Türk dış politikasında 2009 yılı (Kasım-Aralık)
2009 yılının son iki ayında İsrail ile ilişkilerdeki soğukluk çeşitli gelişmeler ve etkenler nedeniyle daha da artarken, komşularla ve komşu bölgelerle ilişkilerin geliştirilmesi, İran’ın nükleer enerji sorunu, ABD ve AB ile ilişkiler gündemde yer alan konular oldu.
Ankara- Kasım ve Aralık aylarında Türk dış politikası gelişmeleri kronolojik olarak şöyleydi:
1 KASIM
- Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Gelişen Sekiz Ülke (D-8) Dışişleri Bakanları Konseyi 12. Toplantısı’na katılmak üzere Malezya’ya gitti.
3 KASIM
- AB Genel Sekreterliğinin logosu değişti. Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, “Yeni logomuzda Türkiye’nin hassasiyetini, Türkiye’nin AB’ye katacaklarını ve bu sürecin bir kaynaşma süreci olacağını vurgulamak istedik” dedi.
4 KASIM
- İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gaby Levy, Karadeniz’deki bazı illere ziyaretleri sırasında protesto edildi.
5 KASIM
- Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı David Miliband Ankara’da temaslarda bulundu.
- Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Bağış, Uluslararası Karadeniz Etütleri Merkezinde konferans vermek ve siyasi temaslarda bulunmak üzere Atina’ya gitti. Bağış, Atina’da Yunanistan Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Yorgo Papandreu, Dışişleri Bakan Yardımcısı Dimitris Druças, eski Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile bir araya geldi.
6 KASIM
- Davutoğlu, ikili ziyaret çerçevesinde Paris’te temaslarda bulundu, Fransa Dışişleri Bakanı Bernard Kouchner ile çalışma yemeğinde bir araya geldi.
- Bağış, Almanya’nın başkenti Berlin’de temaslarda bulunarak, Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle ile görüştü.
8 KASIM
- Sudan’ın da üyesi bulunduğu İslam Konferansı Teşkilatı’nın (İKT) düzenlediği ISEDAK (ekonomik ve ticari işbirliği daimi komitesi) Toplantısına katılmak üzere İstanbul’a gelmesi beklenen Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir, Türkiye’ye gelmekten vazgeçti.
9 KASIM
- Davutoğlu, ISEDAK toplantıları çerçevesinde İran Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki ile bir araya geldi.
- Davutoğlu, Bosna-Hersek Dışişleri Bakanı Sven Alkalaj ve Sırbistan Dışişleri Bakanı Vuk Jeremiç ile de görüştü.
- Bağış, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 20. yıl dönümü nedeniyle yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin gerçekleştirdiği kararlı reformlar, katılım müzakerelerinde kaydettiği ilerlemeler ve ekonomiden dış politikaya her alanda Avrupa bütünleşmesine yapageldiği katkılarla kendisi ile AB arasına örülmeye çalışılan duvara izin vermeyeceğini” bildirdi.
12 KASIM
- Davutoğlu Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Başkanı Muhammed El Baradei ile telefon görüşmesi yaptı. Davutoğlu, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve kendisinin de hazır bulunduğu İstanbul’da yapılan İSEDAK toplantısı çerçevesinde, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad ve Dışişleri Bakanı Manuçehr Mutteki ile yapılan kapsamlı görüşmelerde edinilen izlenimleri Baradei’ye aktardı.
13 KASIM
- Bağış, bir günlük ziyaret için gittiği AB Dönem Başkanı İsveç’te Dışişleri Bakanı Carl Bild ile görüştü.
14 KASIM
- Davutoğlu, AB dönem başkanlığını yeni yılda devralacak olan İspanya’ya 3 günlük resmi bir ziyarette bulundu.
16 KASIM
- Türk-Amerikan Konseyi Başkanı Brent Scowcroft ve konseyin başkanlığını ocak ayında devralacak olan Richard Armitage, Ankara’da temaslarda bulundu.
18 KASIM
- Davutoğlu, Irak İslami Yüksek Konseyi Başkanı Ammar El Hekim ile bir araya geldi.
- 6. Türk-İtalyan Forumu İstanbul’da düzenlendi.
- Davutoğlu, Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai’nin ikinci dönem cumhurbaşkanlığı görevini üstlenmesi nedeniyle yapılacak yemin törenine katılmak üzere Afganistan’a gitti.
- Davutoğlu, Afganistan’ın ardından İran’ın Tebriz kentine geçerek, İranlı yetkililerle bir araya geldi.
20 KASIM
- Bağış, Belçika Başbakanı Herman Van Rompuy’un AB Konseyi Başkanlığına, İngiliz Barones Catherine Ashton’un da AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Yüksek Temsilciliğine getirilmesine ilişkin olarak, “İnanıyorum ki, yeni başkan ve yüksek temsilci Türkiye’nin kararlılığını ve AB’ye yapacağı katkıları takdir ederek, hem ülkemiz, hem AB için kazanç sağlayacak Türkiye’nin tam üyelik sürecini ilerletecektir” dedi.
- Türkiye ile Arnavutluk arasında vize karşılıklı olarak kaldırıldı.
23 KASIM
- Davutoğlu, Azerbaycan Dışişleri Bakanı Elmar Memmedyarov ile telefonla görüşerek, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın Münih görüşmesine ilişkin bilgi aldı.
- İsrail Sanayi, Ticaret ve Çalışma Bakanı Binyamin Ben-Eliezer, İstanbul ve Ankara’da temaslarda bulundu.
- Büyükelçi Volkan Bozkır, Avrupa Birliği Genel Sekreterliği görevine atandı.
26 KASIM
- Davutoğlu, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle, Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı David Miliband’ı arayarak, İran’ın nükleer programıyla ilgili son gelişmeleri ele aldı.
- Türkiye-AB Troykası Dışişleri Bakanları Toplantısı İstanbul’da yapıldı.
- Türkiye ile Libya arasında imzalanan anlaşmayla vize uygulaması kaldırıldı.
27 KASIM
- Davutoğlu, İran ile ilgili telefon diplomasisi çerçevesinde ABD Başkanı Barack Obama’nın Ulusal Güvenlik Danışmanı General Jim Jones ve ABD’nin Afganistan ve Pakistan özel temsilcisi Richard Holbrooke ile görüştü.
30 KASIM
- KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun davetlisi olarak, KKTC Dışişleri Bakanı Hüseyin Özgürgün’le birlikte Ankara’ya geldi.
- Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, İsviçre’de yeni minare yapımına yasak getirilip getirilmemesi konusunda yapılan referandum sonucuna ilişkin olarak, “İsviçre, Avrupa’nın ortasında bir açık hava hoşgörüsüzlük müzesi olmamalıdır” dedi. Dışişleri Bakanlığı da İsviçre’de yapılan referandumda, ülkede minare yapımının yasaklanması girişiminin onaylanmasının “hayal kırıklığı” yarattığı, bu çerçevede İsviçre’nin, gelenekleriyle bağdaşmayan bu durumu düzeltici adımlar atmasının, Türkiye’nin yanı sıra uluslararası kamuoyunca da beklendiği belirtildi.
30 KASIM
- Bağış, Türkiye-AB Karma İstişare Komitesi Toplantısına katılmak ve katılım müzakereleri çerçevesinde temaslarda bulunmak üzere İsveç’in başkenti Stockholm’e gitti.
-ARALIK-
1 ARALIK
- Davutoğlu, Atina’da düzenlenen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) 17. Bakanlar Konseyi toplantısına katıldı.
- KKTC Cumhurbaşkanı Talat, Ankara’da Kıbrıs sorunuyla ve devam eden müzakerelerle ilgili görüş alış verişinde bulundu.
2 ARALIK
- ABD’nin Ankara Büyükelçisi James Jeffrey, ABD Başkanı Barack Obama’nın yeni Afganistan stratejisi çerçevesinde diğer müttefik ülkelerin yanı sıra Türkiye’den de ek katkı beklediklerini ve buna asker göndermenin dahil olduğunu açıkladı. Türk yetkililer ise Afganistan’a muharip güç göndermeme konusundaki kararlılıklarının sürdüğünü belirtti.
- Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Brüksel’de AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, AB Komisyonu’nun enerjiden sorumlu üyesi Andris Piebalgs’la Brüksel’de bir araya geldi.
