanları ve milletvekilleri tarafından selamlandıkları ve Pizza Hut’tan bedava pizza aldıkları Yunanistan’daki seyahatlerini gösteriyor. El Ehram baskıya girdiğinde Brar Türkiye’de konvoylarına yapılan “kraliyet” kabulünü keyifli bir şekilde Tweetliyordu.
Bikyamasr.com: Viva Palestina’ya göre “Konvoyun temsilcileri Ankara’da TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’e resmi ziyarette bulundular. Ziyarette Dış İşleri Komisyonu Murat Mercan ve İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül de bulundu. Çok sayıda Türk konvoyu karşıladı ve alkış yağmuruna tuttu. Viva Palestina’nın Mısır ve Gazze arasında bulunan ve sık sık kapanan Refah Sınır Geçişini geçme girişimnden önce Türkiye, Suriye, Ürdün ve Mısır’a geçmesi umuluyor. Aralık ayının ilk günlerinde Mısır hükümetinin konvoyun topraklarına girmesine izin vermeyeceğine ilişkin haberler dolaşmıştı. Dışişleri bakanlığından bunu doğrulayan ya da yalanlayan bir bilgiye ulaşılamadı.
Türk dış politikasında 2009 yılı (Ocak-Şubat)
Ocak ayı, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının yankılarıyla geçerken, şubat ayında İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı Avi Mirzahi’nin Türkiye’ye yönelik sözleri ve ardından meydana gelen gelişmeler ön plana çıktı. Türkiye, yılın başında BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun’un yanı sıra pek çok lidere de ev sahipliği yaptı.
Ankara- Türk dış politikasında ocak ve şubat aylarında belli başlı şu gelişmeler kaydedildi:
3 OCAK
– Dışişleri Bakanı Ali Babacan, Gazze’deki gelişmeleri ele almak üzere Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde düzenlenen İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) İcra Komitesinin olağanüstü toplantısına katıldı. Babacan, toplantıda, Filistinliler arasındaki anlaşmazlığın çok önemli bir sorun olduğunu belirtirken, uluslararası bir gözlemci güç kurulması gerektiğini ifade etti.
5 OCAK
– Suriye Dışişleri Bakanı Velid El Muallim, Ankara’da Dışişleri Bakanı Babacan ile bir araya geldi. Babacan, Gazze’de derhal ateşkes sağlanması çağrısını yineleyerek, “Ateşkesin unsurları, tarafların kabul edebileceği bir şekilde derhal belirlenmelidir” dedi. El Muallim de, bir an önce ateşkese ulaşılması, geçiş kapılarının açılması ve ortak bir mekanizma bulunmasının hedeflendiğini belirtti.
6 OCAK
– Dışişleri Bakanı Babacan, Gazze’deki durumu ele almak üzere BM Güvenlik Konseyinde (BMGK) düzenlenen toplantıya katılmak için New York’a gitti. Babacan, toplantıda yaptığı konuşmada, Türkiye’nin, konseyde kabul edilen ve Gazze’de acil ateşkes ile İsrail askerlerinin tamamıyla çekilmesi çağrısında bulunulan kararın tüm yönleriyle uygulanması için her türlü çabayı göstereceğini söyledi.
7 OCAK
– İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın Özel Temsilcisi Said Celili, temaslarda bulunmak üzere Ankara’ya geldi. Celili, Ankara’da Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’la bir araya gelirken, görüşmelerde Gazze’deki son gelişmeler ele alındı.
8 OCAK
– AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana da Ankara’nın ocak ayındaki konuklarındandı. Solana, yaptığı açıklamalarda, Gazze’de en kısa zamanda ateşkes sağlanmasını umduklarını söyledi.
9 OCAK
– AKP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Egemen Bağış, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci olarak atandı.
10 OCAK
– AB Genel Sekreterliği, Başbakanlığa bağlandı.
– Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Bağış, Fas’ta temaslarda bulundu. Bağış, İsrail’in saldırdığı Gazze’de büyük bir insanlık dramının yaşandığını belirterek, Türkiye’nin, acil bir ateşkes sağlanması için elinden geleni yaptığını bildirdi.
11 OCAK
– Bağış, AB Genel Sekreterliğinde düzenlenen törenle Başmüzakerecilik görevini Dışişleri Bakanı Ali Babacan’dan devraldı.
12 OCAK
– Dışişleri Bakanı Babacan, resmi ziyaret için Kosova ve Bosna Hersek’e gitti. Ziyaret sırasında Türkiye ile Kosova arasında Strateji Belgesi ve Karşılıklı Vize Muafiyeti Anlaşması imzalandı. Babacan, Saraybosna’dan yaptığı açıklamada, İsrail’in artık hiçbir yerden “yeşil ışık” görmemesi ve “dur” mesajını çok açık seçik herkesten alması gerektiğini söyledi.
13 OCAK
– İran Meclis Başkanı Ali Laricani, İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Parlamento Birliği olağanüstü toplantısı için Türkiye’ye geldi. Laricani, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarına ilişkin olarak, “Siyonist rejimin cinayeti, insanlık aleyhine bir cinayettir. Bir an önce ateşkes ilan edilmeli” dedi.
16 OCAK
– BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, Orta Doğu turu çerçevesinde temaslarda bulunmak üzere Ankara’ya geldi. Ban, BM Güvenlik Konseyinin Gazze’deki duruma ilişkin 8 Ocak 2009 tarihli ve 1860 sayılı kararı çerçevesinde çatışmaların bir an önce durdurulması ve kararın uygulanması konusunda Ankara’da istişarelerde bulundu.
– Cibuti Cumhurbaşkanı İsmail Ömer Guelleh, resmi ziyaret için Ankara’ya geldi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığı görüşmenin ardından Guellah, Türkiye’nin barış için gösterdiği çabaları büyük takdirle izlediklerini belirtirken, Gazze’de 21 gündür devam eden trajedinin artık durdurulması gerektiğini söyledi.
21 OCAK
– Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Bağış, Brüksel’de temaslarda bulundu. Bağış, “AB’yi Türkiye’nin diyetisyeni olarak görüyorum” dedi.
23 OCAK
– Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, Ankara’da resmi temaslarda bulundu. Dışişleri Bakanı Babacan, Zebari ile yaptığı görüşmenin ardından, “PKK terör örgütünün faaliyetlerinin sona erdirilmesi ve örgütün bertaraf edilmesi, Türkiye-Irak ilişkilerinin tamamen normalleşmesi için olmazsa olmaz bir adım” derken, Zebari, Irak, Türkiye ve ABD hükümetlerinin paylaştığı bir ortak merkez kurulacağını söyledi.
24 OCAK
– Dışişleri Bakanı Babacan ile Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Bağış, Ulusal Programın uygulanmasına yönelik çalışmaları ele almak amacıyla AB Genel Sekreterliğinde Türk kamu yönetiminin üst düzey yöneticileriyle bir araya geldi.
25 Ocak
– Dışişleri Bakanı Babacan, Çek Cumhuriyeti AB Dönem Başkanlığının Gazze ile ilgili toplantısına katılmak üzere Belçika’nın başkenti Brüksel’e gitti.
27 OCAK
– Dışişleri Bakanı Babacan, Dünya Ekonomik Forumu Yıllık Toplantısına katılmak için İsviçre’nin Davos kasabasına gitti. Babacan, hareketinden önce yaptığı açıklamada, 2009 yılının Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde bir dönüm noktası olabileceğini belirterek, “Bu sene içinde bir çözüm olursa, bu beni şaşırtmaz doğrusu” dedi.
30 OCAK
– Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Bağış, Davos’ta Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın gösterdiği tepkiye ilişkin olarak, “Başbakanımız, orada hepimizin göğsünü kabartan bir davranışta bulundu” dedi.
ŞUBAT
5 ŞUBAT
– Dışişleri Bakanı Babacan, KKTC’ye gitti.
