Ergenekon davası AİHM’e taşındı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), “Ergenekon” sanığı Muammer Karabulut’un bu davada “adil yargılanma hakkının ihlal edildiği” gerekçesiyle yaptığı başvuruyu kabul etti.
Ankara- AİHM, Ergenekon davasına ilişkin söz konusu başvuruyu kabul ederek, dava ile ilgili AİHM’in kabul belgesi, Avukatı Süleyman Çetin tarafından Karabulut’a ulaştırıldı.
İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla, Ergenekon davası kapsamında, geçen yıl 22 Şubatta gözaltına alınıp, 11 ay cezaevinde kalan Noel Baba Barış Konseyi Başkanı Muammer Karabulut’un avukatı Süleyman Çetin, adil yargılanma hakkının ihlali başta olmak üzere, çeşitli gerekçelerle, toplam 117 bin euro tazminat talebiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) dava açmıştı.
AİHM, Karabulut’un başvurusu üzerine, “önemli gelişmeleri en kısa süre içinde bildirilmesini ve ilgili bütün ulusal mahkeme kararlarını da göndermesini” istedi.
“Herkes davasının açık görülmesini isteyebilir”
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), emekli astsubay Nazım İlter’in Osmaniye Jandarma Komutanlığı sosyal tesislerine girememesi üzerine açtığı dava da Türkiye’yi haksız buldu.
Ankara- AİHM, davada önemli bir karar da verdi. AİHM, “Herkesin kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğunu” vurguladı.
Emekli astsubay Nazım İlter, TSK’nin İç Hizmet Yönetmeliği’ne göre emekli astsubaylara tanınan hakka dayanarak, Osmaniye Jandarma Komutanlığı sosyal tesislerine girme istedi. Ancak İlter, Genelkurmay Başkanlığı’nın kendisi hakkında aldığı giriş yasağı gerekçesiyle bu girişimi sonuçsuz kaldı ve sosyal tesislere alınmadı.
Bunun üzerine İlter, hakkında konulan yasak gerekçesini Askeri Yüksek İdari Mahkemesi’ne (AYİM) taşıdı ve Milli Savunma Bakanlığı aleyhine bir dava açtı. İlter, Genelkurmay Başkanlığı tarafından yasaklama kararının kendisine bildirilmediğini de ifade ederek, Milli Savunma Bakanlığı’nın AYİM’e sunduğu gizlilik dereceli bilgi ve belgelere erişemediği ve bunlara itiraz edemediğini ileri sürdü. Emekli astsubay, mahkemeden Genelkurmay Başkanlığı’nın emrinin iptalini talep etti.
Davayı görüşen AYİM, “Gizliliği askeri hizmetin gereği olan bilgi ve belgelerin başvuruna açıklanamayacağını, idare tarafından yapılan gizlilik tasnifine tabi olmadığını ve belgelerin gizliliğinin haklı bir gerekçeye dayanıp dayanmadığını bir davda ayrıca değerleneceği” gerekçesiyle astsubayın talebini ret etti.
AİHM’in kararı
Astsubay, AYİM’in kararını, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesindeki “Her sanığın, savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olma” hükmüne dayanarak AİHM’e taşıdı.
AİHM’de, astsubayın AYİM’e gönderilen gizlilik dereceli belgelere erişememesi nedeniyle, Türkiye’yi, AİHS’nin 6. maddesinde belirtilen, “Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir” hükmü gereği haksız buldu.
Öte yandan, AİHM astsubayın “adil tatmine ilişkin herhangi bir para cezası talebinde bulunmadığını” hatırlattı. Mahkeme bu nedenle astsubaya “bir ödeme yapılmasına gerek olmadığı” yönünde de görüş bildirdi.
AİHM’ye maaş şikayeti
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) temyiz niteliğindeki büyük dairesi, bir kadının, Türkiye’de imam nikahıyla birlikte yaşarken vefat eden eşinden emekli maaşı ve sosyal haklarını alabilmek için yaptığı şikayet başvurusunu görüşecek.
Ankara- AİHM’nin ilgili dairesi, 20 Ocak 2009 tarihinde, Şerife Yiğit isimli kadının başvurusunu reddetmişti. Yiğit’in temyiz başvurusunu değerlendiren AİHM birimi, 14 Eylül 2009 tarihinde aldığı kararda, davanın 17 yargıçtan oluşan büyük dairede görüşülmesine karar vermişti.
1976 yılında imam nikahıyla birlikte yaşamaya başladığı kişiden altı çocuğu olan Şerife Yiğit, 2002 yılında ölen eşinden kalan emekli maaşı ve sosyal haklarını alamadığı gerekçesiyle 2005 yılında AİHM’ye başvurmuştu.