3 ARALIK
- NATO dışişleri bakanları toplantısına katılmak üzere Brüksel’e giden Davutoğlu, diğer temaslarının yanı sıra ABD’nin Afganistan ve Pakistan özel temsilcisi Richard Holbrooke ile görüştü.
8 ARALIK
- Dışişleri Bakanlığı’nda açık bulunan müsteşar yardımcılıkları ve genel müdürlüklere atamalar yapıldı.
9 ARALIK
- Bağış, AB dışişleri bakanlarının Türkiye ile ilgili kararı konusunda, “Bu kararda bir AB üyesi ülkenin baskısıyla hoşnut olmadığımız bazı unsurlar yer almakla birlikte, Türkiye’nin genel katılım hedefi teyit edilmekte ve müzakere sürecinin bir engelle karşılaşması önlenmektedir” dedi. Dışişleri Bakanlığı da AB Genel İşler Konseyi sonuçlarına ilişkin yaptığı açıklamada, Türkiye’nin reform sürecinde kaydedilen gelişmelere değinildiğine ve izlediği faal dış politikanın övüldüğüne dikkati çekerken, “bir ülkenin ufuksuzluğunun da GİK sonuçlarına yansıdığını” belirterek sonuçları eleştirdi.
- Türkiye’nin Washington Büyükelçisi Nabi Şensoy, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyaretinin ardından “merkez göreve alınmasını talep etti.”
12 ARALIK
- Davutoğlu, Hırvatistan Dışişleri ve Avrupa ile Entegrasyon Bakanı Gordan Jandrokoviç’in davetlisi olarak, Hırvatistan’a resmi bir ziyarette bulundu.
14 ARALIK
- Davutoğlu, Bosna Hersek’te düzenlenen Medeniyetler İttifakı Güneydoğu Avrupa Bölgesel Stratejisi Bakanlar Toplantısına katıldı. Davutoğlu, Bosna-Hersek’te güncel durumu ele almak üzere bu ülkedeki siyasi liderlerle de bir araya geldi.
15 ARALIK
- Türk-Arap İşbirliği Forumunun Dışişleri Bakanları İkinci Toplantısı, Suriye’nin başkenti Şam’da yapıldı. Türkiye. toplantıya Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu başkanlığındaki bir heyetle katıldı.
Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde 2009 yılı
Türk-Yunan ilişkileri, 2009 yılının büyük bölümünde her iki ülkede yılın siyasi alanda durağan bir seyir izledi.
Atina - Türkiye’de mart ayında yerel, Yunanistan’da ekim ayında genel seçimlerin yapılması ve Türk-Yunan yakınlaşmasının, eski dışişleri bakanlarından merhum İsmail Cem ile birlikte mimarı olarak nitelendirilen Yorgo Papandreu’nun Başbakanlık koltuğuna oturmasının ardından ikili ilişkiler canlandı.
Papandreu’nun seçimin hemen ardından ilk dış ziyaretini Türkiye’ye yapması ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile İstanbul’da uzun bir ikili görüşmede bulunması, ikili ilişkilerde yeni bir yakınlaşma sürecinin başladığı değerlendirmelerine yol açtı.
Papandreu’nun Türkiye ziyaretini izleyen günlerde ise Başbakan Erdoğan’ın Yunanlı muadiline “tüm konularda kapsamlı diyalog önerisini içeren” bir mektup gönderdiği kamuoyuna açıklandı. Mektubun Atina’ya ulaşmasından kısa bir süre sonra Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, iki günlük bir çalışma ziyareti için Yunanistan’a geldi. Ziyareti sırasında, dışişleri bakanlığı görevini de üstlenen Başbakan Papandreu ile parlamentodaki ofisinde yaklaşık bir saat süren bir görüşme yapan Bağış, Dışişleri Bakan Yardımcısı Dimitri Druças ve eski Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile temaslarının ardından yaptığı açıklamada, Atina’nın olumlu bir yaklaşım içinde olduğu kanısına vardığını açıkladı. Bağış, Türk-Yunan ilişkilerinin geliştirilmesi çabaları çerçevesinde, henüz tarihi belli olmamakla birlikte Başbakan Erdoğan’ın Atina’yı resmen ziyaret etmesinin de gündemde olduğunu kaydetti. Bağış’ın 5-6 Kasımdaki ziyaretinin ardından Atina, Başbakan Erdoğan’ın mektubunda önerdiği bildirilen kapsamlı diyalog önerisine bu aşamada temkinli yaklaştığını, çeşitli yetkililerin açıklamalarıyla ortaya koydu.
Atina’daki siyasi gözlemciler, Papandreu’nun ilk önceliğinin Yunanistan’ın zor durumdaki ekonomisi için alınması gereken acil önlemler üzerinde yoğunlaşmak olduğunu, Türk-Yunan ilişkilerinin ise 2010 yılında Yunan hükümetinin gündeminin en üst sıralarındaki yerini almasının beklendiği yorumunu yaptı. Siyasi gözlemcilerin ve Yunan basınının bu yöndeki yorumları, Atina’nın bu alandaki en yetkili ağızlarının, 250 milyar avro gayrı safi milli hasılaya sahip Yunanistan’ın kamu borç stokunun 300 milyar avroya ulaştığını resmen açıklamalarıyla ilerleyen günlerde doğrulandı.
Bu arada Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, aralık başında Atina’da yapılan Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) zirve toplantısı için Yunanistan’a geldi. Atina’da üst düzey kabul gören Davutoğlu, Papandreu ile yaptığı ikili görüşmenin ardından, iki ülke arasındaki ilişkilerin geleceğine ilişkin olumlu mesajlar verdi. Davutoğlu, görüşmede iki ülkenin geleceğiyle ilgili vizyonun paylaşıldığını ve her iki tarafta Türk-Yunan ilişkilerin daha iyi bir aşamaya geçebilmesi için güçlü bir zemin gördüğünü belirtti. Üst düzey siyasi diyaloğun artarak devam edeceğini kaydeden Davutoğlu, ekonomik ilişkilerin güçlendirileceğini, kültürel ilişkilerin daha da gelişmesi için tedbirler alınmasının düşünüldüğünü, bu çerçevede gelecek dönemde siyasi, ekonomik ve kültürel anlamda ciddi olumlu hareketlenmeler olmasının beklendiğini bildirdi.
Batı Trakya
Batı Trakya’da Türk azınlığı, son yıllarda Türk-Yunan ilişkilerinde kaydedilen iyileşmenin etkisini 2009 yılında da vatandaşlık hakları ve günlük yaşamla ilgili konularda hissetti. Azınlığın, uluslararası anlaşmalarla belirlenen eğitim, din özgürlüğü ve vakıf idareleri gibi özel azınlık haklarıyla ilgili konularda ise durgunluk olduğu gözlendi.
Eski Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni’nin, 2007 yılında Gümülcine’yi ziyareti sırasında açıkladığı reform paketi çerçevesinde, “azınlık vakıflarının vergi borçlarının silinmesi, idarelerine ilişkin yasal düzenleme yapılmasıyla” ilgili düzenlemeler yapılmasına rağmen, kanun bu yıl da ilgili bakanlıklar tarafından uygulamaya konulmadı.
“Vakıfların idaresi” ve reform paketi çerçevesinde açıklanan, “din adamlarının kamu kadrosuna alınmasını” öngören yasa değişikliği konusunda Türk azınlığının ciddi itirazları bulunduğunu belirten azınlık ileri gelenleri, bu düzenlemelerin, “Türk azınlığının görüşleri dikkate alınmadan yapılan, uygulanması mümkün olmayan, kabul edilemez düzenlemeler” olduğu görüşünde birleşti.
Azınlık ileri gelenleri, “azınlık konularıyla ilgili yapılan yasal düzenlemelerde Türk azınlığının hassasiyetlerinin dikkate alınmadığı” inancını dile getirirken, Atina azınlık tarafından seçilmiş müftüleri resmen tanımama politikasına da değişiklik getirmedi.
Batı Trakya’da Türk cemaatine ait vakıflardaki idare sorunu nedeniyle bu vakıflara ait mal varlıklarının yönetimi ve korunması konusunda zafiyetlerin sürdüğü de gözlendi.
