Kpss, Memur, Atama haber


“Çağırırlarsa tabii ki gideceğiz”

18 Aralık 2009 admin  
Kategori: Gundem

37537 Çağırırlarsa tabii ki gideceğizYargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Ergenekon soruşturmasıyla ilgili çağrılması durumunda ifade vermeye gideceğini belirterek, bunun dışında bir şeyin olamayacağını söyledi.

Çanakkale- Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Çanakkale Şubesince düzenlenen ”Hukuk Devleti ve Yargı Bağımsızlığı” konferansına katıldı. Konferansın ardından gazeteciler, Kanadoğlu’na, Ankara’daki evine, Ergenekon soruşturmasını yürüten Cumhuriyet Savcılığı’nca bir tebligat gönderildiğini hatırlatarak, ifadesine başvurulmak üzere 22 Aralık Salı günü Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne çağrılmasına ilişkin görüşlerini sordu.

Kanadoğlu, ”Ben her şeyden önce yargının en üst kademesine kadar hizmet etmiş bir insanım. Çağırırlarsa tabii ki gideceğiz, bunun dışında bir şey olamaz” diye konuştu.
Sabih Kanadoğlu, konferansta yaptığı yaptığı konuşmada ise Türkiye’de bugün hakim ve savcıların rahat rahat dinlenildiğini, bunun yasal kılıfının da rahat bir şekilde dikildiğini öne sürdü.

Kanadoğlu, ”Dinleme yapılırken hakim karar veriyor, hakim karar verdiğine göre yasaldır deniliyor ve dinleme yapılıyor. Aslında ne yasaldır ne de hukukidir. Çünkü müfettişlerin ne şekilde bir soruşturma yapacağı, açık bir biçimde hem kendi tüzüklerinde vardır, hem de Ceza Muhakemesi Kanunu’nda bir müfettişin ne yapacağı çok açık bir şekilde yazılmıştır. Yani dinlemenin izlemenin nasıl ve kimler tarafından yapılacağı konusu yasada bellidir” dedi.

Atatürkçü düşüncenin, eleştirel akıl, bilim ve laik düşünce olduğunu ifade eden Kanadoğlu, hukukun üstünlüğünün egemen olmadığı bir ülkede demokrasinin kurulamayacağını, hukuk devletinin de olamayacağını belirterek ”Eğer orada yargı bağımsız değil ise orası bir hukuk devleti olmanın dışında kanun devleti de olamaz” diye konuştu.

”Bugün çekilen sıkıntının Türkiye Cumhuriyeti devleti unsurlarının yıkılmak istenmesinden doğduğunu” öne süren Kanadoğlu, şöyle devam etti:
”Çünkü laik devlet dediğimizde, laiklik doğrudan doğruya bir şekilde tanımlanmıştır. Yani dinin siyasete alet edilmediği devlet. Dinin siyasete alet edilmesinin yasaklanmasına rağmen devamlı olarak bunu bir oy kazancı olarak kabul edenler, bunu kullanmak isteyenler, karlı bir iş olarak görenler, devamlı bir şekilde dini siyasete alet ettiler.”

Anayasa Mahkemesinin, AKP hakkındaki kapatma davasıyla ilgili kararını hatırlatan Kanadoğlu, ”Bunlar çağdaş demokrasinin nimetlerinden faydalanarak sadece iktidar ve yönetimde olma amacındadırlar. Bu sistemin adı çağdaş demokrasi değildir” diye konuştu.

Kanadoğlu, demokratik açılımın önce ”Kürt açılımı” olarak geldiğini, daha sonra bunun ulus devlet düşüncesine tamamen zıt olduğunun anlaşıldığını ve bundan vazgeçildiğini belirtti.

Demokratik açılımın şimdi ”milli birlik ve kardeşlik” şekline dönüştüğünü, hiç bir siyasi iktidarın ülkeyi belirli bölümlere bölerek belirli yerlere demokratik açılım yaparak, ”oraya demokrasi götüreceğim” diyemeyeceğini ifade eden Kanadoğlu, demokratik açılımın yapılacağı yerin Türkiye’nin bütünü olduğunu savundu.

“33 erin şehit edilmesiyle ilgili soruşturma dosyası yok”

18 Aralık 2009 admin  
Kategori: Gundem

5370 33 erin şehit edilmesiyle ilgili soruşturma dosyası yokİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 250. Madde ile yetkili birimlerinde Bingöl’de 1993 yılında 33 erin şehit edilmesiyle ilgili olarak herhangi bir soruşturma dosyasının bulunmadığı bildirildi.

İstanbul- İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada, son günlerde bazı basın yayın organlarında ”Ergenekon soruşturması kapsamında Bingöl’de 1993 yılında şehit edilen 33 erle ilgili soruşturma yapıldığı’‘ yönünde haberlere yer verildiğine ifade edildi.

Açıklamada, ”Başsavcılığın, CMK 250. Madde ile yetkili birimlerinde olayla ilgili herhangi bir soruşturma dosyasının bulunmadığı” bildirildi. Açıklamada, bu birimlerde, bu konuda herhangi bir soruşturma yapılmadığı belirtildi.

CMK’nın ”Bazı Suçlara İlişkin Muhakeme Görev ve Yargı Çevresinin Belirlenmesi’‘ başlıklı 250. maddesi özel yetkili mahkemelerin bakacağı suçlar ve yargı çevresini düzenleyen hükümler içeriyor.

Olay gazeteci ‘Açılım’ı yazdı

18 Aralık 2009 admin  
Kategori: Gundem

10624 Olay gazeteci Açılımı yazdıErgenekon soruşturmasına “Gerçekle Fantezi Arasında” başlıklı bir rapor hazırlayarak, davadaki yanlışlıkları ortaya koyan gazeteci Garreth Jenkins bu kez “Kürt açılımı” konusunda makale yazdı.