– Türkiye, ABD’nin PKK/KONGRA-GEL terör örgütünün İran kolu PJAK’ı (Özgür Yaşam Partisi) ABD terör örgütleri listesine almasını memnuniyetle karşıladı.
6 ŞUBAT
– Dışişleri Bakanı Babacan, Almanya’nın Münih kentinde düzenlenen 45′inci Güvenlik Politikaları Konferansına katıldı. Babacan burada, Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan ve Dışişleri Bakanı Eduard Nalbantyan ile görüştü. Babacan, Ermenistan’la, sorunların ikili planda konuşulduğu bir sürecin başlatılmış olduğunu söyledi.
– Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Bağış, Almanya’da çeşitli temaslarda bulundu.
7 ŞUBAT
– Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, çalışma ziyareti için Ankara’ya geldi. Abbas, Türkiye’ye Gazze’de son meydana gelenler ve Filistin sorunuyla ilgili çabaları için teşekkür ederek, “Türkiye’nin gizli bir gündemi olmadığını biliyoruz. Türkiye, Filistin halkının barış içinde yaşamasını istiyor” dedi.
9 ŞUBAT
– Dışişleri Bakanı Babacan, Etiyopya Dışişleri Bakanı Seyoum Mesfin’le bir araya geldi. Mesfin, Türkiye’nin Afrika için örnek ve ilham verici bir ülke olduğunu söyledi.
– Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Bağış, Brüksel’de Brüksel’de çeşitli temaslarda bulundu.
10 ŞUBAT
– Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) deniz unsurlarının, Aden Körfezi, Somali karasuları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi için hükümete 1 yıl süreyle yetki veren Başbakanlık Tezkeresi, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi.
– Türkiye’nin ilk Priştine Büyükelçisi Metin Hüsrev Ünler oldu.
– Dışişleri Babacan, Lüksemburg’da temaslarda bulundu. Babacan, AB ile yürütülen tam üyelik müzakerelerinde AB’nin Türkiye’ye yönelik taahhütlerine sadık kalması gerektiğini söyledi.
12 ŞUBAT
– Dışişleri Bakanı Babacan, Letonya’ya resmi ziyarette bulundu.
14 ŞUBAT
– Türkiye, İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı Avi Mirzahi’nin sözleri nedeniyle İsrail’e nota verdi. Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, “Her türlü diplomatik teamüle, tarihi ve güncel gerçeklerle taban tabana zıt ifadeler içeren açıklama, Sayın Başbakanımıza ve ülkemize yönelik kabul edilemez ithamlar ve hezeyanlarda bulunması sebebiyle bir nota tevdi edilerek protesto edilmiştir. Ayrıca söz konusu beyanların mesnetsiz ve kabul edilemezliği vurgulanarak, bu durum hakkında İsrail makamlarından acilen izahat istenmiştir” denildi.
16 ŞUBAT
– Dışişleri Bakanı Babacan, Yemen, Bahreyn ve Litvanya’yı kapsayan tura çıktı.
17 ŞUBAT
– Hırvatistan Başbakanı Ivo Sanader, Ankara’da resmi temaslarda bulundu. Ziyaret sırasında iki ülke arasında, ikili ilişkilerin geliştirilmesine dair “Strateji Belgesi” ile ekonomi, dış ticaret, yatırımlar ve çevre konularında anlaşmalar imzalandı.
19 ŞUBAT
– ABD Ulusal Güvenlik Kurumu (NSA) Başkanı Keith Alexander, Ankara’da temaslarda bulundu.
20 ŞUBAT
– Türkiye ile İstanbul’da bulunan Gelişen Sekiz Ülke (D-8) Sekreteryası arasında Merkez Anlaşması imzalandı. Anlaşmayla İstanbul’daki D-8 Sekretaryasının hukuki statüsü resmiyet kazanmış oldu.
23 ŞUBAT
– Türkiye’nin İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı Avi Mizrahi’nin sözlerine ilişkin notasına İsrail yanıt verdi. Yanıtta, “Mizrahi’nin Türkiye ile ilgili görüşlerinin sadece kendisine ait olduğu ve İsrail’in duruşunu temsil etmediği” belirtilirken, İsrail’in Türkiye ile ilişkilere verdiği önem vurgulandı.
26 ŞUBAT
– ABD’nin Orta Doğu özel temsilcisi George Mitchell, temaslarda bulunmak üzere Ankara’ya geldi. Mitchell, “Gazze’deki insani ihtiyaçların karşılanması ve kalıcı ateşkes sağlanması için gösterilen çabalarda Türkiye’nin liderliğini bekliyoruz” dedi.
Kopenhag anlaşmasına tepkiler
Kalkınmakta olan 130 ülkenin oluşturduğu G77 ülkelerinin dönem başkanlığını yürüten Sudan’ın delegesi Lumumba Stanislas Dia-Ping, dün akşam Kopenhag’da BM İklim Zirvesinde varılan anlaşmanın ”tarihin en berbat” anlaşması olduğunu söyledi.
Kopenhag- ”Dünya Dostları” adlı sivil toplum örgütü de ‘‘fakirler için bir felaket” açıklamasında bulundu.
Dün akşam zirve sonunda kabul edilen bildiriyi yorumlayan örgüt, ”Zengin ülkelerin, özellikle de baş kirletici ABD’nin sera etkisi yaratan gazların salımını azaltma sözü vermekteki kapasitesizliği kalbimizi kırdı” ifadesine yer verdi.
Açıklamada ayrıca, ABD Başkanı Barack Obama’nın küresel ısınmayı kontrol etmek için sıkı bir plan uygulama ihtimalini ortadan kaldırdığı da belirtildi.
Greenpeace de yıllar süren müzakerelerin ardında şimdi ortada sadece bir niyet deklarasyonunun bulunduğunu, bunun da gelecek kuşaklara daha güvenli bir gelecek bırakma konusunda kimseyi bağlamadığını açıkladı.
‘Kuyu işgalleri sürüyor’
Irak Dışişleri Bakanı Yardımıcısı Muhammed El Hacı Hamud, Irak’ın güneyinde İranlı teknisyen ve askerlerden oluşan birliğin kuyu işgalinin sürdüğünü bildirdi. İran ise durumu yalanlıyor.
Tahran- Irak Dışişleri Bakanı Yardımıcısı Muhammed El Hacı Hamud, Bağdat’ın protestolarına rağmen 4 numaralı kuyudaki işgalin sürdüğünü belirterek, ”Dün İran Büyükelçisini Bakanlığa çağırdık ve kendisine bu saldırının kabul edilemez olduğunu ilettik, Tahran’daki Büyükelçimiz de İran Dışişleri Bakanlığına birliğin çekilmesi için nota verdi” dedi.
Böyle bir olayın ilk kez meydana geldiğini de söyleyen Hamud, ”Önceleri İranlılar ateş açarak, 1974′te Irak tarafından açılan bu kuyuda bizim teknisyenlerimizin işlerini engellemeye çalışırdı ama hiç işgal etmemişlerdi” diye konuştu.
İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı Alaaddin Burucerdi ise İran tarafından hiçbir unsurun Irak sınırını geçmediğini bildirmiş ve Irak’ta bir petrol kuyusunun İran tarafından işgali iddiasını kesin dille yalanlamıştı.
İran, cevap bekliyor
İran, uranyum takası konusunda Batı’dan henüz resmi bir cevap alınmadığını bildirdi.
Tahran- İran’ın resmi haber ajansı İRNA’ya konuşan Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki, 400 kilogram uranyumun Kiş adasında eş zamanlı olarak değiş-tokuş yapılması önerilerinin hala masada olduğunu söyledi.
”Batı’nın takas konusundaki önerilerini ele almaya hazırız” diyen Mutteki, kendi tekliflerinin iyi niyet göstergesi ve çıkmazdan kurtulmaya yönelik olduğunu ifade etti.
Önerilerinin kabul edilmesi için ısrarcı olmadıklarını yineleyen Mutteki, ”Batılı ülkelerden henüz resmi bir cevap almadık” dedi.