Gümülcine’ye bağlı Yanıkköy (Nimfea) Camisi Vakfına ait araziye kaçak olarak inşa edilmesine başlanan kilise, vakıf yönetimi ile Doğu Makedonya ve Trakya Bölge Genel Sekreterliği arasında mülkiyet tartışması başlattı.
2004 yılında genel seçimlerden önce kimliği belirsiz kişi ya da kişiler tarafından kundaklanarak tamamıyla tahrip olduktan sonra, Batı Trakya çapında başlatılan yardım kampanyası ve İskeçe Valiliğinin yardımıyla yeniden inşa edilen tarihi Okçular Camisi 2009 yılında yapılan genel seçimler öncesinde yeniden kundaklanırken, İskeçe’deki Sünne Camisine de saldırı düzenlendi.
Batı Trakya’da, Türk-Yunan Kültür Anlaşması uyarınca Türkiye’de eğitim gördükten sonra azınlık okullarında görev yapan öğretmenlerden geriye kalan iki öğretmenin de bu eğitim yılı sonunda emekliye sevk edilmesiyle azınlık okullarındaki Türkçe tedrisat, tamamen Selanik Özel Pedagoji Akademisi (SÖPA) mezunu öğretmenlere kaldı.
Yunanistan, Batı Trakya’da kapatılan İskeçe Türk Birliğinin (İTB), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) kararı uyarınca yasal haklarının iadesi konusundaki olumsuz tavrını bu yıl da sürdürdü.
İTB’nin, AİHM’nin aldığı kararın ardından yeniden kapatılma öncesi yasal konumuna getirilmesi için İskeçe Asliye Hukuk Mahkemesine yaptığı başvurunun reddedilmesinden sonra, Rodop Temyiz Mahkemesine yaptığı ikinci başvuru da geri çevrildi.
Yunanistan’da azınlık mensuplarının ülkenin siyasi yaşamına özgür bir şekilde katılımlarını engelleyen “yüzde 3′lük baraj” sistemi ve “illerin birleştirilmesi” gibi önlemler sürerken, ekim ayı erken genel seçimlerinde Türk azınlığı parlamentoya iki temsilci göndermeyi başardı. PASOK listesinden Rodop ilinde seçilen Ahmet Hacıosman ile İskeçe ilinden seçilen Çetin Mandacı, 2007 yılında yapılan seçimlerde de listelerinde birinci gelerek parlamentoya girmişti.
Yunanistan’da 4 Ekim seçimlerindeki yenilgiden sonra ana muhalefet partisi olan Yeni Demokrasi Partisinde yapılan lider değişikliği, azınlık mensubu YDP üyelerinin tepkisine yol açtı. YDP genel başkanlığına, Türkiye’ye karşı sert tutumuyla tanınan Antonis Samaras’ın seçilmesine tepki gösteren parti üyesi bir grup Batı Trakyalı Türk, YDP’den topluca istifa kararı aldı.
Bu arada seçimler öncesinde Yunanlı adaylar tarafından yayımlanan broşürlerde, ilk kez Türk azınlığıyla ilgili bazı istatistiklere yer verildi. Gümülcine’den seçilen eski Ulaştırma Bakanı Evripidis Stilyanidis’in Yunanca, İngilizce ve Türkçe yayımladığı seçim broşüründe, Batı Trakya’da Türk azınlığı mensuplarının sayısı 105 bin olarak gösterilirken, Yunan devlet okullarında eğitim gören Müslüman çocuklarının sayısında son dönemde önemli artış kaydedildiği belirtildi.
Türkiye – BM ilişkilerinde 2009 yılı
Türkiye, 2009 yılına 48 yıl sonra BM Güvenlik Konseyinin (BMGK) geçici üyesi olarak başladı.
New York - En son 1961′de konseyde yer alan Türkiye, 192 üyeli BM Genel Kurulunda 2008 ekim ayında yapılan seçimlerde büyük başarı kazanarak, 151 oyla seçildiği 2009-2010 geçici BMGK üyeliğine 1 Ocak 2009′da başladı.
Türkiye’yi BMGK’deki ilk yılının ilk altı ayında BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Baki İlkin, ikinci yarısında ise Dışişleri Bakanlığından emekli olan İlkin’in yerine atanan yeni BM Daimi Temsilci Büyükelçi Ertuğrul Apakan temsil etti.
Gazze krizi ve Ortadoğu
BMGK’nin ocak ayının hemen başındaki acil gündemi İsrail’in Gazze’de Hamas’a karşı başlattığı kara operasyonu oldu. Konseyin Gazze’deki çatışmaları durdurma amacıyla karar tasarıları metinlerini görüştüğü toplantılarda, Türkiye’yi o dönemki Dışişleri Bakanı Ali Babacan temsil etti.
Babacan, BM toplantıları sırasında muhataplarıyla yaptığı görüşmelerde, Gazze’de acilen ateşkes sağlanmasının elzem olduğu mesajını verdi, konseyde yaptığı konuşmada da Gazze’deki durumun “insani bir trajedi” olduğunu belirterek, İsrail’in askeri operasyonlarının derhal durdurulması gerektiğini söyledi. Konsey, 3 tam gün süren müzakerelerin ardından nihayet 8 Ocakta 1860 sayılı kararı kabul ederek, Gazze’de “acil, kalıcı ve taraflarca tamamıyla uyulacak” ateşkes çağrısında bulundu ve İsrail birliklerinin Gazze’den tamamıyla çıkmasını istedi. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 15 üyeli konsey üyelerinin 14′ü karar tasarısına “evet” oyu verirken, ABD çekimser kaldı. Oylamanın bir diğer önemli özelliği de Türkiye’nin konseyin üyesi olarak 48 yıl aradan sonra ilk kez oy kullanması oldu. Türkiye’nin “evet” oyunu Bakan Babacan kullandı. Babacan, oylamanın ardından AA’ya yaptığı açıklamada, “Bizim Türkiye olarak özel bir konumumuz var, herkesle konuşuyoruz, herkesle irtibatımız var, hem Arap ülkelerinin tümüyle rahat konuşabiliyoruz, hem İsrail ile rahat konuşabiliyoruz, hem de Filistinli grupların her biriyle tek tek rahat konuşabiliyoruz. Pek çok ülkenin ve pek çok grubun da aynı anda güvenini sağlamış bir ülke Türkiye. Toplantıların sonunda BMGK ülkeleri ve Arap ülkelerinin dışişleri bakanları Türkiye’ye katkılarından dolayı teşekkür ettiler” dedi.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun da Babacan’la görüşmesinde Bakan’a, “dünyada Türkiye’nin yürüttüğü aktif diplomasiyi ve barış yapıcı rolünü takdirle karşıladığını, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Gazze konusunda en erken davranan liderlerden biri olduğunu söylediği” bildirildi.
Türkiye, Gazze’deki çatışmaların sona ermesinin ardından da bölgeyle ilgili olarak konseyde yapılan Orta Doğu toplantılarına büyük önem verdi. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, 1 Mayısta göreve atanmasının hemen ardından 11 Mayısta BMGK dönem başkanı Rusya’nın Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov başkanlığında yapılan ve barış sürecine destek veren Orta Doğu toplantısına katıldı. Davutoğlu, konseydeki konuşmasında, Orta Doğu’da sorunlara kapsamlı bir barış vizyonu çerçevesinde yaklaşılması gerektiğini belirterek, bölgede barış sürecinin tüm ayaklarıyla daha fazla gecikmeksizin canlandırılması gerektiğine inandıklarını söyledi. Filistin sorununun ve Arap-İsrail ihtilafının, uluslararası toplumun ve Türkiye gündeminin başında yer aldığını belirten Davutoğlu, “Filistin topraklarında, özellikle Gazze’deki insani durumun görmemezlikten gelinemeyeceğini” vurguladı.
Davutoğlu, basına yaptığı açıklamalarda da Türkiye’nin BMGK üyeliği dolayısıyla konseyi ilgilendiren tüm konulara aktif olarak katkıda bulunacağını belirtti. Genel Sekreter Ban ile de kapsamlı bir görüşme yapan Davutoğlu, Genel Sekreterle Kıbrıs, Irak, Orta Doğu, Afganistan, Pakistan konularındaki son gelişmeleri gözden geçirdi. Ban’ın, Türkiye’nin Medeniyetler İttifakı ve bölgesel girişimleriyle küresel ve bölgesel barışa yaptığı katkılardan dolayı Davutoğlu’na teşekkür ettiği bildirildi.