Ankara- Garreth Jenkins, yarı-resmi El Ahram’a yazdığı bir makaleye, “Fırsat perceresi kapanıyor” başlığını attı. “Türk hükümetinin Kürtlere ulaşma girişimi, DTP’nin yasaklanmasıyla çıkmaza girdi” görüşünü savunan Jenkins, DTP’nin kapatma kararının güneydoğudaki sokak protestolarını tetiklediğini hatırlattı. 19 eski DTP milletvekilinin şu anda resmen bağımsız olduklarını, parlamenter etkinliklerden çekileceklerini açıkladıklarını belirten Jenkins makalesinde şu ifadelere yer verdi:

DTP Kürt Açılımını kendi üstlenmeye çalıştı

-DTP yönetimine yakın kaynaklar 19 milletvekilinin seçime zorlamak için parlamentodan istifa edeceğini düşünüyor. Ancak Türk yasalarına göre istifaların parlamentonun çoğunluğunca onaylanması gerekiyor ve iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) şimdiden istifa girişimlerini bloke edeceğini belli etti.

-DTP 16 yıldan bu yana Türkiye’de yasaklanan beşinci Kürt yanlısı siyasi parti. Kasım 2007′de, DTP’nin kapatılması başvurusundan bu yana içeride ve dışarıda genel beklenti partinin yasaklansa bile varlığını sürdürdüğü idi. Mayıs 2008′de DTP taraftarları kapatılma ihtimaline karşı potansiyel olarak Barış ve Demokrasi Partisi’ni (BDP) kurdular.

-DTP’nin önde gelen üyelerinden biri ‘Türk Hazinesi yasadışı bir siyasi partinin malvarlıklarına el koyar. Mümkün olduğu kadar azına el konulabilmesini sağlamak için büro, araç hatta büro mobilyaları dahil her şeyi kiralıyor ya da ödünç alıyorduk’ dedi.

-Yine de DTP içinde bu kez bir Kürt siyasi partisinin yasal olarak devam etmesine izin verileceğini umanlar vardı. 2008 temmuzunda Anayasa Mahkemesi Anayasa’da ifadesini bulan laiklik ilkesine zarar verme girişimiyle suçlanan AKP’ye karşı kapatma davasıyla ilgili hükmünü açıkladığında, partiyi suçlu bulmuş fakat 20 milyon dolar para cezasına çarptırarak yasal olarak devam etmesine izin vermişti.

-2009 Haziranında AKP, başlangıçta ‘Kürt Açılımı’ olarak adlandırılan nihayetinde Kürt kültür ve dili üzerindeki üzerindeki kimi hak kısıtlamalarının kaldırılmasına yol açacak ve PKK isyanını sona erdirecek vaadleriyle ilgili danışma sürecini başlattı. Süreç, AKP’yi ‘terörist PKK’ye boyun eğmekle suçlayan Türk aşırı milliyetçilerinin prostesto dalgasını tetikledi fakat DTP tarafından sıcak bir şekilde ve memnuniyetle karşılandı. Ancak DTP, bunun kendi lobi çalışmasının bir karşılığı olduğunu belirterek ‘Kürt Açılımı’nın başarısını üstlenmeyi denemeye başladı.

DTP açılımın ‘oy çalmak için’ yapıldığını düşünüyor

-AKP başlangıçta, ‘Kürt Açılımı’ bazı Türk aşırı milliyetçi oyların kaybedilmesine neden olsa bile Kürt bölgeleri arasındaki seçmen desteğinin artması yoluyla daha fazlasını telafi edeceğini hesaplamıştı. Fakat DTP süreci kendi popülaritesinde artış sağlamada kullanmaya başlayınca, AKP’nin ‘Kürt Açılımı’ şevki sönmeye başladı. Birçok DTP yandaşı şimdiden Anayasa Mahkemesi Başkanı Hassan Kılıç (Haşim Kılıç) ve davayı inceleyip kararı verenlerin AKP’ye sıcak baktığı yorumunu yapıyor. Önde gelen bir DTP üyesi ‘Desteğimizi onların zararına artırdığımızı gördüklerinde AKP Kılıç’a bizi kapattırdı’ iddiasında bulundu.

-Bu suçlamayı destekleyecek bir kanıt şu anda yok, ancak bu gibi iddialar pek çok Kürtte AKP’nin ‘Kürt Açılımını’ başlatmaktaki ana motivasyonunun Kürtlerin haklarının artırılması değil, açıkça DTP’nin oylarının çalınması olduğu duygusunu güçlendirdi. Bu tip duygular AKP’nin daha önce DTP’nin elinde olan ve güçlü bir çoğunlukla tümünün BDP gibi yeni kurulacak bir Kürt partisinin eline geçmesi korkusu bulunan 21 seçim bölgesindeki ara seçimleri bloke edeceğine yönelik uyarısıyla güçlendi.

Kendi partileri kapanma tehdidi altındayken protesto sesleri yüksek çıkan kimi AKP önde gelenlerinin DTP Anayasa Mahkemesi’nce kapatılınca kınamada yavaş kaldıkları belirtilen yazıda, Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Erdoğan’ın konuyu ağırdan aldıkları belirtildi.