Uranyum değiş-tokuşu konusunda prensipte anlaşan tarafların, kendi önerilerindeki ısrarını sürdürmelerinin sorunun çözümündeki en önemli engeli oluşturduğu belirtiliyor.
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun (UAEK) hazırladığı, ABD, Rusya ve Fransa tarafından da kabul edilen öneri, İran’ın düşük ölçekte zenginleştirdiği uranyumun yüzde 80′ini iade edilmek kaydıyla yüzde 20 oranında zenginleştirmek için Rusya’ya, yakıta dönüştürülmesi için de Fransa’ya gönderilmesini öngörüyor.
Batılı bazı ülkelere parası ödendiği halde uranyumun teslim edilmediğini gerekçe gösteren, bu konuda tam garanti isteyen Tahran yönetimi ise yüzde 3,5 oranında zenginleştirdiği uranyumu kendi topraklarının dışına çıkartmaya sıcak bakmıyor ve önerilerinin kabulünü istiyor.
İran, ihtiyacı oranında zenginleştirilmiş uranyumu temin için; ilgili ülkelerden doğrudan satın alma, kendi topraklarında eş zamanlı değiş-tokuş yapma ve son olarak da yerli üretimi öneriyor.
İran, yaklaşık 200 hastanenin ihtiyacını karşılamaya yönelik radyoizotoplar için Tahran’daki araştırma reaktörüne yüzde 20 zenginleştirilmiş uranyum satın almak istediğini UAEK’ye bildirmiş ve akabinde de taraflar arasında konuya ilişkin müzakerelerde bulunulmuştu.
Kıbrıs sorununda 2009
Kıbrıs’ta 2009, Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla başlatılan müzakereler yılı oldu.
Lefkoşa - Lefkoşa ara bölgede 3 Eylül 2008′de müzakerelerin prosedürünü belirleyen ve 11 Eylül 2008′de de kapsamlı görüşmelere başlayan KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, 14 Aralık 2009′a kadar 58 kez görüştü.
Liderler, yıl sonuna kadar bir görüşme daha yapacak. Başından beri yavaş giden ve ekim ayında liderlerin haftada iki kez görüşme kararıyla biraz hızlanan müzakereler, Ocak 2010′da BM merkezi yerine liderlerin evinde sürdürülecek. Kıbrıs Türk tarafı, 3 gün Hristofyas’ın, 3 gün de Talat’ın evinde tam gün yapılacak yoğunlaştırılmış “ev diplomasisinden” sonuç almayı hedefliyor. Buna göre görüşmeler, 11, 12, ve 13 Ocakta Hristofyas’ın evinde, ardından 18, 19 ve 20 Ocakta Talat’ın evinde olacak.
KKTC ve Kıbrıs Rum yönetimi, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Toros ve Nikiforos askeri tatbikatlarını, 13 Ekimde karşılıklı olarak iptal ettiğini açıkladı.
İngiltere, 2004′te yaptığı, Kıbrıs sorununa çözüm bulunması halinde, Adadaki iki üssünden şartlı toprak verme önerisini 10 Kasımda yineledi.
İlk tur 6 Ağustos’ta tamamlandı
Taraflar, ilk turu 40. görüşmeyle 6 Ağustosta tamamlanan müzakereler sonunda, üzerinde uzlaşılan ve uzlaşılamayan konuların tespit edildiği 30 ortak metin hazırladı.
Kıbrıs Rum tarafı, müzakerelerde herhangi bir takvim veya hakemlik olmasını kabul etmiyor. Kıbrıs Türk tarafı ise, müzakerelerin sonsuza dek devam edemeyeceğini belirterek, KKTC’de nisan ayında yapılacak cumhurbaşkanı seçimleri öncesinde sonuç alınmasını hedefliyor. Türk tarafı, ayrıca tarafların üzerinde uzlaşamadığı konularda BM’nin sürece aktif bir şekilde müdahil olmasını talep ediyor.
Görüşmelere, BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ile BM Genel Sekreterinin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye Brook Zerihoun da katıldı. Downer ve Zerihoun, görüşmelere zaman zaman birden, zaman zaman da tek katıldı.
Müzakerelerin ilk turunda pozisyonlar ortaya konuldu
Müzakerelerin ilk turunda pozisyonlarını ortaya koyan taraflar, Lefkoşa ara bölgede görüşmelerde, Kıbrıs sorununu 6 ana başlık üzerinden görüştü. İlk turda taraflar arasında çok fazla derin görüş ayrılıkları olduğu görüldü.
Müzakerelerde sırasıyla, Yönetim ve Güç Paylaşımı; Mülkiyet; AB; Ekonomik Konular; Toprak ile Güvenlik ve Garantiler ana başlıkları ele alındı. Taraflar, tüm başlıkları görüştükten sonra, ilk turun son görüşmesinde, yeniden Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığına dönerek, bu başlık altındaki “Vatandaşlık, Yabancılar, Göç ve İltica” konusunu da ele aldı. Bu konu altında Rumlar, Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının durumunu gündeme getirdi.
Kıbrıs Rum yönetimi, “yerleşikler” olarak nitelediği Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının, “Türk Ordusunda yoğun bir askeri eğitimden geçirilmiş oldukları cihetle bir güvenlik tehdidi oluşturduğunu” ileri sürüyor ve olası bir çözümde adadan ayrılmasını savunuyor. Kıbrıs Türk tarafı ise vatandaşları arasında ayrımcılığı kabul etmeyeceğini vurguluyor.
Yönetim ve Güç Paylaşımı başlığı altında görüşülen federal yürütme, bu başlık altında ele alınan konularda hiçbir yakınlaşma sağlanamayan tek konu oldu.
Rum tarafı burada, başkan ve başkan yardımcısının tek liste üzerinden ve ağırlıklı oyla doğrudan halk tarafından seçilmesini öngören bir başkanlık sistemi önerirken, Kıbrıs Türk tarafı üyelerinin senato tarafından ve tek liste üzerinden ayrı ayrı çoğunlukla seçileceği, İsviçre modelindeki gibi bir başkanlık konseyi sistemi önerdi.
Ortak metin çalışması
Müzakerelerde, Kıbrıs Türk tarafının inisiyatifiyle, Yönetim ve Güç Paylaşımı, AB ile Ekonomik Konular başlıkları altında ele alınan tüm konularda ortak metin çalışması yapıldı. Bu üç başlıkta, uzlaşılan konular ve üzerinde daha fazla tartışmaya ihtiyaç duyulan konular tespit edilerek, toplam 30 ortak metin hazırlandı.
Taraflar, Mülkiyet, Toprak ile Güvenlik ve Garantiler konularında herhangi bir yakınlaşma sağlayamadığı için, bu başlıklara ilişkin ortak metin çalışması yapılamadı.
Ortak metin çalışması, tarafların birbirlerinin pozisyonlarını doğru anlayıp anlamadığını tespit etmek ve ileride bu konulara dönüldüğünde konuların tam olarak hangi noktada bırakıldığını net bir şekilde görebilmek amacıyla yapıldı.
Birinci turda Kıbrıs Türk tarafı, yeni devletin nasıl ortaya çıkacağı konusunda Annan planındaki formülasyonu önerirken, Rum tarafı herhangi bir öneri sunmadı.
“Anlaşma, AB’nin birincil hukuku olmalı”
Kıbrıs Türk, tarafı varılacak çözümün, AB hukuk sistemi içerisinde birincil hukuk haline getirilmesini talep etti. Kıbrıs Rum tarafı, kalıcı ayrıklıklara (derogasyonlar) karşı çıkarak, 10 no’lu Protokolün antlaşmanın hukuki güvenilirliğini sağlamada yeterli bir enstrüman olduğunu öne sürdü.