Türk mahkemesinin, altı çocuktan 1990 yılında doğan en küçüğüne babasından kalan sosyal hakların verilmesi kararını onaylayan AİHM’nin ilgili dairesi, Şerife Yiğit’in talebini ise kabul etmemişti.
AİHM, Şerife Yiğit’in, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin aile ve özel yaşamın korunma hakkıyla ilgili 8. maddesi çerçevesinde yaptığı başvuruyu 4′e karşı 3 oyla reddetmişti.
“Geri adım atmış değiliz”
Kapatılan DTP’nin Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna, ”İstifa dilekçelerimizi verdik imzaladık. Yarın Demokratik Toplum Kongresi’nin bileşenleriyle beraber, konuşup tamamen netleştireceğiz. Ama kesinlikle geri adım atmış değiliz” dedi.
Ankara- Anayasa Mahkemesi’nce kapatılmasına karar verilen DTP’nin Genel Merkezine, sabah saatlerinden itibaren Ahmet Türk, Emine Ayna ve diğer parti yetkilileri geldi.
Partiye gelişinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan kapatılan DTP’nin Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna, TBMM’de çalışmalara katılıp katılmayacaklarının sorulması üzerine, ”İstifa dilekçelerimizi verdik imzaladık, bu karardan dönmüş değiliz. Sadece bildiğiniz gibi aynı zamanda Demokratik Toplum Kongresinin bileşenlerinden birisiyiz. Yarın Demokratik Toplum Kongresinin bileşenleriyle beraber konuşup tamamen netleştireceğiz. Ama kesinlikle geri adım atmış değiliz o kararımızın arkasındayız” diye konuştu.
Ayna, bu konuda herhangi bir görüş ayrılığının olmadığını öne sürdü. Kapatma kararına karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) yapacakları başvuruyla ilgili sorular üzerine Ayna, partinin hukuk komisyonunun bu konuda çalışma yürüttüğünü ifade etti.
Bazı milletvekilleri hakkında kesinleşmiş hapis cezalarının bulunduğunun hatırlatılmasına karşılık Ayna, ”Bu ilk kez olan bir durum değil. Her zaman düşüncelerimizden dolayı, düşüncelerimizi ifade ettiğimiz için davalar açılıyordu” dedi.
Bir başka soru üzerine Emine Ayna, yeni parti kurulmasıyla ilgili henüz kendi aralarında bir tartışma yapmadıklarını söyledi.
Ayna, ”Siyasetten tamamen çekilip çekilmedikleri”nin sorulmasına karşılık, ”Siyasetten hiçbir zaman çekilmeyiz. Siyasetten, araçlarından birinden bizi yoksun etmeye çalışıyorlar ama siyasetin sadece bir aracı yoktur” diye konuştu.
”Verdiğimiz karar kesindir”
Bağımsız Milletvekili Bengi Yıldız da dün itibariyle parlamentodan çekildiklerini hatırlatarak, bunun dışında yeni bir gelişme olmadığını söyledi.
”Meclis’ten çekilme, Meclis faaliyetlerinden çekilme anlamı mı taşıyor?” sorusu üzerine Yıldız, şöyle devam etti:
”Bütünüyle istifalarımız eş başkanlarımızın tasarrufunda. Ama hiçbir şekilde direkt yada dolaylı Meclis çalışmalarına katılmayacağız. Sorular, araştırma önergeleri, gidip orada oturma gibi bazı haberler çıktı. Bu haberler doğru değil, verdiğimiz karar kesindir, hiç bir şekilde Parlamentonun hiç bir çalışmasına katılmayacağız. İstifa dilekçelerimiz uygun görüldüğü tarihte verilecek. Daha çok da Diyarbakır çalışmalarından döndükten sonra tahmin ediyorum o tasarrufu yapacaklar.”
Sorular üzerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Batasuna partisinin kapatılmasına ilişkin kararına da değinen Yıldız, ”Biz hiç bir yerde şiddeti övmedik, ama Batasuna’da ‘yaşasın’ ile başlayan ve direkt o örgütü öven açıklamalar oldu. Biz, partimiz kapansa da şiddetin 21. yüzyılda hak arama yöntemi ve çözüm olmadığını söylemeye devam ediyoruz” dedi.
”Yeni bir grup kuracak mısınız?” şeklinde soru üzerine Bengi Yıldız, şu an gündemlerinde böyle bir konu olmadığını söyledi.
Yıldız, ”Yeni bir parti ile yola devam edilebilir mi?” sorusuna da siyasal yaşamlarının devam edeceğini, ancak milletvekili olarak devam etmeyeceklerini ifade etti.