Sokaklar daha kötüsü için sinyal veriyor

PKK taraftarlarının bu gibi tutarsızlıkları “çabuk kavradıklarını” ve Kürt milliyetçilerinin haklarını barışçıl yolla elde etmelerine asla izin verilmeyeceği görüşüne haklılık kazandırmaya çalıştıklarını belirten Jenkins, “Önümüzdeki haftalar ve aylarda, Kürt milliyetçileri hayal kırıklıklarını sokaklarda protestolarla açığa çıkarma arayışında bulunurken şiddetin büyük ölçüde artmasından büyük endişe duyuluyor” dedi. Garreth Jenkins, yazısına şöyle son verdi:
“En kaygılandırıcı olan ise, kapatılan önceki diğer dört Kürt yanlısı partiden farklı olarak sokaklarda yer alan protestoların sosyal çerçevesi dramatik bir şekilde değişti. Son yıllarda Kürt hakları üzerindeki kısıtlamalardan bir bölümündeki rahatlamalar ve Kürtlerin kendi kimliklerini ifade etmelerinde artan güven sadece Türk milliyetçiliğinde bir yükselişi ateşlemekle kalmadı, meydan okuyan bir anti Kürt ırkçılıkta da yükselişe yol açtı. Pazar günü etnik Türkler ve etnik Kütler arasında İstanbul’un merkezindeki sokaklarda çatışmalar vardı. Yine de kimse yaşamını yitirmedi ve rakip gruplar sonunda polis tarafından ayrıldı, şimdi bu kavgaların çok daha kötü çatışmaların habercisi olabileceğine ilişkin gerçek bir korku var.”

‘Korksak ne işimiz var burada’

18 Aralık 2009 admin  
Kategori: Gundem

6108 Korksak ne işimiz var buradaİkinci Ergenekon davasının mahkeme heyeti, avukatların üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu ile reddi hakim taleplerini bu konuda daha önce karar verildiği gerekçesiyle reddetti. Avukat Servet Bora, Haşıloğlu’nun Adalet Bakanlığı’nın baskısı altında olduğunu ileri sürdü.

İstanbul- Duruşmaya, gazeteci Tuncay Özkan, Cumhuriyet gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ve eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin‘in de aralarında bulunduğu tutuklu 42 sanık katıldı.

Tutuklu yargılanan Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, Mustafa Dönmez, Mehmet Ali Çelebi ve Adil Serdar Saçan ise duruşmaya gelmedi. Duruşmada, tutuksuz yargılanan İlyaz Çınar da hazır bulundu.

Duruşmada söz alan tutuksuz sanıklar Tunç Akkoç ve Adnan Türkkan‘ın avukatı Servet Bora, üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu‘nu reddettiklerini söyledi. Bora, birinci ”Ergenekon” davasında da Haşıloğlu’nun çekilmesi talebinde bulunulduğunu hatırlatarak, ”Haşıloğlu’nun Çatalaca Sulh Ceza Mahkemesi hakimiyken kelepir arsa alımı için harekete geçerek teminat yatırdığını, ucuz taşınmaz satın alma girişiminde bulunarak icra müdürüne baskı uyguladığını” söyledi. Bu konuya ilişkin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na şikayette bulunduklarını ifade eden Bora, bunun da Haşıloğlu’nun, Adalet Bakanlığı’nın baskısı altında olduğunu gösterdiğini ileri sürdü.

Bu sırada araya giren Haşıloğlu ise Adalet Bakanlığı’ndan ve kimseden korkmadığını ifade ederek, Bora’ya, savcılık yaparken Adalet Bakanı’ndan korkup korkmadığını sordu.
Avukat Bora’nın ”Hayır efendim” cevabı üzerine Haşıloğlu, ”Sizden daha aşağı değilim. Korkma diye bir şey isnat edemezsiniz” diye konuştu.

Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün de tartışma istemediklerini belirterek, ”Kimse korkmaz. Bizim hayatımızda korku olmaz. Korksak ne işimiz var burada? Öyle yorum yok” dedi. Aynı sanıkların avukatı Ceyhan Mumcu da reddi hakim taleplerinde bulunduklarını dile getirdi.

Bugünkü duruşmada savunma yapması beklenen tutuklu sanık Birol Başaran’ın avukatı Celal Ülgen de reddi hakim talepleri konusunda bir şey söylemediklerini ifade ederek, ”Bu talep acil ve ivedi değildi. Bizim ifademiz alınıyordu. Savunmamız kesintiye uğramış durumda. Savunmanın kendi içinde saygısı gereği, talebi yapmadan bizimle konuşulmasının yararlı olacağını düşünüyoruz” dedi.

Mahkeme heyeti, Sedat Sami Haşıloğlu’nun reddedilmesine yönelik talepleri müzakere etmek üzere duruşmaya ara verdi. Verilen arada reddi hakim taleplerini görüşen mahkeme heyetinin başkanı Köksal Şengün, avukatlar Servet Bora ve Ceyhan Mumcu tarafından bu celse yapılan reddi hakim talebinin, birinci Ergenekon davasının 7 Aralık 2009 tarihli duruşmasında da yapıldığını hatırlattı. Bu talebin reddine yönelik karar verdiklerini açıklayan Şengün, Bora ve Mumcu’nun bu celsedeki ret taleplerinin geri çevrilmesine hükmettiklerini bildirdi. Duruşmada, tutuklu sanık Birol Başaran’ın avukatı Hüseyin Ersöz’ün savunmasını yapmasıyla devam ediyor.

Öte yandan, Silivri’de yaşanan yağış nedeniyle duruşma salonunun yer aldığı binadaki basın odasının tavan kısmından bir süre su sızıntısının olduğu görüldü. Sızıntı nedeniyle görevliler odada incelemede bulundu.

 

İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından emekli Albay Hasan Atilla Uğur, ”Üç eski kuvvet komutanı ifade verdi. Sözde darbe hazırlığının mimarı olarak gösterilen bu insanlar savcılık sorgularının ardından mahkemeye bile sevk edilmeden serbest bırakıldı. Peki ben niye tutukluyum?” dedi.

Tutuklu sanıklardan emekli Albay Uğur, devletin kritik görevlerinde hizmet etmiş biri olduğunu belirterek, tutuklu olmasının terör örgütlerini mutlu ettiğini söyledi. Uğur, Mustafa Balbay’ın Jandarma İstihbarat Dairesi başkanının odasında yaptığı ve kendisinin de katıldığı görüşmenin gizli olarak kayıt altına alınmasının sürekli olarak gündeme getirilmesinden duyduğu rahatsızlığı dile getirerek, ”Görüşmeleri kaydettiren makamın bunu gelecekte atılabilecek iftiraları önleme amaçlı yaptığını yemin ederim şu anda burada gördüm. O görüşme iyi ki kaydedilmiş” diye konuştu.