Taraflar, Toprak başlığını ele alırken, Kıbrıs Türk tarafının talebi üzerine harita konuşmadı. Kıbrıs Türk tarafı, muhtemel toprak ayarlamalarının iki kesimlilik ilkesine ve Kurucu Devletlerin toprak bütünlüğüne halel getirmeyecek şekilde yapılması ve ayrıca konunun insani boyutunun göz önünde bulundurulması, mümkün olan en az sayıda kişinin yerlerinden edilmesi gereğini ortaya koydu.
Kıbrıs Rum tarafı ise, olabildiğince çok Kıbrıslı Rum göçmenin toprak ayarlamalarına tabi olacak bölgelere geri dönüşüne imkan verilmesini ve böylece Kıbrıs Türk Kurucu Devleti’nde kalacak topraklara daha az Kıbrıslı Rumun geri dönmesini talep etti.
Türk tarafı, mevcut garanti sistemin olduğu gibi devamında ısrarlı olurken, Rum tarafı, AB üyeliğinin yeterince güvence sağladığını savunarak, garanti sisteminin “çağ dışı” olduğunu iddia etti.
Birinci turda, Güvenlik ve Garantiler başlığı görüşülürken, Kıbrıs Türk tarafı, 1960 Garanti ve İttifak Antlaşmalarının devamının Kıbrıs Türk tarafı için hayati önem taşıdığını vurgulayarak, Garanti ve İttifak Antlaşmalarının Annan planında olduğu gibi yeni anlaşmaya uyarlanarak devam etmesini talep etti.
Rum tarafı, Kıbrıs’ın tümüyle askerlerden arındırılması ve bunun çok kısa sürecek geçiş dönemleri çerçevesinde gerçekleşmesi gerektiğini de ifade etti.
İkinci tur 10 Eylül’de başladı
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, müzakerelerin ikinci turu öncesinde 1 Eylülde KKTC’yi ziyaret ederek, Kıbrıs Türk tarafıyla genel değerlendirme yaptı. Verilen mesajlardan Kıbrıs Rum tarafının rahatsız olduğu gözlendi.
Müzakerelerin ikinci turu öncesinde geçiş gerginliği yaşandı ve 3 Eylülde başlaması planlanan ikinci tur görüşmeler bir hafta gecikmeli başladı.
2 Eylülde Güzelyurt’taki Ay. Mamas Kilisesinde ayin yapan Rumların, önceden planlanan prosedüre uymadan, resmi geçişlerin yapılmadığı Yeşilırmak Kapısından geçiş yapması engellendi. Bu durumu gerekçe gösteren Rum yönetimi, 3 Eylül görüşmesine katılmayacağını açıkladı.
Kıbrıs sorununa kapsamlı çözüm bulmak amacıyla 11 Eylül 2008′de başlayan ve ilk turu 6 Ağustosta 40. görüşmeyle tamamlanan müzakerelerin ikinci turu 10 Eylülde başladı.
Yürütmede yeni öneri yapıldı
Müzakerelerin ikinci turu, “Yönetim ve Güç Paylaşımı” ana başlığı altındaki “yürütme” konusuyla başladı ve taraflar “Yürütme” konusundaki konusundaki farklılıklarını yakınlaştırmak için karşılıklı öneri sundu.
Kıbrıs Türk tarafı, “yürütme” konusunda yaptığı öneride, daha önce savunduğu İsviçre tipi “başkanlık konseyi”ni kısmen terk ederek ve dönüşümlü “başkanlık sistemi”ne dönerek; başkan ve başkan yardımcısının (cumhurbaşkanı ve cumhurbaşkanı yardımcısı) iki toplum vatandaşlarınca doğrudan seçilmesi yerine senato tarafından seçilmesi ve senato düzeyinde en az 3 tur seçim yapılması önerisinde bulundu.
Ortak oy pusulasıyla seçime gidilmesini de öneren Türk tarafı, kurulacak ortak devletin başkanı ve başkan yardımcısının belirlenmesiyle ilgili, “Başkan ve başkan yardımcısını, ait oldukları toplumlar seçer” biçimindeki düşüncesini değiştirerek, 1 Türk ve 1 Rumun yer alacağı “ortak oy pusulası” önerdi.
“Ortak oy pusulasının, oluşacak senatodaki senatörlere, başkan ve başkan yardımcısını belirlemek üzere sunulacağı” belirtildi.
Rum basını, Rum tarafının, “Türk tarafının, dönüşümlü başkanlığı güvence altına alan, başkan ve başkan yardımcısının seçilmesini senatoya havale eden” önerisini, “içinde boşluklar da bulunduğu ve siyasal istikrarsızlık ve anarşi doğmasının ön koşullarını yarattığı” gerekçesiyle kabul etmediğini duyurdu.
Türk tarafının “yürütme” konusunda yaptığı öneriye, KKTC’de iktidardaki Ulusal Birlik Partisi (UBP) ve muhalefetteki Demokrat Parti karşı çıkıyor.
Kıbrıs Rum tarafı, başkan ve başkan yardımcısının halk tarafından seçilmesini savunuyor.
Mülkiyet
İkinci turda Mülkiyet konusunda kriterlerin belirlenmesi konusunda yapılan çalışmalarda ilerleme sağlandı. Ancak taraflar, mülkiyet sorununun çözümüne ilişkin tutumlarını korudu. Rum tarafı bu konuda, “taşınmaz mal konusunda ilk söz hakkının ‘yasal’ sahibe ait olması” ilkesini savunuyor.
Müzakerelerin ikinci turunda, liderlerin temsilcileri Özdil Nami ile Yorgos Yakovu liderlerden ayrı bir araya gelerek, heyetlerle birlikte konuları görüşmeyi sürdürdü.
İkinci turda Yönetim ve Güç Paylaşımı, Mülkiyet, Ekonomi ana başlıkları ile “Vatandaşlık, Yabancılar, Göç ve Sığınma” konuları ele alındı.
Müzakerelerde ikinci aşamanın ardından “al-ver sürecine” geçilecek ve en son olarak da iki tarafın üzerinde uzlaştığı metin eş zamanlı referandumlara sunulacak. Ancak her konuda anlaşılmadan, hiçbir konuda anlaşılmış sayılmayacak.
Hedef Şubat ayında sonuç
Müzakereler başlarken, Kıbrıs Türk tarafının hedefi “2008 sonu çözüm”dü. Sonra Haziran 2009′daki Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde çözüme ulaşmak hedeflendi. Müzakerelerdeki mevcut hızla buna ulaşmanın mümkün olmadığı görüldü.
Ardından müzakerelerden 2009 sonu veya 2010 başı sonuç almayı hedefleyen Kıbrıs Türk tarafı, şimdi Nisan 2010′da yapılacak cumhurbaşkanı seçimi öncesinde, şubat ayı ortalarına kadar olumlu bir sonuca ulaşmayı amaçlıyor. KKTC’deki seçim nedeniyle şubat ayı sonunda müzakerelere ara verilmesi bekleniyor.
KKTC seçimleri ve Ergenekon
KKTC’de 19 Nisanda yapılan erken genel seçimde iktidar değişti ve Ulusal Birlik Partisi (UBP), 5 yıllık muhalefet döneminin ardından, 50 sandalyeli mecliste 26 milletvekilliği kazanarak tek başına iktidara geldi. Seçimlerde ayrıca, meclisin yüzde 36′sı değişti.
Başbakan Derviş Eroğlu, her ne kadar müzakerelerde Cumhurbaşkanı Talat’ı desteklediklerini açıklasa da, zaman zaman Talat’ı müzakerelerde “taviz vermekle” eleştirdi.
KKTC seçimlerinin son haftasına, Türkiye’de başlatılan Ergenekon soruşturmasında gündeme gelen, “Ergenekon’un KKTC’yle bağlantısı” iddiaları damgasını vurdu. Dönemin Başbakanı Ferdi Sabit Soyer, Başsavcılıktan, 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ve UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu hakkındaki Ergenekon’la ilgili iddiaların araştırılmasını istedi.