Türkiye’nin dönem başkanlığı çok yoğun geçti
Türkiye, 1 Haziranda devraldığı BMGK’nin dönem başkanlığını bir ay boyunca yürüttü. Dönemin BM Daimi Temsilcisi İlkin, Türkiye’nin 1961 yılından beri ilk kez BMGK’de yer aldığını belirterek, “Türkiye’nin BMGK’ye Türkiye’nin sesi olmak üzere girdiğini, başkasının sesi olarak girmediğini, BMGK’de Türkiye’nin inandığını söylediğini, verdiği sözün arkasında durduğunu, BMGK’de bunu herkesin bildiğini” ifade etti.
Türkiye, konseyin en yoğun gündemli aylarından biri olan haziran ayında konseyin genel gündemindeki pek çok konuyu ele aldı. Bu konuların başında Irak, Orta Doğu, Kosova, Afganistan, Gürcistan, İran yaptırımlar komitesi, Afrika meseleleri, Kuzey Kore, terörizm, Aşkabat’ta bulunan BM Orta Asya Önleyici Diplomasi Merkezi, Ruanda ve eski Yugoslavya için kurulan uluslararası ceza mahkemeleri geldi.
Davutoğlu, Konsey toplantılarına başkanlık etti
Dışişleri Bakanı Davutoğlu BMGK’nin 4 Haziranda düzenlenen Eski Yugoslavya ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemeleri toplantısına Güvenlik Konseyi Dönem Başkanı olarak ilk kez başkanlık etti. Davutoğlu yaptığı konuşmada, Türkiye’nin BM’yi dünyada uluslararası meşruiyetin şekil aldığı temel kurum, BMGK’yi de küresel barış ve güvenliğin sağlanmasından sorumlu temel organ olarak gördüğünü belirtti. Davutoğlu, “Türkiye, uluslararası toplumun sorumlu bir üyesi olarak, BM Şartında (Ana Sözleşmesinde) yer alan ideallerin ve ilkelerin desteklenmesine derinden bağlıdır” dedi. Bakan, BM’nin kurucu üyelerinden biri olarak Türkiye’nin BM’nin programlarına ve siyasetine aktif olarak katılmasının, dış politikasının da temel direklerinden biri olduğunu vurguladı. Türkiye’nin BMGK’deki ilk 5 ayında pek çok konuda sahip olduğu birikimden çok yararlandığını ve bunları BMGK’de somut olarak ortaya koymaya çalıştığını ifade eden Davutoğlu, Türkiye’nin konsey dönem başkanı olarak “yapıcı, objektif, aktif bir tutum” sergilemeye devam edeceğini belirterek, dönem başkanlığıyla birlikte Türkiye’nin bölgesinde aktif bir ülke olmasının ötesinde küresel gelişmeleri de yönlendirebilecek kapasiteye sahip bir güç olduğunu göstereceğini vurguladı.
Davutoğlu, BMGK’nin 18 Hazirandaki Irak toplantısına da başkanlık etti ve Irak’ın toprak bütünlüğünü koruyarak geçiş sürecini tamamlamasının, Türkiye açısından önemli olduğunu vurguladı. Toplantının sonunda Türkiye’nin girişimiyle BMGK bir başkanlık açıklaması da kabul etti. Açıklamada, Irak’ın toprak bütünlüğüne, siyasal istikrarına, Irak’ta teröre karşı verilen mücadele konusunda yapılan çalışmalara ve BM’nin Irak Misyonunun (UNAMI) ülkede yaptığı önemli katkılara destek verildi.
Büyükelçi İlkin göreve veda etti
Dışişleri Bakanlığından emekli olarak Daimi Temsilcilik görevinden ayrılan Büyükelçi İlkin, 30 Haziranda son kez konsey toplantısına başkanlık etti. İlkin, New York’tan ayrılmadan önce AA’ya verdiği mülakatta, “Türkiye, BMGK dönem başkanlığından yüzünün akıyla çıktı ve BMGK’deki ilk 6 ayını da gerçekten son derece iyi değerlendirdi” dedi. BMGK üyeliğinin, konseyde en son 1961′de yer alan Türkiye için son derece iyi tecrübe olduğunu belirten İlkin, Türkiye’nin konumu, aktif dış politikası, bölgesindeki ağırlığı, izlediği dengeli, istikrarlı dış politikasıyla arayı açmadan BMGK’ye gelecek yıllarda yeniden seçilmesi gerektiğini söyledi.
64. dönem BM Genel Kurul çalışmalarında yoğun diplomasi trafiği
Türkiye’nin BMGK’deki ilk yılının ikinci altı ayı da son derece yoğun geçti. Temmuz ayında Kuzey Kore nükleer meselesi BMGK’nin ve Türkiye’nin başkanlığını yaptığı BM Kuzey Kore Yaptırımlar Komitesinin gündemini sürekli meşgul etti. Türkiye’nin yeni BM Daimi Temsilcisi Büyükelçi Ertuğrul Apakan da Genel Sekreter Ban’a güven mektubunu sunarak 27 Ağustosta görevine resmen başladı.
64. dönem BM Genel Kurulu üst düzey toplantılarında Türkiye’yi Başbakan Erdoğan başkanlığındaki heyet temsil etti. 22-29 Eylülde düzenlenen Genel Kurul çalışmalarının üst düzeyli açılış toplantılarına beraberinde Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ile gelen Erdoğan, BM’de çok yoğun temaslarda bulundu ve pek çok üst düzeyli toplantıya katıldı.
Erdoğan, Genel Kurul toplantılarının açılışından bir gün önce 22 Eylülde Genel Sekreter tarafından düzenlenen İklim Değişikliği zirvesine de katıldı. Erdoğan Genel Sekreterle hem BM’de, hem de İKT’nin New York’ta düzenlenen 40. kuruluş yıl dönümünde bir araya geldi. Görüşmelerde başta Kıbrıs olmak üzere iklim değişikliği, Türkiye-Ermenistan ilişkileri, Afganistan, Orta Doğu barış süreci, Gazze’deki insani krizin ele alındığı bildirildi.
Türkiye, BMGK toplantısında ilk kez Başbakan düzeyinde temsil edildi
Türkiye, 24 Eylülde konseyin dönem başkanı olarak ABD Başkanı Barack Obama tarafından yönetilen “Nükleer Silahsızlanma” konulu zirve toplantısında ilk kez başbakan seviyesinde temsil edildi. ABD tarihinde de ilk kez bir ABD Başkanının başkanlık ettiği tarihi toplantının başında, ABD tarafından nükleer silahsızlanmaya karşı hazırlanan karar tasarısı, konseyin 15 üyesinin tümünün oylarıyla kabul edildi. Başbakan Erdoğan da konseyde yapılan oylamada ilk kez elini havaya kaldırarak “evet” oyu kullandı. Erdoğan, konuşmasında kitle imha silahlarına sahip olmanın bu çağda hiçbir ülkeye ilave güvenlik sağlamadığını belirterek, Türkiye’nin özellikle Orta Doğu’da olmak üzere kitle imha silahlarından arındırılmış bölgeler tesisine yönelik bütün ciddi adımları desteklediğini bildirdi.
Erdoğan, aynı gün BM Genel Kuruluna hitaben de, uluslararası gündeme ilişkin konularda Türkiye’nin görüşlerini açıklayan kapsamlı bir konuşma yaptı. Erdoğan, hitabında BM’nin gündemindeki Kıbrıs konusuna da değinerek, “Tarafların uzlaşamadığı noktalarda 2004′de olduğu gibi BM Genel Sekreteri’nin devreye girmesi gerektiğine inanıyoruz. Hedefimiz, varılacak çözümü en geç 2010 yılı bahar aylarında referanduma götürmek olmalıdır” dedi.
Toplantılar sırasında 60′tan fazla ikili görüşme yapan Davutoğlu da basına yaptığı açıklamada, Genel Kurul toplantıları sırasında Türkiye’nin artan diplomatik gücünün görüştüğü tüm muhataplarınca kabul gördüğünü vurguladı.