Ergenekon soruşturması kapsamında, eski kuvvet komutanlarından emekli Oramiral Özden Örnek, emekli Orgeneral Aytaç Yalman ve emekli Orgeneral İbrahim Fırtına’nın ifadesinin alındığını hatırlatan Uğur, ”Üç eski kuvvet komutanı ifade verdi. Sözde darbe hazırlığının mimarı olarak gösterilen bu insanlar savcılık sorgularının ardından mahkemeye bile sevk edilmeden serbest bırakıldı. Peki ben niye tutukluyum? Darbe hazırlığı mı yaptım? Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri Komutanları olmadan darbe mi olacak? Komutanlar serbestken ben niye tutukluyum?” şeklinde konuştu.

Mustafa Balbay da duruşma salonunun asma tavanının bir kısmının düşmesi, bayram tatili gibi nedenlerle 19 Kasım’da başladığı savunmasının 14 Aralık’taki duruşmada tamamlandığını söyledi.

”Eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in mesajlarını diğer sanıklara ilettiği” iddiasının bulunduğunu ifade eden Balbay, Sezer ile çok az gazetecinin başardığı bir ilişki kurduğunu, ancak bunun iddianamede suç olarak yer aldığını söyledi. Balbay, savcı Nihat Taşkın’ın sorularını yöneltirken, ”Cumhurbaşkanı Sezer’in böyle bir oluşumun içinde yer almadığını gördük” dediğini dile getirdi.

Üye Hakim Sedat Sami Haşıloğlu’nun vakıflarla ilgili yaptığı açıklamaya değinen Balbay, ”300 yıllık bir vakıf geleneğinden olduğunu, kendisinin de yeri geldiğinde çalıştığını anlattı. Kendisi de iyi bilir. Bir vakfın suç işlemesi çok zordur. Sürekli denetime tabi tutulur. Bir suç tespit edilirse bütün vakıf üyeleri bir daha bir vakfa üye olmamakla cezalandırılır. Cumhuriyet Vakfı da Cumhuriyet Gazetesinin isim hakkını elinde bulunduran böyle bir vakıf. Cumhuriyet Vakfı, Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli üzerine kurulmuş. Suç merkezi olarak gösterilmesini kabul edemiyorum” diye konuştu.

”Hem mağduruz, hem örgüt üyesi”

Kendisinde kişilerle ilgili hiçbir belge olmadığını ifade eden Balbay, ”Küçük insanlar insanlarla, sıradan insanlar olaylarla, büyük insanlar davalarla ilgilenir. Ben büyük insan olduğumu söylemiyorum, ama küçük insan değilim. Kişilerle hiçbir zaman uğraşmadım. Kitaplarımın ana konusu davalarla ilgili” şeklinde konuştu.

Eski kuvvet komutanlarının ifadelerine başvurulduktan sonra serbest bırakıldıklarını hatırlatan Balbay, ”darbe iddialarıyla ilgili olan asıl kişilerin serbest bırakıldığını” savundu. Gazeteci olarak, olup bitenleri topluma aktaran bir kişi olduğunu belirten Balbay, ”O dönem bunlara muhatap olan hükümet ne yapmış? İddia makamı eğer bu kadar samimiyse, darbeyi yapanlarla ilgili ne yaptı? Mağduru olanlarla ilgili ne yaptı” diye konuştu.

Cumhuriyet Gazetesine 2006 yılının Mayıs ayında 3 bomba atıldığına dikkati çeken Balbay, ”Mağduruz, saldırıya uğradık. Cumhuriyet gazetesi müdahil olarak davaya katılıyor. Mağdurlar, böyle bir örgüte üye olmakla suçlanıyor. Kara mizah gibi. O dönemi aydınlatmaya çalışan bir gazeteciyle ilgili böyle ağır bir suçlama reva mıdır?” şeklinde konuştu.

Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Ali Balkız’a yönelik suikast iddiaları olduğunu belirten Balbay, bu olay nedeniyle Aleviler kadar üzgün olduğunu kaydetti.

Cumhuriyet Gazetesinde yayımlanan ”Genç Subaylar Tedirgin” başlıklı habere değinen Balbay, Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ‘un dün yaptığı açıklamanın bazı gazetelerde ”Rahatsızmış” şeklinde yer aldığını ifade etti. Balbay, ”Bu başlıklarla şimdi Türkiye’de kaos ortamı mı yaşatılmaya çalışılıyor? Genelkurmay Başkanı savaş gemisine binip, ülkesine ilişkin görüşlerini ortaya koyuyor. Geçmişte buna benzer durum yaşandığı için ben 10 aydır tutukluyum” dedi.

Balbay, konuşmasının sonunda çocuğunun ilk adımlarını cezaevindeki camekanın arkasından gördüğünü, onunla ilk oyunu birbirlerine dokunamadan gerçekleştirdiklerini ifade ederek, tutukluluğuna son verilemesini istedi.


”Komutanların ifadesi istensin”

Tutuklu sanık Adil Serdar Saçan da 1978′de polis kolejine girdiğini, 2003 yılına kadar da emniyet teşkilatına hizmet ettiğini söyledi. Saçan, ”Burada arkadaşlarımız gerek emniyet, gerek TSK, gerek MİT gibi tüm teşkilatları töhmet altında bırakacak beyanlarda bulunuyorlar. Emniyete hizmet eden bir kişi olarak bunlardan rahatsızlık duyuyorum” dedi.

Ergenekon soruşturması kapsamında eski kuvvet komutanlarının ifadelerinin alındığını hatırlatan Saçan, mahkemenin uygun görmesi halinde bu ifadelerin savcılıktan istenmesini talep etti.