Denktaş, Soyer’in isteğini ciddiye almadığını açıklarken, Eroğlu, bunu “çirkin bir siyasi oyun” olarak niteledi ve “Asıl dava açması gereken benim” dedi. Seçimlerin ardından, Meclis’te, Türkiye’deki Ergenekon olaylarının KKTC’ye bağlantısını incelemek amacıyla Araştırma Komitesi kuruldu.
Kayıplar konusu
Kayıp Şahıslar Komitesinin, Türk ve Rum kayıpların akıbetini belirlemeye yönelik kazı ve kimliklerini DNA yoluyla tespit çalışmalarına 2009′da da devam etti.
Komitenin açıklamasına göre, yaklaşık 585 kayıp kişiye ulaşıldı, 196 kayıp kişi kimlik tespiti yapılarak ailelerine teslim edildi. Çalışmalar 2010 yılında da sürecek.
Rum katillerin, 13 Mayıs 1964′de otobüsle Larnaka’dan Dikelya İngiliz Üsler Bölgesindeki işlerine giderken Larnaka’nın Voroklini köyüne kaçırdığı ve kurşuna dizdikten sonra bir kuyuya attığı 11 Kıbrıslı Türk, 45 yıl sonra KKTC’de törenlerle toprağa verildi.
Yönetmenliğini Fevzi Tanpınar’ın yaptığı “Kayıp Otobüs” belgeseline de konu olan kayıp 11 Kıbrıslı Türkün kalıntıları, BM öncülüğünde, Türk ve Rum ortaklığında faaliyet gösteren Kayıp Şahıslar Komitesinin, Kıbrıs’taki kayıpları bularak mezardan çıkarma ve kimliklerini belirleme projesi çerçevesinde Ekim 2006′da bulunmuştu.
Petrol
Adadaki petrol gerginliği, geçen yıllar gibi yoğun olmasa da bu yıl da vardı. Kıbrıs açıklarında Güney Kıbrıs’ın sözde “münhasır ekonomik bölgesi” içinde Kıbrıs Rum yönetimi adına petrol araştırma çalışması yapan Panama bandıralı Norveç araştırma gemisine Türk savaş gemisince müdahale edildiği haberleri Rum basınında çıktı.
ABD’nin Güney Kıbrıs Büyükelçisinin 27 Mayısta yaptığı açıklamada, bir Amerikan şirketinin yakında petrol arama çalışmalarına başlayacağını duyurmasına KKTC tepki gösterdi ve KKTC Dışişleri Bakanlığı büyükelçiyi kınadı.
Rum tarafı, petrolle ilgili faaliyetlerini “egemenlik hakkını kullanma” olarak niteledi. KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Rum tarafına, petrol arama çalışmaları konusunda “Türkiye’ye meydan okumak akıllıca değil” uyarısı yaptı.
Yeşilırmak Kapısı
Adada yıl içinde en çok konuşulan konulardan biri de Yeşilırmak Kapısının açılması konusu oldu.
Kıbrıslı liderler, 26 Haziranda yaptıkları 34. görüşmede, Yeşilırmak Kapısının karşılıklı geçişlere açılması konusunda anlaştı. Bölgedeki yaklaşık 6 kilometrelik yolun yapımı içim ihaleye çıkılması kararlaştırıldı. Ancak henüz ihale duyurusu yapılmadı.
Diğer konular
Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın, Rum yönetimi liderliğine daha fazla zaman ayırmak isteğiyle geçen aralık ayında istifa etmesiyle boşalan komünist AKEL Partisi Genel Sekreterliği görevine 21 Ocakta parti basın sözcüsü Andros Kiprianu seçildi.
Müzakereler devam ederken Kıbrıs Rum yönetimi, silahlanma faaliyetlerine de devam etti. Rum meclisi, Rusya’dan 115 milyon avroluk tank alımını öngören bütçeyi serbest bıraktı.
İngiliz Yüksek Mahkemesi, Kıbrıs Türk Hava Yollarının (KTHY) İngiltere’ye direkt uçuş talebini 29 Temmuzda reddetti.
The Elders Heyeti, 11 Eylül ve 8-9 Aralıkta adayı ziyaret ederek Talat ve Hristofyas’la görüştü.
Liderler, 15 Ekimde yaptıkları 45. görüşme öncesinde, müzakerelerin yapıldığı BM binasının bahçesine zeytin fidanı dikti. Liderlere Türk ve Rum sivil toplum örgütleri destek verdi.
Lefkoşa ara bölgede mayın temizleme faaliyetlerinde görevli bir kişi, 28 Ekimde mayın patlaması sonucu yaşamını yitirdi.
KKTC Cumhurbaşkanı Talat, yurt dışı temasları kapsamında, Türkiye dışında, İsveç, Fransa, ABD, İngiltere ve Finlandiya ve Brüksel’i ziyaret etti.
Rumlara 38 milyon 141 bin 600 sterlin tazminat ödedi
Kıbrıslı Rumların, 1974 öncesinde Kuzey Kıbrıs’ta kalan malları için, KKTC Taşınmaz Mal Komisyonuna takas, tazminat ve iade için başvuruları artarak devam etti.
Kıbrıs sorununun temel noktalarından mülkiyet sorununa “iç hukuk” oluşturma amacıyla KKTC’de kurulan Taşınmaz Mal Komisyonuna, resmen faaliyete geçtiği 17 Mart 2006′dan 26 Kasım 2009′a kadar 437 Rum başvurdu.
Yabancıların da görev aldığı mahkeme statüsündeki komisyon, 26 Kasıma kadar başvuru dosyalarından 83′ünü karşılıklı anlaşmayla, dördünü de duruşma yoluyla sonuçlandırıldı. Ayrıca iki başvuru için takas ve tazminat, dört başvuru için iade ve tazminat kararı veren komisyon, bir başvuru için çözümden sonra iade ve bir başvuruda kısmi iade doğrultusunda karar verdi.
Komisyon, başvuranlara 26 Kasım 2009′a kadar, mallarının bedeli olarak 38 milyon 141 bin 600 sterlin tazminat ödedi.
Türkiye – BM ilişkilerinde 2009 yılı
Türkiye, 2009 yılına 48 yıl sonra BM Güvenlik Konseyinin (BMGK) geçici üyesi olarak başladı.
New York - En son 1961′de konseyde yer alan Türkiye, 192 üyeli BM Genel Kurulunda 2008 ekim ayında yapılan seçimlerde büyük başarı kazanarak, 151 oyla seçildiği 2009-2010 geçici BMGK üyeliğine 1 Ocak 2009′da başladı.
Türkiye’yi BMGK’deki ilk yılının ilk altı ayında BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin, ikinci yarısında ise Dışişleri Bakanlığından emekli olan İlkin’in yerine atanan yeni BM Daimi Temsilci Büyükelçi Ertuğrul Apakan temsil etti.
Gazze krizi ve Ortadoğu
BMGK’nin ocak ayının hemen başındaki acil gündemi İsrail’in Gazze’de Hamas’a karşı başlattığı kara operasyonu oldu. Konseyin Gazze’deki çatışmaları durdurma amacıyla karar tasarıları metinlerini görüştüğü toplantılarda, Türkiye’yi o dönemki Dışişleri Bakanı Ali Babacan temsil etti.