Türkiye, BMGK’nin Kıbrıs toplantılarına ilk kez “Konsey Üyesi” olarak katıldı
BM’nin gözetiminde adada iki lider arasında devam eden ikili görüşmeler de bu yıl yine konseyin gündeminde yer aldı. Türkiye, BMGK’nin geçici üyesi olması nedeniyle, ilk kez konseyin Kıbrıs konulu toplantılarına katıldı ve BM Geçici Barış Gücünün (UNFICYP) görev süresinin uzatılmasına ilişkin karar tasarılarının oylanması sırasında “hayır” oyu kullandı.
Genel Sekreterin Kıbrıs özel danışmanı Alexander Downer, 30 Nisanda ilk kez müzakerelerle ilgili olarak konsey üyelerine bilgi verdi ve gazetecilerin soruları üzerine müzakerelerin başarılı olacağı konusunda “ihtiyatlı iyimserlik” taşıdığını, Türkiye’nin Kıbrıs sorununun çözülmesini istediğini söyledi. Müzakere sürecinin sonsuza dek sürmesinin mümkün olmadığını da belirten Downer, “Süreç eğer gereğinden fazla uzarsa başarısızlığa sürüklenir, bu fırsat penceresi sonsuza dek açık kalmayacaktır” dedi. Konsey, kabul ettiği başkanlık bildirisinde ise iki lider arasında sürdürülen müzakerelerde elde edilen ilerlemeden memnuniyet duyduğunu bildirdi ve müzakerelerin ivmesinin artmasını istedi.
Genel Sekreter, mayıs raporunda, adada tarafları görüşmelerin hızını artırmaya çağırarak, çözümün makul bir süre içinde sağlanması gerektiği mesajını verdi ve UNFICYP’in görev süresinin 6 aylığına uzatılmasını talep etti.
Konsey de Ban’ın raporu doğrultusunda hazırladığı karar tasarısını 29 Mayıstaki oturumunda oylamaya sundu. Yapılan oylamada Türkiye “hayır” oyunu kullanırken, konseyin diğer 14 üyesinin “evet” oyu verdiği tasarı kabul edildi. Büyükelçi İlkin, yaptığı açıklamada, Türkiye’nin başından beri Rum kesimine “Kıbrıs hükümeti ve Kıbrıs cumhuriyeti” diyen BMGK kararlarını kabul etmediğini belirtti.
KKTC’nin New York Temsilcisi Büyükelçi Kemal Gökeri de yaptığı açıklamada, “Kıbrıslı Türklerin adada Rumlardan daha fazla çözüm istediğini” belirtti.
Bu arada Genel Kurulu toplantıları sırasında BM Genel Sekreteri Ban, New York’a gelen KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile 28 Eylülde görüştü. BM Sözcülüğünden yapılan açıklamada, “Genel Sekreterin Talat’ın Kıbrıs sorununa çözüm bulmaya yönelik duruşundan memnuniyet duyduğu ve adadaki iki liderden görüşmelerin yarattığı tarihi fırsatı kullanmalarını istediği kaydedildi. Genel Sekreteri Kıbrıs’a davet ettiğini belirten Talat ise, Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’a da çağrıda bulunarak, ondan BM parametreleri çevresinde kalmasını istedi ve bu müzakerelerin son fırsat olduğunu vurguladı.
Ban, 3 ve 4 Aralıkta ise UNFICYP ve Kıbrıs’taki iyi niyet misyonuna yönelik olarak ilk kez iki ayrı rapor yayımladı. Genel Sekreter, ilk raporunda konseye UNFICYP’in görev süresinin 6 aylığına uzatılmasını tavsiye ederken, iyi niyet misyonu raporunda, müzakerelerde tarafların güçlü ilerleme sağladıklarını ve çözümün sağlanabileceği yönünde “ihtiyatlı iyimserlik” taşıdığını belirtti. Ban, raporunda “Müzakerelerin ikinci turunda ivmenin korunması ve hatta hızlandırılması gerekiyor. Gelecek haftalar ve aylar belirleyici olacak, çünkü önemli kararların alınması gerekecek” dedi.
Konsey, 9 Aralıkta da Genel Sekreterin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer ve özel temsilcisi Tayek Brook Zerihoun’dan müzakereler ve UNFIYCP konusunda bilgi aldı. Downer, basına yaptığı açıklamada, Kıbrıs’ta devam eden müzakerelerde iki liderin ciddi ve istikrarlı ilerleme sağladığını, sorunun çözümü yolunda “ihtiyatlı iyimserlik” taşımaya devam ettiğini ve uluslararası toplumun adadaki sürece güçlü destek verdiğini belirtti.
Konsey, 14 Aralıkta UNFICYP’in görev süresini 6 aylığına uzatılmasını isteyen bir kararı oylayarak kabul etti. Türkiye, mayıs ayındaki gibi “hayır” oyu verdi.
Goldstone raporu
BM’yi bu yılın ekim ayından itibaren meşgul eden konulardan biri de İsrail ve Hamas’ın Gazze’de savaş suçu işlediğine dair görüş bildiren Goldstone Raporu oldu. Konseyin 14 Ekimdeki toplantısında Daimi Temsilci Apakan, Türkiye’nin raporu “Gazze sorununa ışık tutacak kapsamlı bir belge” olarak gördüğünü vurgulayarak, “Biz bu raporun ve tavsiyelerinin ciddi olarak ele alınması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.
Derviş görevinden ayrıldı
BM’de Türkiye’yi ilgilendiren diğer önemli bir gelişme de BM Kalkınma Programı Başkanı (UNDP) Kemal Derviş’in 4 yıllık görev süresinin bitmesine birkaç ay kala 1 Martta görevinden ayrılması oldu. Genel Sekreter Ban, Derviş’in görevinden ayrılacak olmasından büyük üzüntü duyduğunu, onun dünyada kalkınmanın ve refahın artırılmasında UNDP Başkanı olarak lider rol oynadığını belirtti.
Atalay’dan yalanlama
İçişleri Bakanlığı’ndan, Bakan Beşir Atalay’ın, dün TEKEL işçilerine yapılan müdahaleye ilişkin ”en azından silah kullanılmadı” şeklinde bir açıklamasının bulunmadığı bildirildi.
Ankara- Bakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’nden yapılan yazılı açıklamada şunlar kaydedildi:
”CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal’ın, bugün kendisini ziyaret eden TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı Mersin Milletvekili Zafer Üskül ile görüşmesinde, İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın Abdi İpekçi Parkı’nda dün meydana gelen olayların ardından ‘En azından silah kullanılmadı’ şeklinde bir açıklaması olduğunu iddia ettiği bazı basın yayın organlarındaki haberlerde yer almıştır.
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın 17 Aralık 2009 tarihinde Abdi İpekçi Parkı’nda meydana gelen olaylara ilişkin böyle bir açıklaması bulunmamaktadır.”
İstanbul Çevre Düzeni Planı’nın iptali istemi
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğine (TMMOB) bağlı meslek odaları, İstanbul Çevre Düzeni Planı’nın iptali istemiyle Bölge İdare Mahkemesi’ne başvurdu.
İstanbul- Çevre, Elektrik, Harita ve Kadastro, İnşaat, Mimarlar, Orman ve Ziraat Mühendisleri Odaları İstanbul şubelerinden yapılan ortak açıklamada, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 13 Şubat 2009 tarihli toplantısında oy çokluğu ile kabul edilen 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’nın, 15 Mayıs 2009 tarihinde Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından onaylandığı ve 17 Temmuz 2009′da askıya çıkarıldığı hatırlatıldı.
Meslek odalarının da bu planın katılımcılarından olduğu biçiminde yanıltıcı propaganda çalışmaları yapıldığı ve planın katılımcılık, şeffaflık maskesiyle pazarlanmaya çalışıldığı belirtilen açıklamada, şu görüşlere yer verildi:
”İstanbul Çevre Düzeni Planı, teknik olarak yeterli olmayan, planlama ciddiyetiyle hiç bağdaşmayan, ciddi sakıncalar içeren, kente insan öncelikli değil, rant ve pazarlama öncelikli bakan bir yaklaşımın ürünüdür. Uygulandığı takdirde İstanbul’un sorunlarını çözmek bir yana, gelişimini bugünkünden de daha tehlikeli boyutlara sürükleyecek, kentin tarihi ve doğal değerlerinde geri dönülmez tahribatlar yaratacaktır.”