Saçan, bu kişilerin, ”darbeyi yapacak kişiler” olarak kamuoyunda duyulduğunu belirterek, ”İddianamenin özü darbe yapmaksa onların ifadeleri önemli. Savcılık gizli soruşturma nedeniyle göndermeyebilir. En azından mahkemenin bu ifadeleri inceleyerek, bizim durumumuzu gözden geçirmesi gerekir” şeklinde konuştu.

Duruşma, mahkeme heyetince taleplerin alınmasıyla devam ediyor.

Ergenekon davası AİHM’e taşındı

18 Aralık 2009 admin  
Kategori: Gundem

6048 Ergenekon davası AİHMe taşındıAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), “Ergenekon” sanığı Muammer Karabulut’un bu davada “adil yargılanma hakkının ihlal edildiği” gerekçesiyle yaptığı başvuruyu kabul etti.

Ankara- AİHM, Ergenekon davasına ilişkin söz konusu başvuruyu kabul ederek, dava ile ilgili AİHM’in kabul belgesi, Avukatı Süleyman Çetin tarafından Karabulut’a ulaştırıldı.

İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla, Ergenekon davası kapsamında, geçen yıl 22 Şubatta gözaltına alınıp, 11 ay cezaevinde kalan Noel Baba Barış Konseyi Başkanı Muammer Karabulut’un avukatı Süleyman Çetin, adil yargılanma hakkının ihlali başta olmak üzere, çeşitli gerekçelerle, toplam 117 bin euro tazminat talebiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) dava açmıştı.

AİHM, Karabulut’un başvurusu üzerine, “önemli gelişmeleri en kısa süre içinde bildirilmesini ve ilgili bütün ulusal mahkeme kararlarını da göndermesini” istedi.

Van’da ele geçirilen mühimmat

17 Aralık 2009 admin  
Kategori: Gundem

21960 Vanda ele geçirilen mühimmatVan’da araziye terk edilen ve MKE yapımı olduğu belirlenen 4 adet el bombası ile çeşitli silahlara ait mühimmatlarla ilgili Ergenekon davası kapsamında incelenmesi için işlemlerin başlatıldığı bildirildi.

Van- Merkez Kevenli köyü yolunda dün çocuklar tarafından poşetler içerisinde MKE yapımı olduğu belirlenen 4 adet savunma tipi el bombası, 30 kutu içerisinde 300 adet G3 piyade tüfeği, elle fırlatılan 60 adet aydınlatma fişeği ve çok sayıda uçaksavar ve Bixi mermileri ile G3 piyade tüfeğine ait 4 adet boş şarjör bulunmuştu. Ele geçirilen mühimmatın MKE yapımı olduğunun belirlenmesi üzerine Van Emniyet Müdürlüğü’nün ilgili birimleri, MKE’den gerekli yazışmaları yaparak söz konusu mühimmatın verilen seri numaraları ile tespiti çalışmalarına başladı.

Emniyet Müdürlüğü yetkilileri, ele geçirilen mühimmatın daha önce değişik illerde Ergenekon davası kapsamında yargılanan sanıklarda ve yapılan kazılarda ele geçirilen MKE yapımı mühimmatlarla benzer özellik taşıdığını belirtti. Yetkililer, bulunan el bombaları ve mühimmatlarla ilgili Ergenekon davası kapsamında incelenmesi için işlemlerin başlatıldığını kaydetti.

Kasım ayına damgasını vuran olaylar

16 Aralık 2009 admin  
Kategori: Gundem

2471 Kasım ayına damgasını vuran olaylarKasım ayına, “Kürt Açılımı” konusu, domuz gribi salgını, PKK terör örgütünün eylemleri ve Onur Öymen’in “Dersim” açıklamaları damgasını vurdu.

Ankara- Medya Takip Merkezi’nin (MTM), her ay düzenli olarak bin 700′ü aşkın gazete, dergi, TV kanalı ve haber sitesinden derleyerek hazırladığı “ayın medya gündemi” raporu yayınlandı.
Buna göre Kasım ayının en çok konuşulan gündem maddesi, geçtiğimiz ay da olduğu gibi yine “Kürt Açılımı” konusu oldu. Aylardır ülkenin en önemli gündem konusu olan “Kürt Açılımı” ile ilgili her türlü gelişme, medyanın da yakın markajındaydı. Erdoğan’ın ulusa sesleniş konuşmasının ana temaları arasında da yer alan “Kürt Açılımı” toplam 23 bin 232 haberle, Ergenekon, terör gibi diğer gündem maddelerini geride bırakarak, ilk sıraya yerleşti.

Önceki aya oranla gündemdeki görünürlüğü artan domuz gribi, Türkiye’de de yaşanan ölüm vakaları ve “aşı yaptırılmalı mı, yaptırılmamalı mı?” tartışmaları ile domuz gribi, ay içerisinde toplam 23 bin 106 haberde yer buldu.

Terör olayları yine gündemde

PKK terör örgütünün eylemleri ve bazı teröristlerin teslim olması, Kasım ayında da PKK’nın gündemde kalmasına neden oldu. Ay boyunca PKK terör örgütüne medya 13 bin 620 haberde yer verdi.

En konuşulan parti AKP

Medya Takip Merkezi’nin aylık periyotlarda hazırladığı “ayın siyaset gündemi” raporuna göre; Kasım ayında medyada en çok konuşulan siyasi parti, geçtiğimiz ay da ilk sırada yer alan AKP oldu. Son dönemin siyasi gündemine damgasını vuran AKP ay boyunca en çok, “Demokratik Açılım”, 10 Kasım’da TBMM’de yaşanan pankart krizi ve “İrticayla Mücadele Eylem Planı” konularıyla medyanın gündeminde yer aldı. Kasım ayı boyunca gazete, dergi, TV kanalı ve haber sitelerinde toplam 28 bin 732 adet haber ve yazıya konu edilen AKP’nin haber sayısı, Ekim ayına göre %6 oranında artış gösterdi. Partinin TV ekranlarında yer alma süresi ise yaklaşık 640 saat olarak kayda geçti.