Babacan, BM toplantıları sırasında muhataplarıyla yaptığı görüşmelerde, Gazze’de acilen ateşkes sağlanmasının elzem olduğu mesajını verdi, konseyde yaptığı konuşmada da Gazze’deki durumun “insani bir trajedi” olduğunu belirterek, İsrail’in askeri operasyonlarının derhal durdurulması gerektiğini söyledi. Konsey, 3 tam gün süren müzakerelerin ardından nihayet 8 Ocakta 1860 sayılı kararı kabul ederek, Gazze’de “acil, kalıcı ve taraflarca tamamıyla uyulacak” ateşkes çağrısında bulundu ve İsrail birliklerinin Gazze’den tamamıyla çıkmasını istedi. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 15 üyeli konsey üyelerinin 14′ü karar tasarısına “evet” oyu verirken, ABD çekimser kaldı. Oylamanın bir diğer önemli özelliği de Türkiye’nin konseyin üyesi olarak 48 yıl aradan sonra ilk kez oy kullanması oldu. Türkiye’nin “evet” oyunu Bakan Babacan kullandı. Babacan, oylamanın ardından AA’ya yaptığı açıklamada, “Bizim Türkiye olarak özel bir konumumuz var, herkesle konuşuyoruz, herkesle irtibatımız var, hem Arap ülkelerinin tümüyle rahat konuşabiliyoruz, hem İsrail ile rahat konuşabiliyoruz, hem de Filistinli grupların her biriyle tek tek rahat konuşabiliyoruz. Pek çok ülkenin ve pek çok grubun da aynı anda güvenini sağlamış bir ülke Türkiye. Toplantıların sonunda BMGK ülkeleri ve Arap ülkelerinin dışişleri bakanları Türkiye’ye katkılarından dolayı teşekkür ettiler” dedi.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun da Babacan’la görüşmesinde Bakan’a, “dünyada Türkiye’nin yürüttüğü aktif diplomasiyi ve barış yapıcı rolünü takdirle karşıladığını, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Gazze konusunda en erken davranan liderlerden biri olduğunu söylediği” bildirildi.
Türkiye, Gazze’deki çatışmaların sona ermesinin ardından da bölgeyle ilgili olarak konseyde yapılan Orta Doğu toplantılarına büyük önem verdi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 1 Mayısta göreve atanmasının hemen ardından 11 Mayısta BMGK dönem başkanı Rusya’nın Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov başkanlığında yapılan ve barış sürecine destek veren Orta Doğu toplantısına katıldı. Davutoğlu, konseydeki konuşmasında, Orta Doğu’da sorunlara kapsamlı bir barış vizyonu çerçevesinde yaklaşılması gerektiğini belirterek, bölgede barış sürecinin tüm ayaklarıyla daha fazla gecikmeksizin canlandırılması gerektiğine inandıklarını söyledi. Filistin sorununun ve Arap-İsrail ihtilafının, uluslararası toplumun ve Türkiye gündeminin başında yer aldığını belirten Davutoğlu, “Filistin topraklarında, özellikle Gazze’deki insani durumun görmemezlikten gelinemeyeceğini” vurguladı.
Davutoğlu, basına yaptığı açıklamalarda da Türkiye’nin BMGK üyeliği dolayısıyla konseyi ilgilendiren tüm konulara aktif olarak katkıda bulunacağını belirtti. Genel Sekreter Ban ile de kapsamlı bir görüşme yapan Davutoğlu, Genel Sekreterle Kıbrıs, Irak, Orta Doğu, Afganistan, Pakistan konularındaki son gelişmeleri gözden geçirdi. Ban’ın, Türkiye’nin Medeniyetler İttifakı ve bölgesel girişimleriyle küresel ve bölgesel barışa yaptığı katkılardan dolayı Davutoğlu’na teşekkür ettiği bildirildi.
Türkiye’nin dönem başkanlığı çok yoğun geçti
Türkiye, 1 Haziranda devraldığı BMGK’nin dönem başkanlığını bir ay boyunca yürüttü. Dönemin BM Daimi Temsilcisi İlkin, Türkiye’nin 1961 yılından beri ilk kez BMGK’de yer aldığını belirterek, “Türkiye’nin BMGK’ye Türkiye’nin sesi olmak üzere girdiğini, başkasının sesi olarak girmediğini, BMGK’de Türkiye’nin inandığını söylediğini, verdiği sözün arkasında durduğunu, BMGK’de bunu herkesin bildiğini” ifade etti.
Türkiye, konseyin en yoğun gündemli aylarından biri olan haziran ayında konseyin genel gündemindeki pek çok konuyu ele aldı. Bu konuların başında Irak, Orta Doğu, Kosova, Afganistan, Gürcistan, İran yaptırımlar komitesi, Afrika meseleleri, Kuzey Kore, terörizm, Aşkabat’ta bulunan BM Orta Asya Önleyici Diplomasi Merkezi, Ruanda ve eski Yugoslavya için kurulan uluslararası ceza mahkemeleri geldi.
Davutoğlu, Konsey toplantılarına başkanlık etti
Dışişleri Bakanı Davutoğlu BMGK’nin 4 Haziranda düzenlenen Eski Yugoslavya ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemeleri toplantısına Güvenlik Konseyi Dönem Başkanı olarak ilk kez başkanlık etti. Davutoğlu yaptığı konuşmada, Türkiye’nin BM’yi dünyada uluslararası meşruiyetin şekil aldığı temel kurum, BMGK’yi de küresel barış ve güvenliğin sağlanmasından sorumlu temel organ olarak gördüğünü belirtti. Davutoğlu, “Türkiye, uluslararası toplumun sorumlu bir üyesi olarak, BM Şartında (Ana Sözleşmesinde) yer alan ideallerin ve ilkelerin desteklenmesine derinden bağlıdır” dedi. Bakan, BM’nin kurucu üyelerinden biri olarak Türkiye’nin BM’nin programlarına ve siyasetine aktif olarak katılmasının, dış politikasının da temel direklerinden biri olduğunu vurguladı. Türkiye’nin BMGK’deki ilk 5 ayında pek çok konuda sahip olduğu birikimden çok yararlandığını ve bunları BMGK’de somut olarak ortaya koymaya çalıştığını ifade eden Davutoğlu, Türkiye’nin konsey dönem başkanı olarak “yapıcı, objektif, aktif bir tutum” sergilemeye devam edeceğini belirterek, dönem başkanlığıyla birlikte Türkiye’nin bölgesinde aktif bir ülke olmasının ötesinde küresel gelişmeleri de yönlendirebilecek kapasiteye sahip bir güç olduğunu göstereceğini vurguladı.
Davutoğlu, BMGK’nin 18 Hazirandaki Irak toplantısına da başkanlık etti ve Irak’ın toprak bütünlüğünü koruyarak geçiş sürecini tamamlamasının, Türkiye açısından önemli olduğunu vurguladı. Toplantının sonunda Türkiye’nin girişimiyle BMGK bir başkanlık açıklaması da kabul etti. Açıklamada, Irak’ın toprak bütünlüğüne, siyasal istikrarına, Irak’ta teröre karşı verilen mücadele konusunda yapılan çalışmalara ve BM’nin Irak Misyonunun (UNAMI) ülkede yaptığı önemli katkılara destek verildi.
Büyükelçi İlkin göreve veda etti
Dışişleri Bakanlığından emekli olarak Daimi Temsilcilik görevinden ayrılan Büyükelçi İlkin, 30 Haziranda son kez konsey toplantısına başkanlık etti. İlkin, New York’tan ayrılmadan önce AA’ya verdiği mülakatta, “Türkiye, BMGK dönem başkanlığından yüzünün akıyla çıktı ve BMGK’deki ilk 6 ayını da gerçekten son derece iyi değerlendirdi” dedi. BMGK üyeliğinin, konseyde en son 1961′de yer alan Türkiye için son derece iyi tecrübe olduğunu belirten İlkin, Türkiye’nin konumu, aktif dış politikası, bölgesindeki ağırlığı, izlediği dengeli, istikrarlı dış politikasıyla arayı açmadan BMGK’ye gelecek yıllarda yeniden seçilmesi gerektiğini söyledi.
64. dönem BM Genel Kurul çalışmalarında yoğun diplomasi trafiği
Türkiye’nin BMGK’deki ilk yılının ikinci altı ayı da son derece yoğun geçti. Temmuz ayında Kuzey Kore nükleer meselesi BMGK’nin ve Türkiye’nin başkanlığını yaptığı BM Kuzey Kore Yaptırımlar Komitesinin gündemini sürekli meşgul etti. Türkiye’nin yeni BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ertuğrul Apakan da Genel Sekreter Ban’a güven mektubunu sunarak 27 Ağustosta görevine resmen başladı.