Açıklamada, plana askı süresi içinde itiraz edildiği, itiraz dilekçesinin 60 gün içinde cevaplanmayarak zımnen reddedildiği vurgulanarak, ”Bunun üzerine 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’nın iptali için yargıya başvurduk. İstanbul Bölge İdare Mahkemesinde dava açıldı. Acil olarak yürütmeyi durdurma istedik” denildi.
Açıklamada, iptal taleplerinin nedenleri şöyle sıralandı:
”Galataport, Zeyport, Haydarpaşa, Kartal gibi herhangi bir araştırmaya ve bir üst plana dayanmayan, sadece İstanbul’un pazarlanmasına yönelik bir yaklaşımının eseri olan bu kentsel projelerin hiçbir analiz ve sentez çalışmasına ve değerlendirilmesine dayanmaksızın plana işlenmesi, planı bir ‘paylaşım ve pazarlama’ belgesine dönüştürmektedir.
Yeni plan ‘üstten talimatlı, plansız ve sakıncalı projelere’ yeni bir ilave getirmiş, 2006 planında konut alanı olan Ataşehir’in batı yakası yeni planda birinci derece Ticaret ve Hizmet Merkezi’ne dönüştürülmüştür.
Kentin yaşam kaynakları, ormanları, içme suyu havzalarının korunmasından, bunun için de kentin kuzeye doğru gelişiminin engellenmesinden söz eden plan raporunun aksine planda kentin kuzeye doğru gelişimine yol açacak kararlar yer almaktadır.
Planda Küçükçekmece içme suyu havzası olmaktan çıkarılmış, getirilen plan kararları ile havza alanı yeni yapılaşmalara açılmıştır.
Planın 2B alanları ile ilgili kararları doğal yapıyı koruma ve yaşatma ilkesine ters düşmekte ve sakıncalar içermektedir.
Plan uygulama hükümlerinde Marmara Denizi’nde yapılacak bilimsel araştırmalar sonucunda ilgili kurumların görüşleri ile ‘sosyal etkinlik adası’ niteliğinde adalara yapılabileceği hükmü yer almaktadır. Planın yapay adaları gündeme getirmesi son derece tehlikeli ve sakıncalı bir yaklaşımdır.
Plan raporunda aralarında Silivri’nin de bulunduğu kimi ilçelerin yer altı suyu yönünden zengin ve su kalitesinin yüksek olduğu, yer altı su havzalarının mümkün olduğunca yapılandırmadan arındırılması gerektiği belirtilmesine karşın Silivri’nin mevcut nüfusunun planda getirilen fonksiyonlarla 12 kat artırılması hedeflenmektedir.”
Irak Ulusal Güvenlik Konseyi toplanıyor
Irak Ulusal Güvenlik Konseyi’nin, İran askerlerinin Irak’ın Misan ilindeki Fekke-4 petrol kuyusunu işgal etmesini görüşmek üzere bu akşam toplanacağı bildirildi.
Bağdat- Irak Hükümet Sözcüsü Ali Debbağ, yaptığı açıklamada, İran askerlerinin Irak sınırını ihlal ederek Misan ilindeki Fekke-4 petrol kuyusunu işgal etmesini görüşmek üzere Irak Ulusal Güvenlik Konseyi’nin Nuri el Maliki başkanlığında bu akşam toplanacağını söyledi.
Toplantıya savunma, içişleri, dışişleri, adalet ve maliye bakanlarının katılacağı kaydedildi.
Yerel yetkililer, 1.5 milyon varillik rezerve sahip Fekke-4 petrol kuyusunun geçen hafta ihaleye sunulan petrol yataklarına tabi olduğunu dile getirdi. Fekke-4 petrol kuyusu, daha önce İran güçleri tarafından birçok kez işgal edilmişti. 1980′deki İran-Irak savaşının ardından iki ülke arasındaki sınır hiçbir zaman tamamıyla belirlenmemişti.
“Atılacak adımlar konusunda çalışmalar sürüyor”
İran askerlerinin dün gece güneydeki sınır bölgesinde Irak topraklarındaki bir petrol kuyusunu ele geçirdiklerini belirten Irak Dışişleri Bakan Yardımcısı Muhammed Hac Aziz, İran askerlerinin hala orada olup olmadığını bilmediğini belirtti. Aziz, Petrol Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın bu konuda atılacak adımları görüştüklerini ve İran’ın Bağdat Büyükelçisini yarın Dışişleri Bakanlığı’na çağırmayı düşündüklerini kaydetti.
1980-88 arasında iki ülke arasında 8 yıl süren savaştan sonra tam olarak çizilemeyen ve tartışmalı kalan İran-Irak sınırı boyunca benzer olaylar daha önce de yaşanmıştı. Irak İçişleri Bakan Yardımcısı Ahmed Ali El Hafaci, İran askerlerinin kontrol altına aldığı petrol kuyusunun, başkent Bağdat’ın 320 km güneydoğusundaki El Fakkah petrol sahasındaki 4 numaralı kuyu olduğunu açıklamıştı.
Irak’taki en büyük petrol sahalarından biri olan El Fakkah petrol sahasının toplam rezervi 1,55 milyon metre küp. Bir ABD yetkilisi ise olay yerinde Irak güvenlik kuvvetlerinin de olduğunu, ama çatışma ya da ateş açma haberi gelmediğini söyledi. Bölgede Amerikan güçlerinin olmadığını belirten kimliğini açıklamayan yetkili, İran askerlerinin de bölgeyi terk ettiğini sandıklarını kaydetti.
Geçen yıl Irak Petrol Bakanlığı, İran’ı ortak petrol sahası olan El Fakkah’dan petrol çalmakla ve tamamen kendilerinin olan ikinci petrol sahası Ebu Garb’daki kuyuları ise yasa dışı olarak ele geçirip tatil etmekle suçlamıştı. Her iki petrol sahası da güneydeki Maysan vilayetinde bulunuyor.
Irak devlet televizyonu El Irakiye ise Başbakan Nuri El Maliki başkanlığındaki Ulusal Güvenlik Konseyi’nin konuyu görüşmek üzere toplandığını bildirdi.
Önce yalanlandı, sonra kabul etti
Bir Iraklı güvenlik kaynağı, İranlı askerlerin, Irak topraklarında Fakka petrol sahasına girerek, birkaç saat sonra buradan çekildiğini belirtmiş, Arapça yayın yapan televizyonlar da petrol sahasına giren İranlı askerlerin İran bayrağı çektiğini duyurmuştu.
Daha sonra Reuters’a açıklama yapan bakan yardımcısı Aziz, İranlı askerlerin Irak topraklarına girerek, kısa bir süre kaldığı yolundaki haberleri yalanlamıştı.
Yeni iddianame yolda
Son olarak İstanbul’da 2010 yılı itfaiye hizmetleri ihalesini alan şirketin yönetiminde yer aldıkları ortaya çıkan Kanal 7 Yönetim Kurulu Başkanı Zekeriya Karaman ve Kanal 7’nin tepe yöneticilerinden İsmail Karahan hakkında yeni bir iddianamenin tamamlandığı; Frankfurt Savcılığı’nca hazırlanan yeni iddianamenin “çevirisiyle birlikte Türk yetkililere iletilmek üzere yola çıktığı” öğrenildi.
Cumhuriyet- Alman savcılarının; Deniz Feneri e.V bağlantılı ikinci soruşturmanın kilit isimleri Zekeriya Karaman, eski RTÜK Başkanı Zahid Akman, İsmail Karahan ve Harun Kapıyoldaş’ı yargılamakta kararlı olduğu ortaya çıktı. Frankfurt Savcılığı tarafından bu isimlere karşı hazırlanan bir iddianamenin “çevirisiyle birlikte Türk yetkililere iletilmek üzere yola çıktığı” öğrenildi. Nitelikli dolandırıcılık suçlamasıyla yargılanmak istenen zanlıların avukatlarına ve tetkik hâkimliğine de gönderilen iddianamenin davaya dönüşmesi için önce zanlılarca “tebellüğ edilmesi” ve bunların da, eğer varsa, itirazlarını savcılığa bir yazıyla iletmeleri gerekiyor. Tebliğden itibaren iki haftalık süreleri bulunan dört zanlının, savcılığın iddialarına “karşı kanıt olmaksızın” itiraz etmelerinin hukuki bir önemi olmadığına dikkat çekilirken, davanın açılıp açılamayacağına Deniz Feneri e.V davasına bakan Frankfurt Eyalet Mahkemesi’nin karar vereceği belirtildi. 40 sayfayı bulduğu belirtilen iddianamenin çevirisiyle birlikte “diplomatik yollardan” Türk makamlarına da iletildiği, dosyanın bu sürecin sonunda Türk Adalet Bakanlığı’nın görev alanına düştüğü bildirildi. Türk vatandaşı olan zanlıların Almanya’ya getirilmelerinin çok zor olduğuna işaret edilirken, bu nedenle duruşmaların “sanıkların gıyabında” yapılabileceği de hesaba katılıyor.