CHP ikinci sırada

MTM tarafından hazırlanan aynı araştırmaya göre; yazılı, görsel ve elektronik basında, Kasım ayı boyunca en çok haber olan bir diğer siyasi parti CHP’ydi. CHP, araştırmanın gerçekleştirildiği üç mecrada toplam, 27 bin 138 adet haber ve yazıda yer aldı. İktidar partisine yakın miktarda habere konu olan ana muhalefet partisinin haberleri, önceki aya göre yüzde 1 oranında düşüş gösterdi. 10 Kasım’da TBMM’de gerçekleştirilen “Demokratik Açılım” oturumunda, CHP’li bakanların pankartlı protestosu da medyadan büyük bir ilgi gören konu başlıkları arasındaydı. Partinin ekranlarda kalma süresi ise yaklaşık 435 saat oldu.

DP’ye ilgi arttı

Aynı araştırma raporuna göre; Kasım ayı boyunca medyadan en çok ilgi gören diğer siyasi partiler ise 10 bin 973 haberle MHP, 7 bin 7808 haberle de DTP oldu. MHP’nin haber sayısında Ekim ayına göre büyük bir değişim yaşanmadı ve haber oranı yüzde 1′lik bir artış gösterdi. Ekim ayında büyük bir çıkış yakalayan DTP’nin haber sayısında Kasım ayı boyunca yaşanan yüzde 48′lik düşüş ise araştırmanın kayda değer başlıklarından biriydi. Anavatan Partisi’nin bünyesine katılmasıyla medyada öne çıkan ve Ekim ayına göre haber sayısı yüzde 46 oranında artan DP, toplam 2 bin 18 haberle basından en çok ilgi gören partiler arasında yer aldı.

Erdoğan, yaklaşık 33 bin habere konu oldu

Kasım ayında medyada en çok haber olan siyasetçi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan oldu. Yaptığı çarpıcı açıklamalarla her zaman medyanın ilgisini üzerinde toplayan Erdoğan, ay boyunca toplam 32 bin 665 haber ve yazıya konu edildi. Kasım ayı boyunca haber sayısında yüzde 22 oranında düşüş görülen Başbakan, medyada “Kürt açılımı” konusunda yaptığı açıklamalar ve muhalefete yönelik eleştirileri ile öne çıktı. Erdoğan’ın TV ekranlarında yer alma süresi ise 508 saati aşkındı.

Güler Zere’nin affı

Kasım ayı siyaset gündeminin en çok konuşulan ikinci ismi ise Abdullah Gül oldu. Gül, Kasım ayı boyunca yasadışı dinlemeler ve irtica ile mücadele eylem planı çerçevesinde ortaya çıkan ‘ıslak imza’ tartışmalarına yönelik açıklamalarının yanı sıra, terör suçundan hükümlü Güler Zere’nin cezasını affetmesi konularıyla medyadan büyük ilgi gördü. Ay boyunca yaptığı yurtdışı temaslarıyla da öne çıkan Gül, 12 bin 770 haberle ve yaklaşık 167 saatlik süreyle medya gündeminde yer aldı.

Onur Öymen’in “Dersim isyanı” açıklaması

MTM’nin aynı araştırma sonuçlarına göre; Kasım ayının en çok konuşulan siyasilerinden biri de CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen oldu. TBMM Genel Kurulu’nda, “Demokratik Açılım” konusunda yaptığı bir açıklamada “Dersim İsyanı” konusunu gündeme taşıyan Öymen, bu açıklamasıyla aya damgasını vurdu. Onur Öymen, ay boyunca aldığı eleştiri ve tepkilerle toplam 7 bin 81 haber ve yazıya konu olurken haber sayısı Ekim ayına göre % 694 oranında arttı.

“Darbeyi hiç düşünmedim”

15 Aralık 2009 admin  
Kategori: Gundem

26962 Darbeyi hiç düşünmedimİkinci Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Birol Başaran, Marmara Üniversitesinde düzenlenen ”Siyaset ve Hukuk Okulu” konulu panelde yaptığı konuşmaya değinerek, ”Hiç darbeyi düşünmememe rağmen, söylediğimiz şeyler darbe diye algılandı ve böyle yorumlandı” dedi.

İstanbul- İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada Başaran, görsel sunum olarak hazırladığı savunmasını, Ergenekon soruşturmasında şüpheli olarak tutukluyken kanser rahatsızlığı nedeniyle hayatını kaybeden Kuddusi Okkır, Konya’da yapılan bir operasyonda gözaltına alındıktan bir süre sonra hayatını kaybeden Prof. Dr. Uçkun Geray ile Ergenekon soruşturması kapsamında evi aranan Prof. Dr. Türkan Saylan‘a ithaf ettiğini söyledi.

Başaran, demokrasi ve hukuk şehitleri olarak kabul ettiği ve bu dava sürecinde hayatını kaybeden bu kişilerin hatıralarını saygıyla andığını dile getirdi.

Savunmasına başlamadan önce teşekkür etmek istediği bazı kişiler olduğunu ifade eden Başaran, ”Sayın Deniz Baykal ve partim CHP’ye teşekkür ediyorum. Bütün hayatım boyunca rakip olarak mücadele etmeme rağmen bu davayı doğru anladığını ve desteğini verdiğini düşündüğüm Sayın Genel Başkan Deniz Baykal’a teşekkür ediyorum. Davayı doğru algıladıklarını ve desteklerini verdiklerini düşündüğüm CHP milletvekilleri, parti yöneticilerine de teşekkür ediyorum” dedi.