64. dönem BM Genel Kurulu üst düzey toplantılarında Türkiye’yi Başbakan Erdoğan başkanlığındaki heyet temsil etti. 22-29 Eylülde düzenlenen Genel Kurul çalışmalarının üst düzeyli açılış toplantılarına beraberinde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile gelen Erdoğan, BM’de çok yoğun temaslarda bulundu ve pek çok üst düzeyli toplantıya katıldı.
Erdoğan, Genel Kurul toplantılarının açılışından bir gün önce 22 Eylülde Genel Sekreter tarafından düzenlenen İklim Değişikliği zirvesine de katıldı. Erdoğan Genel Sekreterle hem BM’de, hem de İKT’nin New York’ta düzenlenen 40. kuruluş yıl dönümünde bir araya geldi. Görüşmelerde başta Kıbrıs olmak üzere iklim değişikliği, Türkiye-Ermenistan ilişkileri, Afganistan, Orta Doğu barış süreci, Gazze’deki insani krizin ele alındığı bildirildi.
Türkiye, BMGK toplantısında ilk kez Başbakan düzeyinde temsil edildi
Türkiye, 24 Eylülde konseyin dönem başkanı olarak ABD Başkanı Barack Obama tarafından yönetilen “Nükleer Silahsızlanma” konulu zirve toplantısında ilk kez başbakan seviyesinde temsil edildi. ABD tarihinde de ilk kez bir ABD Başkanının başkanlık ettiği tarihi toplantının başında, ABD tarafından nükleer silahsızlanmaya karşı hazırlanan karar tasarısı, konseyin 15 üyesinin tümünün oylarıyla kabul edildi. Başbakan Erdoğan da konseyde yapılan oylamada ilk kez elini havaya kaldırarak “evet” oyu kullandı. Erdoğan, konuşmasında kitle imha silahlarına sahip olmanın bu çağda hiçbir ülkeye ilave güvenlik sağlamadığını belirterek, Türkiye’nin özellikle Orta Doğu’da olmak üzere kitle imha silahlarından arındırılmış bölgeler tesisine yönelik bütün ciddi adımları desteklediğini bildirdi.
Erdoğan, aynı gün BM Genel Kuruluna hitaben de, uluslararası gündeme ilişkin konularda Türkiye’nin görüşlerini açıklayan kapsamlı bir konuşma yaptı. Erdoğan, hitabında BM’nin gündemindeki Kıbrıs konusuna da değinerek, “Tarafların uzlaşamadığı noktalarda 2004′de olduğu gibi BM Genel Sekreteri’nin devreye girmesi gerektiğine inanıyoruz. Hedefimiz, varılacak çözümü en geç 2010 yılı bahar aylarında referanduma götürmek olmalıdır” dedi.
Toplantılar sırasında 60′tan fazla ikili görüşme yapan Davutoğlu da basına yaptığı açıklamada, Genel Kurul toplantıları sırasında Türkiye’nin artan diplomatik gücünün görüştüğü tüm muhataplarınca kabul gördüğünü vurguladı.
Türkiye, BMGK’nin Kıbrıs toplantılarına ilk kez “Konsey Üyesi” olarak katıldı
BM’nin gözetiminde adada iki lider arasında devam eden ikili görüşmeler de bu yıl yine konseyin gündeminde yer aldı. Türkiye, BMGK’nin geçici üyesi olması nedeniyle, ilk kez konseyin Kıbrıs konulu toplantılarına katıldı ve BM Geçici Barış Gücünün (UNFICYP) görev süresinin uzatılmasına ilişkin karar tasarılarının oylanması sırasında “hayır” oyu kullandı.
Genel Sekreterin Kıbrıs özel danışmanı Alexander Downer, 30 Nisanda ilk kez müzakerelerle ilgili olarak konsey üyelerine bilgi verdi ve gazetecilerin soruları üzerine müzakerelerin başarılı olacağı konusunda “ihtiyatlı iyimserlik” taşıdığını, Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözülmesini istediğini söyledi. Müzakere sürecinin sonsuza dek sürmesinin mümkün olmadığını da belirten Downer, “Süreç eğer gereğinden fazla uzarsa başarısızlığa sürüklenir, bu fırsat penceresi sonsuza dek açık kalmayacaktır” dedi. Konsey, kabul ettiği başkanlık bildirisinde ise iki lider arasında sürdürülen müzakerelerde elde edilen ilerlemeden memnuniyet duyduğunu bildirdi ve müzakerelerin ivmesinin artmasını istedi.
Genel Sekreter, mayıs raporunda, adada tarafları görüşmelerin hızını artırmaya çağırarak, çözümün makul bir süre içinde sağlanması gerektiği mesajını verdi ve UNFICYP’in görev süresinin 6 aylığına uzatılmasını talep etti.
Konsey de Ban’ın raporu doğrultusunda hazırladığı karar tasarısını 29 Mayıstaki oturumunda oylamaya sundu. Yapılan oylamada Türkiye “hayır” oyunu kullanırken, konseyin diğer 14 üyesinin “evet” oyu verdiği tasarı kabul edildi. Büyükelçi İlkin, yaptığı açıklamada, Türkiye’nin başından beri Rum kesimine “Kıbrıs hükümeti ve Kıbrıs cumhuriyeti” diyen BMGK kararlarını kabul etmediğini belirtti.
KKTC’nin New York Temsilcisi Büyükelçi Kemal Gökeri de yaptığı açıklamada, “Kıbrıslı Türklerin adada Rumlardan daha fazla çözüm istediğini” belirtti.
Bu arada Genel Kurulu toplantıları sırasında BM Genel Sekreteri Ban, New York’a gelen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile 28 Eylülde görüştü. BM Sözcülüğünden yapılan açıklamada, “Genel Sekreterin Talat’ın Kıbrıs sorununa çözüm bulmaya yönelik duruşundan memnuniyet duyduğu ve adadaki iki liderden görüşmelerin yarattığı tarihi fırsatı kullanmalarını istediği kaydedildi. Genel Sekreteri Kıbrıs’a davet ettiğini belirten Talat ise, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’a da çağrıda bulunarak, ondan BM parametreleri çevresinde kalmasını istedi ve bu müzakerelerin son fırsat olduğunu vurguladı.
Ban, 3 ve 4 Aralıkta ise UNFICYP ve Kıbrıs’taki iyi niyet misyonuna yönelik olarak ilk kez iki ayrı rapor yayımladı. Genel Sekreter, ilk raporunda konseye UNFICYP’in görev süresinin 6 aylığına uzatılmasını tavsiye ederken, iyi niyet misyonu raporunda, müzakerelerde tarafların güçlü ilerleme sağladıklarını ve çözümün sağlanabileceği yönünde “ihtiyatlı iyimserlik” taşıdığını belirtti. Ban, raporunda “Müzakerelerin ikinci turunda ivmenin korunması ve hatta hızlandırılması gerekiyor. Gelecek haftalar ve aylar belirleyici olacak, çünkü önemli kararların alınması gerekecek” dedi.
Konsey, 9 Aralıkta da Genel Sekreterin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ve özel temsilcisi Tayek Brook Zerihoun’dan müzakereler ve UNFIYCP konusunda bilgi aldı. Downer, basına yaptığı açıklamada, Kıbrıs’ta devam eden müzakerelerde iki liderin ciddi ve istikrarlı ilerleme sağladığını, sorunun çözümü yolunda “ihtiyatlı iyimserlik” taşımaya devam ettiğini ve uluslararası toplumun adadaki sürece güçlü destek verdiğini belirtti.
Konsey, 14 Aralıkta UNFICYP’in görev süresini 6 aylığına uzatılmasını isteyen bir kararı oylayarak kabul etti. Türkiye, mayıs ayındaki gibi “hayır” oyu verdi.