Çalışanlar mağdur
Öte yandan Deniz Feneri e.V nedeniyle açılan davadan en çok zarar görenlerin Deniz Feneri ve Kanal 7’nin “sıradan çalışanları” olduğu da ortaya çıktı. Çoğuna kayıt dışı küçük ödemelerde bulunulan ve bu sayede maaşları çok düşük gösterilerek çalıştırılan bu isimlerle ilgili Alman devlet kurumlarının dava açtığı ve hastalık kasası, emeklilik ve işsizlik primleri, gelir vergisi gibi sosyal güvenlikle ilgili kategorilerde “eksik tutarın tamamlanmasını istediği” belirlendi.
Kanal 7’nin eski çalışanlarına gönderilen yazılarda haklarında kamu davası açıldığı vurgulanarak, binlerce Avro’yu bulan bu eksik tutarları tamamlamaları istendi.
CHP’li Özer grizu faciasını sordu
CHP Bursa Milletvekili Abdullah Özer, Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesindeki bir maden ocağında meydana gelen grizu patlaması sonucu 19 işçinin hayatını kaybetmesi ile sonuçlanan faciayı Meclis gündemine taşıdı.
Ankara- CHP Bursa Milletvekili Abdullah Özer, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız‘ın yanıtlaması istemiyle TBMM Başkanlığı’na bir soru önergesi verdi. Özer önergesinde, denetim elemanlarının söz konusu ocakta, Mayıs ayında inceleme yaptıkları ve bu konuda bir rapor hazırlandıklarını anımsattı. Önergesinde, Aralık sonuna kadar da raporda tespit edilen eksikliklerin giderilmesi için süre verildiğini ifade eden Özer, Bakan Yıldız’a şu soruları yöneltti:
“Bakanlığınızın yapmış olduğu incelemeler sonucunda ilgili firmaya ne gibi uyarılarda bulunulmuştur? Düzenlenen rapor da hangi hususlara değinilmiştir? İncelemeler sonucunda oluşturulan rapor doğrultusunda Bükköy Madencilik Turizm Tic. A.Ş.’ye Aralık 2009 sonuna kadar, tespit edilen eksikliklerin giderilmesi için süre verildiği bu sürenin işçi sağlı ve güvenli temel esas alındığında bu süre neye göre belirlenmiştir. Bükköy Madencilik Turizm Tic. A.Ş. adı altında faaliyet gösteren şirkete işletme ruhsatı aldığı günden bu güne kadar hangi tarihlerde denetim yapılmıştır?
Bükköy Madencilik Turizm Tic. A.Ş.’ye ait farklı illerde madencilik sektöründe faaliyet gösteren ortaklıkları var mı dır? Var ise bunlar nerelerdedir?
Bükköy Madencilik Turizm Tic. A.Ş.’de sigortalı kaç personel çalışmaktadır?
Hayatını kaybeden işçilerimizin ailelerinin mağduriyetini nasıl gidermeyi düşünüyorsunuz?
Duyumlara göre Bükköy Madencilik Turizm Tic. A.Ş.’nin çalışan işçilere kıdem tazminatı ödememek için kağıt üzerinde belli aralıklarla el değiştirdiği söylentileri doğrumudur?”
“Türkiye krizi en az hasarla atlattı”
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, ”Türkiye bu krizi iyi yönettiği için, zamanında doğru tedbirler aldığı için, krizi mümkün olan en az hasarla atlattı, atlatıyor” dedi.
Ankara- Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, TBMM Genel Kurulu’nda, bakanlığına bağlı kuruluşların 2010 yılı bütçesi üzerinde yaptığı konuşmada, dünyanın, en derin krizle karşı karşıya olduğunu belirtti. Babacan, son aylarda dünya genelinde toparlanma sinyali alındığını, ancak bu toparlanmanın yavaş ve kademeli olacağı konusunda geniş mutabakat olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin bu krizden sınırlı ölçüde etkilenen ülkelerden biri olduğunu belirten Babacan, krizin pek çok ülkede derin etkilerinin olduğunu, sadece ABD’de 158 bankanın iflas ettiğini kaydetti.
Türkiye’nin G-20 platformunda küresel krizle ilgili çalışmalara etkin şekilde katkıda bulunduğunu anlatan Bakan Babacan, G-20′de alınan bütün kararların tam mutabakatla alındığını dile getirdi. Babacan, Türkiye’nin bugüne kadar alınan tüm G-20 kararlarının oluşumuna etkin katkısı olduğunu ifade etti.
G-20′de son alınan kararlara değinen Babacan, şöyle devam etti:
”G-20 ülkelerinde güçlü, sürdürülebilir ve dengeli küresel büyümenin tesis edilmesi kararı alındı. Krize karşı alınan olağanüstü tedbirlerin, koordineli şekilde ve iş birliği ile geri çekilmesi normalleşmesi kararı alındı. Uluslararası finansal düzenleme çerçevesinin güçlendirilmesi kararı alındı. Oluşturulan finansal istikrar kuruluna artık Türkiye de üye. Finansal kesimle alakalı kararlarda Türkiye’nin etkin rolü olacak. Türkiye’nin de dahil olduğu pek çok ülkenin uluslararası kurullardaki söz hakkının artması ile ilgili kararlar alındı. Ticaret ve istihdamla ilgili önemli kararlar alındı.
G-20 zirvesinden hemen sonra İstanbul’da Dünya Bankası IMF Grubunun 2009 yıllık toplantıları yapıldı. Buraya 186 ülkeden Bakan ve Merkez Bankası seviyesinde katılım oldu. Yüzlerce sivil toplum kuruluşu bu toplantıları takip etti. Dünya ekonomi tarihine işlenecek derecede önemli kararlar kayda geçirildi.”
Bakan Babacan, Türkiye’nin sadece küresel krizin etkilerini en aza indirmek için çalışmadığını aynı zamanda küresel krize karşı küresel önlemlerin belirlenmesine de önemli katkı sağlayan ülke olduğunu ifade etti.
2001 krizi ile aradaki fark
2001 krizinin Türkiye’ye özel bir kriz olduğunu belirten Bakan Babacan, ancak bu son krizde, Türkiye’nin finansal sistemini sağlam bir şekilde krizden geçirdiğini ifade etti.
Türkiye’nin özellikle ticaret ve finansman kanalından etkilendiğini belirten Babacan, ”Yarıdan fazla ihracatımız AB ülkelerine… Bu ülkeler ciddi sıkıntıyla karşı karşıya. Bu ülkelere olan ihracatın azalmasının getirdiği üretim azalması milli gelirde daralma meydana getirdi. Finansman kanalları da normal dönemler gibi rahat çalışmadı” diye konuştu.
Türkiye’nin 2010 yılı için, dünya genelinde bu krizden en hızlı çıkacak ülkeler arasında olduğunu belirten Babacan, Avrupa’da ise Türkiye’nin bu konuda ilk sırada gösterildiğini ifade etti. Enflasyonun son 40 yılın rekor seviyelerine indiğini kaydeden Babacan, bunun, Merkez Bankasının para politikaları için geniş hareket alanı sağladığını ifade etti.
Bütçe açığı
Bütçe için yüzde 6,6 açık olduğunu anımsatan Babacan, şöyle devam etti:
”Ağırlıklı olarak ekonomideki yavaşlamayla beraber bütçe gelirlerinin azalması bu açığa sebep oldu. Bizim politika kararlarıyla bazı harcamalarda artışa gidişimiz, aslında bu bütçe açığının bu kadar artmasına sebep olacak büyüklükte rakamlar değil. Bu açığın önemli bir kısmı ekonomik daralmayla gelen bir açık. 2010 yılında hedeflediğimiz yüzde 4,9 açık, gayet gerçekçi bir rakamdır. Ekonomideki toparlanmayla beraber, ilave aldığımız ve alacağımız tedbirlerle beraber, gelecek yılki bütçe hedeflerimizi, ulaşılabilir gerçekçi hedefler olarak görüyoruz.”