Birol Başaran, desteklerinden dolayı İstanbul Barosu ve Muammer Aydın’a da teşekkür etti.
Neden bu dava kapsamında yargılandığını düşündüğünü belirten Başaran, 8 Şubat 2008 tarihinde Atatürkçü Düşünce Derneği Kadıköy Şubesi tarafından düzenlenen konferansta ”siyaset ve hukuk okulu” konulu bir konuşma yaptığını, tutuksuz yargılanan emekli Orgeneral Şener Eruygur’un da kendisini alkışladığını söyledi.

Bunun basında yer aldığını, kendisinin de Eruygur’u aradığını dile getiren Başaran, telefonlarının da 18 Şubat 2008 tarihinden itibaren dinlenmeye başlandığını, bine yakın telefon konuşmasının 10′unun dosyada yer aldığını anlattı.

Şener Eruygur’un gözaltına alınmasının ardından kendisini arayan avukat Filiz Esen’in ”isminin geçtiğini, gözaltına alınabileceğini” bildirdiğini açıklayan Başaran, kendisine yönelik aramalar sırasında ele geçirilen dokümana değindi.

Tutuklamadan önce, genel sekreterliğini yaptığı Ulusal Sanayicileri İş Adamları Derneğine (USİAD) ait 2006-2008 faaliyet raporunun dosyada yer aldığını, bu raporu görevi gereği kendisinin okuduğunu kaydetti.

İddianamede olup da eklerde yer almayan, yine eklerde olup da iddianamede belirtilmeyen evrakların bulunduğunu ifade eden Başaran, bunların hangisinden sorumlu olarak yargılandığını bilmediğini anlattı.

Bilgisayar alanında çalıştığını belirten Başaran, ilk bankamatik, ilk online bankacılık hizmetini kuran ekipte yer aldığını kaydetti. Yine Sabancı ve Koç Holdingin şirketlerinde bilgisayar alanında çalıştığını dile getiren Başaran, daha sonra kendi şirketini kurduğunu söyledi.

Şirketinin de Emekli Sandığı ile Türk Hava Yollarının bilet alanında kullandığı en son sistemleri kurduğunu dile getiren Başaran, bilgisayar konusunda uzman olduğunu ve ülkeye hizmet ettiğini belirtti..

Başaran 1997 yılında CHP’ye, 2000-2005 yılları arasında da ADD’ye üye olduğunu ve Kadıköy Şubesinin başkanlığını yaptığını ifade ederek, 2005′ten sonra ADD ile özel nedenlerden dolayı yollarını ayırdığını, USİAD’a da 2002 yılında üye olduğunu kaydetti.
 

”Savcılar jargonu bilmiyorlar”

Başaran, ”Biz, CHP’de örgüt denilince parti örgütünden bahsederiz. Savcılar da örgütü terör örgütü olarak algılıyorlar. Genel olarak bununla ilgili problem olduğunu düşünüyorum. Savcılar, siyasetten uzaklar, jargonu bilmiyorlar. Savcılar madem siyasetin içine bu kadar girmişler gidip biraz siyaset öğrensinler” dedi.

Türkiye’de, her an herkesin Ergenekon kapsamında tutuklanabileceğini ileri süren Başaran, ”Tek suçum tutuklanmak olduğunu, başka bir şey yapmadığını, insanların tutuklandığı için kendisine ‘suçlu’ diye baktığını” söyledi.

Beşiktaş’taki ağır ceza mahkemesinde görevli 6 mahkeme heyeti olduğunu belirten Başaran, ”Yaklaşık 20-25 hakim, 10′a yakın savcının elinden geçtik. Tutukluluğumuza karar verdiler. Bu beni dehşete düşürdü” diye konuştu.

Ne zaman terör örgütü üyesi olduğunu bilmediğini ifade eden Başaran, ”Doğduğum andan itibaren mi terör örgütü üyesi oldum? Bu iddianamede yok. Beni ne zaman ve kim örgüte üye yaptı” dedi.

Bazı sevdiği köşe yazarlarının isminin yer aldığı kağıdın da dosyaya konulduğunu ifade eden Başaran, ”Köşe yazarlarını sevmek terör örgütü suçu oluyor. Mustafa Balbay’ı sevmek, İlhan Selçuk’u sevmek, terör örgütü suçu olarak düşünüldüğü için bunlar dosyaya konulmuş” diye konuştu.

Başaran, Şener Eruygur’u tanımasının, ADD ve CHP’ye üye olmasının suç unsuru olarak algılandığını belirtti.

 

“Darbeyi hiç düşünmedim”

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada savunmasına devam eden Başaran, Atatürkçü Düşünce Derneğinin (ADD) 8 Şubat 2008′de düzenlediği ”Siyaset ve Hukuk Okulu” paneldeki konuşmasından söz etti.
”Hiç darbeyi düşünmememe rağmen, söylediğimiz şeyler darbe diye algılandı ve böyle yorumlandı” diyen Başaran, konuşmasında ”Savaşta barutu iyi kullanmak lazım” sözüyle benzetme yaptığını söyledi. Başaran, ‘burada daha az miting yapalım’ demek istediğini ifade ederek, şöyle devam etti:
”Panelde darbeyle ilgili hiçbir şey konuşulmadı. Soru cevap bölümüne gelindiğinde, ‘Arkadaşlar kıvırmaya gerek yok. Darbe mi, şeriat mı, kısmında ben darbeyi tercih ediyorum’ dedim. Kişisel düşüncem bu. Tabii ki demokrasiyi istiyoruz. Ama ikisi arasında bir tercih yapmam gerekirse darbeyi tercih ederim. Darbe bir insanın kolunun kırılması ise şeriat kanser olmasıdır. Kol kırılınca tedavi edilebilir ama kanser tedavi edilemez. İnsan kolunun kırılmasını mı ister, kanser olmayı mı? Darbe oluyor 10 yıl sonra geçiyor, ama şeriat geçmiyor. Darbeler Türkiye’de geçiyor. 1980′de darbe olmuş. 10 yıl geçmiş, düzelmiş. 30 yıldır darbe olmuyor. Darbe iyi bir şey değildir, ama geçer. Şeriat geçmiyor. Böyle düşündüğüm için terör örgütü üyesi olacaksam olayım. Panelde konuşmak, ADD’de konuşmak suç değildir.”