Goldstone raporu
BM’yi bu yılın ekim ayından itibaren meşgul eden konulardan biri de İsrail ve Hamas’ın Gazze’de savaş suçu işlediğine dair görüş bildiren Goldstone Raporu oldu. Konseyin 14 Ekimdeki toplantısında Daimi Temsilci Apakan, Türkiye’nin raporu “Gazze sorununa ışık tutacak kapsamlı bir belge” olarak gördüğünü vurgulayarak, “Biz bu raporun ve tavsiyelerinin ciddi olarak ele alınması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.
Derviş görevinden ayrıldı
BM’de Türkiye’yi ilgilendiren diğer önemli bir gelişme de BM Kalkınma Programı Başkanı (UNDP) Kemal Derviş’in 4 yıllık görev süresinin bitmesine birkaç ay kala 1 Martta görevinden ayrılması oldu. Genel Sekreter Ban, Derviş’in görevinden ayrılacak olmasından büyük üzüntü duyduğunu, onun dünyada kalkınmanın ve refahın artırılmasında UNDP Başkanı olarak lider rol oynadığını belirtti.
Avustralya’ya anıt tepkisi
Avustralya’nın Sydney şehrinde, Türkiye’ye yönelik suçlamalara atıfta bulunan bir Asuri Anıtı dikme kararının alınması tepkilere neden oldu.
Ankara- Dışişleri Bakanlığı, Avustralya’nın Sydney kentinin Fairfield Bölgesi Belediye Meclisi’nin, Türkiye’ye yönelik suçlamalara atıfta bulunan bir Asuri anıtı dikilmesi kararının iki ülke ilişkilerinin özüne ve dostluğa yakışmayan, talihsiz bir gelişme olduğunu belirtti.
Bir soru üzerine bakanlık sözcüsü, belediye meclisinin 15 Aralık tarihinde yapılan toplantıda kabul edilen ve bölgede, Türkiye’ye yönelik suçlamalara atıfta bulunan bir “Asuri Soykırımı” anıtı dikilmesine izin verilmesine yönelik kararı esefle karşıladıklarını bildirdi.
Sözcü, “Tarihi gerçekleri saptıran, asılsız iddialara dayalı böyle bir müracaatın kabul edilmiş olması, herşeyin başında, Çanakkale Savaşı’ndan bu yana, aralarında özel bir tarihi bağ bulunan Türkiye ile Avustralya arasındaki ilişkilerin özüne ve dostluğa yakışmayan, talihsiz bir gelişme teşkil etmiştir. Asli görevi, sorumlu olduğu bölgede yaşayan insanlara hiçbir ayırım yapmadan hizmet sunmak olan bir yerel yönetim organının, görev ve yetki sahasında bulunmayan bir konuda böylesine anlamsız bir karar almış olmasını kınıyoruz” diye konuştu.
Dışişleri Sözcüsü, bu kararı alan meclis üyelerinin, çok kültürlü Avustralya toplumuna vermekte oldukları zararın yanısıra, Avustralya Türkleri nezdinde yarattıkları infialin de farkına varabilmelerinin, aldıkları kararı gözden geçirmelerine yardımcı olabileceğinin umut edildiğini söyledi.
Uzan’ın gıyabi tutuklama kararı kaldırıldı
İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi, ”hileli iflas” suçundan yargılanan Genç Parti Genel Başkanı Cem Uzan’ın savunmasının alınmasından vazgeçerek, hakkındaki gıyabi tutuklama kararını kaldırdı.
İstanbul- Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından 2003 yılında el konulan İmar Bankası’nın hileli iflasına neden oldukları öne sürülen Cem Uzan’ın da aralarında bulunduğu 48 sanık hakkında açılan davanın görülmesine, İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi.
Duruşmaya, başka suçtan tutuklu sanıklar Mustafa Akar ve Tacettin Pak’ın da aralarında bulunduğu 2′si tutuklu 17 sanık katıldı.
Sanık Yüksel Tartan’ın avukatı Erdem Emir, müvekkilinin İmar Bankası’nda 1999 yılından önce çalıştığını belirterek, suçun zaman aşımına uğradığını söyledi.
İmar Bankası iflas dairesi vekilleri de suç tarihinin, ticaret mahkemesince iflas kararı verilen tarih olarak kabul edilmesini talep ederek, sanıkların buna göre cezalandırılmasını istediler.
TMSF vekili Abdülkadir Koçak da davanın zaman aşımı süresinin dolmadığını belirterek, sabit olan suçlar nedeniyle sanıkların cezalandırılmasını istedi. Koçak, fonun bankaya el koymasının ve tasfiye sürecinin iflas anlamına gelmeyeceğini kaydetti.
Sanıklar Nimet Hülya Taluğ ve Çiğdem Karakoç’un avukatı Mehmet Rahmi Kadıoğlu da iflas dairesi vekillerinin, suç tarihinin iflas kararı verilen tarih olarak emsal mahkeme kararında esas alındığı yönündeki iddiasının yerinde olmadığını söyleyerek, ”Dosyaya sunulan mahkeme kararı, önceki TCK’nın yürürlükte olduğu bir dönemde verilmiştir. Yeni TCK’da suçun maddi unsurları belirgin bir şekilde gösterilmiştir. Suçun maddi unsurları yasada belirtilen eylemin gerçekleştirildiği tarihte işlenmiştir. Buna göre de davanın zaman aşımı süreleri dolmuştur” diye konuştu.
Savunması alınmayan sanıkların savunmalarının alınmasından, eylemlerinin gerçekleştiği tarih, suçun niteliği ve dosya kapsamına göre vazgeçilmesini hükmeden mahkeme heyeti, savunmasının alınmasından vazgeçilen sanık Cem Uzan hakkındaki tutuklama kararının kaldırılmasına oy birliğiyle karar vererek, duruşmayı erteledi.
Dolandırıcılık davası
Öte yandan, Kemal, Cem, Hakan ve Yavuz Uzan’ın da aralarında bulunduğu 34 sanığın, ”cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak”, ”cürüm işlemek için oluşturulan teşekküle üye olmak”, ”kamu kurum ve kuruluşlarını dolandırmak”, ”rüşvet”, ”Bankalar Kanunu’na muhalefet” ve ”evrakta sahtecilik” suçlarından İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmalarına devam edildi.
Duruşmaya, tutuksuz sanıklardan Berrin Özeş, Nursun Özşahin ve Hayri Tatlı ile sanık avukatları, İmar Bankası idaresi vekilleri ve TMSF vekilleri katıldı.
Sanık Nursun Özşahin, savunmasında, kendisine isnat edilen suçların hiçbirini kabul etmediğini, avukat olarak hukuka uygun işlemler yaptığını, kimseye kanuna aykırı herhangi bir yardımda bulunmadığını ve yol göstermediğini söyledi.
Sanık Berrin Özeş de 1996 yılında İmar Bankası’nda çalışmaya başladığını belirterek, ”Hiç kimseye yasa dışı tavsiyem söz konusu değildir. Suçlamaların hiçbirini kabul etmiyorum. Duruşmadan vareste tutulmayı talep ediyorum” dedi.
Cem Uzan’ın avukatı Şaylan Çığgın ise Uzan hakkında verilen gıyabi tutuklama kararına itiraz ettiklerini ve dosyanın öncelikle bu yönüyle mahkemece incelenip, itirazın kabul edilmemesi halinde itiraz mercisine inceleme için gönderilmesini talep etti.
Mahkeme heyeti, Cem Uzan hakkındaki gıyabi tutuklama nedenleri ortadan kalkmadığından itirazı reddederek, incelenmesi için, yetkili olan İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesini kararlaştırdı.
Sanık Berrin Özeş’in duruşmadan vareste tutulması talebini kabul eden mahkeme heyeti, duruşmayı erteledi.
Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan fezleke uyarınca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca düzenlenen iddianamede, 34 sanık hakkında 12 ile 45 yıl arasında değişen ağır hapis cezaları isteniyor.






Özürlü Vatandaşa İş Müjdesi!
Organ Çetesi Liderine 393 Yıl Hapis