Türkiye’nin bütçe açığının başka ülkelerle mukayese edildiğinde, onların bütçe açığının daha büyük olduğu belirten Babacan, gelecek yıl için beklenen açıkların, ABD için yüzde 10, İngiltere için yüzde 13 civarında olduğunu söyledi.
Bu ülkelerin bankacılık sektöründe de maliyetler üstlendiğini belirten Babacan, bu yüklerin bazı ülkelerde yıllarca devam edeceğini kaydetti. Babacan, özellikle AB ülkelerinde kamu borç stokunun bundan sonraki yıllarda çok yüksek seyredeceğini dile getirdi.
Türkiye için bu krizin diğer krizlerden en önemli farklarından birinin, faizler ve enflasyon olduğunu belirten Babacan, ”Türkiye’de, tarihi olarak krizler, faizlerdeki ve enflasyondaki yükselmelerle anılır. Oysa bu krizde tam tersine enflasyon ve faizde Türkiye’nin rekor düşük seviyelerini gördük. Türkiye bu krizi iyi yönettiği için, zamanında doğru tedbirler aldığı için bu krizi mümkün olan en az hasarla atlattı, atlatıyor” diye konuştu.
”Tedbirler aldık”
2004, 2005 ve 2006 yıllarında bazı tedbirler aldıklarını hatırlatan Babacan, bütçe açığının kontrol altına alınması, kamu borç stokunun düşmesi ve risklerden korunaklı hale gelmesinin önemli olduğunu söyledi. Babacan, yüzde 70-80 borç stoku ile bu krize girilseydi, krizin maliyetinin çok daha fazla olacağını söyledi.
Aynı dönemde bankalar üzerinde stres testleri yaptıklarını anımsatan Babacan, ekonominin en iyi olduğunu dönemlerde, kötü senaryoya karşı bankacılık sistemini hazırladıklarını ifade etti.
Babacan, kontrol altına alınmış bir bütçe açığı, düşük bir kamu borç stoku, güçlü finans sisteminin, Türkiye’nin krizden çıkış sürecinde en önemli dayanaklarından birisi olacağını kaydetti. Orta Vadeli Programa değinen Bakan Babacan, dünyada çok az ülkenin krizden çıkış stratejisini açıkladığını dile getirdi.
Kredi notu artışları
Bakan Babacan, kriz döneminde 13-14 ülkenin kredi notunun arttığını, 80′nin üzerinde kredi düşümü yapıldığını, ancak kredi notu iki kademe birden yükseltilen tek ülkenin Türkiye olduğunu söyledi.
Ekonomi yönetimin temelinde güven ve istikrar olduğunu belirten Babacan, aksi halde ekonomide başarının mümkün olmadığını ifade etti. Babacan, doğal gaz ve petrol konusunda dışarıya bağımlı olmasına rağmen Türkiye’nin, arka arkaya büyüme rekorlar kırdığını kaydederek, ”Özellikle petrol ve doğalgaz üreten ülkeler, sadece petrol fiyatlarının yükselmesini seyredip ‘bizim ekonomimiz büyüdü’ diye ortaya koyuyorlar. Halbuki Türkiye bir bakıma ekmeğini taştan çıkaran bir ülke ve tamamen dışarıdan ithal ettiği enerjiyle üretip satan ve bu şekilde ekonomisini büyüten bir ülke” diye konuştu.
Görüşmelerde ekonomi ile ilgili yapılan eleştirileri de değerlendiren ve geçmiş dönemlerdeki ekonomik durumu kıyaslayan Babacan, şöyle devam etti:
”1991′den 1996′ya kadar, iş başında olan koalisyon var. Devraldıkları borç 215 milyon, devrettikleri borç 3 milyar 996 milyon. Borçlanma faizi Kasım 1991′de yüzde 87, Şubat 1996′da yüzde 146. O dönemdeki toplam bileşik enflasyon yüzde 1231. Süre 52 ay.
1999-2002 yılları arasında MHP-DSP-ANAP var. Devraldıkları borç 29 milyar.
Devrettikleri borç 235 milyar. Artış yüzde 700. Koalisyon hükümetinin devraldığı dolar kuru 395 bin lira, devrettiği ise 1 milyon 646 bin lira. Türk lirasındaki değer kaybı yüzde 300. GSYH, 1999′da 262 milyar, 2002′de 215 milyar lira.
Özellikle ekonomi ile alakalı bizi eleştirirken aman dikkat edin. 2001 ile alakalı öyle rakamlar var ki… Özellikle MHP-DSP-ANAP dönemiyle alakalı… Hiç konuşmamak sizin hayrınıza.”
Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı
Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in CHP Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın soru önergesine verdiği yanıt, halen 367 ceza infaz kurumunda bulunan 113 bin 767 hükümlü ve tutuklunun işlediği suç sayısının 150 bin 806 olduğunu ortaya koydu. En çok işlenen suçlar ise adam öldürme.
Ankara- Adalet Bakanı Sadullah Ergin CHP Kırklareli Milletvekili Tansel Barış’ın cezaevleriyle ilgili soru önergesini yanıtladı. Son zamanlarda ceza infaz kurumlarının mevcudunun aşırı yoğun olması nedeniyle zaman zaman hükümlü ve tutuklu barındırılmasında bir takım sıkıntılar yaşandığını ifade eden Bakan Ergin, artan mevcudun karşılanması amacıyla hazırlanan ve 2009-2014 yılları arasını kapsayan yatırım planlaması uyarınca, ceza infaz kurumlarının 2014 yılı sonunda toplam 142 bin 99 kişilik kapasiteye ulaşmasının hedeflendiğini belirtti.
Ceza infaz kurumlarındaki ihtiyacın ilave ranza ve yatak takviyesi ile giderilmeye çalışıldığını ifade eden Bakan Ergin, halen 367 ceza infaz kurumunda toplam kapasitenin 104 bin 690, barındırılan hükümlü ve tutuklu sayısının ise 114 bin 647 olduğunu bildirdi.
Yedi yılda suçlu sayısı yüzde yüz arttı
236 adet ceza infaz kurumunda kapasite fazlası hükümlü ve tutuklunun barındırıldığını kaydeden Ergin şu bilgileri verdi:
“31 Aralık 2002 tarihi itibariyle ceza infaz kurumlarımızda 59 bin 429 mahkum bulunduğu ancak kayıtlarımızda 2002 yılına dair suçlara göre dağılım bilgisinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bazı suç gruplarına göre dağılımın en son listelendiği 3 Eylül 2009 tarihi itibariyle ceza infaz kurumlarında bulunan 113 bin 767 hükümlü ve tutuklu tarafından işlenen suç sayısının (bir kişinin birden fazla suçtan dolayı tutuklu, hükmen tutuklu veya hükümlü olduğu da göz önünde bulundurulduğunda) 150 bin 806 olduğu anlaşılmıştır.”
En çok adam öldürme suçu işleniyor
Bakan Ergin’in verdiği bilgilere göre, 3 Eylül 2009 tarihi itibariyle, cezaevlerinde adam öldürme suçundan toplam 22 bin 836 hükümlü ve tutuklu bulunurken bunların 204′ünü çocuklar, 22 bin 632′sini de yetişkinler oluşturuyor. İkinci sırada 21 bin 990′la uyuşturucu suçları bulunurken bu suçlardan cezaevlerinde yatanların da 107′sini çocuklar, 21 bin 883′ünü de yetişkinler oluşturuyor. Cezaevlerinde yağma suçlarından 15 bin 227 tutuklu ve hükümlü, hırsızlık suçundan 13 bin 104, örgütlü suçlardan 11 bin 119, yaralama suçundan 6 bin 955, cinsel suçlardan 5 bin 453, sahtecilikten 3 bin 665, dolandırıcılıktan 2 bin 662, fuhuşa teşvik etmek ve fuhuş yaptırmaktan da bin 125 tutuklu ve hükümlü bulunuyor.