Tutuksuz sanıklardan emekli Orgeneral Şener Eruygur ile ilgili olarak iddianamede yer alan telefon görüşmesinin ise kendisine yönelik dinlemeler sonucu olmadığını ifade eden Başaran, söz konusu panelde ”boşboğazlık yapıp, çok konuştuğunu”, konuşmasının daha sonra basında haber olarak yer aldığını söyledi.


Telefon görüşmeleri

Başaran, ikisi muhasebecisiyle, ikisi iş ortağıyla, ikisi de avukatıyla yaptığı telefon görüşmelerinin içeriğini açıklayarak, bir telefon görüşmesinin de CHP ile ilgili parti içinde yaptıkları çalışmaya ilişkin olduğunu söyledi.

Birinci Ergenekon davasının tutuksuz sanığı Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu ile beş yıllık süre içinde 13 telefon görüşmesinin olduğunu ifade eden Başaran, kendisini ADD’yi ziyaret ettiği 2005 yılında panellere çağırdıklarını dile getirdi.

İddianamede, Eruygur ile 28 telefon görüşmesinin yer aldığını belirten Başaran, ”Savcının bu görüşmelerin kaç tanesinin 2005, kaç tanesinin 2006, kaç tanesinin 2007 yılında yapıldığını belirtmesini istiyorum. Eruygur ile 2005 yılında tanıştım. Bir ara yakın görüştük, toplantı yaptık. Daha sonra herkes kendi yoluna gitti. Ben ADD’den ayrıldım” dedi.

Birol Başaran, 2001 yılında CHP Genel Başkanlığına aday olduğunu ve kendisine 6 oy çıktığını dile getirerek, ”Bu çok ciddi bir adaylık değildi. Tanınmıyordum, ismim duyulsun diye aday oldum. Ben CHP’de siyaset yapmak istiyorum, bunun nesi suç. Kim bana 2001 yılında ‘git CHP’yi ele geçir’ dedi. Örgüt üyeliği demek, emir almak demektir. Ben kimseden emir almam. Özgür irademle aday oldum. CHP’yi çok seviyorum, Anayasal hakkımı kullandım” diye konuştu. Duruşma Başaran’ın savunmasını yapmasıyla devam ediyor.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nce Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’nde görülen davanın bugünkü duruşmasına, gazeteci Tuncay Özkan, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay ve eski Özel Harekat Dairesi Başkanvekili İbrahim Şahin’in de aralarında bulunduğu tutuklu 44 sanık katıldı.

Tutuklu yargılanan Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal, eski İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve Mustafa Dönmez ise duruşmaya gelmedi. Duruşmada, tutuksuz yargılanan İlyas Çınar da hazır bulundu.

“Totaliter ülkelerde olabilecek bir uygulama”

15 Aralık 2009 admin  
Kategori: Gundem

36953 Totaliter ülkelerde olabilecek bir uygulamaUluslararası Basın Enstitüsü Aydınlık’ın bir ay kapatılması dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Türkiye’de misilleme şüphesi yaratacak keyfi kapatmaları ortadan kaldıracak bir hukuki sistem geliştirmelidir” dedi.

Ankara- Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) bazı telefon konuşmalarını yayımlayan Aydınlık dergisi hakkında verilen bir aylık kapatma cezası hakkında açıklama yaptı.

IPI Direktörü David Dadge, “Basın organlarının bu şekilde kapatılmalarının devam etmesine izin verilmemelidir. Türk hükümeti, Aydınlık olayında olduğu gibi, yayın organlarının yayınladıkları haberlere misilleme şüphesi yaratacak keyfi kapatmaları ortadan kaldıracak bir hukuki sistem geliştirmelidir” dedi.

Enstitü’nün Türkiye şubesinden yapılan açıklamada “Demokratik bir ülkede, suç oluşmadan ceza verilmesi mümkün değildir. Bu sadece totaliter rejimlerde mümkündür” denildi.

Uluslararası Basın Enstitüsü Derneği, savcılara suç oluşmadan yayın kapatma yetkisi veren mevzuatın kaldırılması çağrısında bulundu. Açıklamada “Türkiye’de bir yayın organı daha kapatıldı” başlığı kullanıldı.

Dernek, Aydınlık’ın sahibi ve sorumlu yazıişleri Müdürü Ruhsar Şenoğlu‘nun kararın ardından yaptığı açıklamalara da yer verdi. Açıklamada Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile yaptığı telefon görüşmelerini yayınlayan Aydınlık dergisinin Genel Yayın Yönetmeni’nin tutuklanarak “bilgisayarına el konulduğu” hatırlatıldı. Dernek açıklamasında, Aydınlık dergisinin yayımladığı telefon görüşmelerinin arkasında Ergenekon bağlantısı olduğu yönündeki iddialara da yer verdi.

İstanbul’da elektrik kesintisi

15 Aralık 2009 admin  
Kategori: Gundem

1744 İstanbulda elektrik kesintisiİstanbul’un Beyoğlu ilçesindeki bazı semtlere 17 Aralıkta 2 saat süreyle elektrik verilemeyecek.

İstanbul- Boğaziçi Elektrik Dağıtım A.Ş’den (BEDAŞ) yapılan açıklamaya göre, Beyoğlu İşletme Müdürlüğünce yapılacak çalışmalar kapsamında 17 Aralık Perşembe günü 01.00-03.00 saatleri arasında Harbiye, Teşvikiye, Meşrutiyet, Bozkurt, Ergenekon, İnönü, Feriköy, 19 Mayıs, Eskişehir, Yıldız, Sinanpaşa, Vişnezade, Muradiye ve Türkali mahalleleri ile civarında elektrik kesintisi uygulanacak.

---------------- ----- ----------------------------