Bazı milletvekilleri hakkında kesinleşmiş hapis cezalarının bulunduğunun hatırlatılmasına karşılık da Yıldız, ”Biz yargıdan da cezaevinden de kaçmıyoruz. Bu ülkenin halen bu noktada olması tabii ki üzücü. Ama bu siyaseti tanıyanlar, ne yargılanmaktan ne de cezaevine düşmekten korkmadığımızı bunu çok rahatlıkla yapabileceğimizi biliyorlar. Aslında bir an önce dokunulmazlık kalksa ve bütün kamuoyu görse’‘ diye konuştu.
Bir başka soru üzerine de Yıldız, ”Herhangi bir siyasi partiye milletvekili olarak girmeyeceğiz. Üye olarak girebiliriz” dedi.
Bağımsız Milletvekili Nuri Yaman da milletvekilliğinden istifa kararı ve bundan sonraki sürecin sorulması üzerine, alınan kararın hayırlı olmasını diledi.
Yaman, ”Halk bizi, 2.5 yıl önce özgür iradesiyle ‘sorunlarımızı gidin Parlamento’da çözün’ diye gönderdi. Şimdi bu halka danışmadan, görüşmeden, bizleri destekleyen demokratik kitle örgütlerinin düşüncülerini almadan böyle bir karar vermemizi uygun bulmuyorum. Sağduyunun, ortak aklın çıkması konusunda ülkenin çıkarına uygun bir karar alacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın” şeklinde konuştu.
DTP, AİHM’e gidiyor
Kapatılan DTP’nin Genel Başkanı Ahmet Türk, kapatma kararıyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracaklarını, bu konuda partinin hukuk komisyonunun çalışmaları yürüttüğünü açıkladı.
İstanbul- Kapatılan DTP’den yapılan açıklamada, ”Gruplarının fiilen Meclis’ten çekildiği ve Ahmet Türk ile Aysel Tuğluk başta olmak üzere yarın tüm milletvekillerinin Diyarbakır’a giderek alınan siney-i millet kararını fiili olarak yerine getirecekleri” bildirildi.
Açıklamada, 7 Aralık’ta partinin kapatılma davasının esastan görüşüleceği açıklandıktan sonra Meclis grubunun bir araya geldiği ve MYK üyelerinin de toplantı yaptığı anımsatıldı.
Bu toplantılar sonucunda ”eşbaşkan Ahmet Türk’ün partilerinin kapatılması ve tek bir arkadaşlarının bile vekilliğinin düşürülmesi durumunda Meclis grubunun tümünün istifa edeceğini ve sineyimillete dönüleceğini kamuoyuna açıkladığı” belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:
”Aynı toplantıda milletvekillerimiz istifa dilekçelerini eşbaşkanlarımıza sunarak sineyimillet kararlılığını göstermişlerdir. Alınan bu kararla ilgili herhangi bir değişiklik ve yeni değerlendirme de söz konusu değildir.
Kimi dostlarımızın dayanışma örneği göstererek yaptıkları öneri ve değerlendirmeler sonrasında mecliste grup kuracağımıza dair spekülatif haberler yapılmaktadır. Bu ve benzeri tartışmalar partimizin gündeminde değildir, tamamen dışımızda gerçekleşmektedir. Grubumuz fiilen Meclisten çekilmiştir ve pazartesi günü (yarın) Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk başta olmak üzere tüm milletvekillerimiz Diyarbakır’a giderek alınan sineyimillet kararını fiili olarak yerine getireceklerdir.
Aynı gün partimizin karar merci olan Parti Meclisi, Demokratik Toplum Kongresi Danışma Kurulu Meclisi ve milletvekillerimizin de katılımıyla yapılacak toplantıda Meclis grubumuzun aldığı istifa kararının nasıl ve ne zaman uygulanacağına dair bir sonuca ulaşılacaktır.
Süreç, eşbaşkanımız Sayın Ahmet Türk’ün 12 Aralık’taki açıklamasında belirttiği gibi, fiili olarak başlamıştır ve kararlılıkla sürdürülecektir.”
DTP, AİHM’e gidiyor
Türk, Parti Genel Merkezi’nden ayrılırken gazetecilerin bundan sonraki sürece ilişkin soruları üzerine, kapatma kararıyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracaklarını, bu konuda partinin hukuk komisyonunun çalışmaları yürüttüğünü açıkladı.
Ahmet Türk, ”Sineyi millete gidilmesi ve milletvekillerinin istifaları” ile ilgili sorular üzerine, ”Benim milletvekilliğim düşürüldüğü için arkadaşlarım kararlarını verir. Karar ortaktır” dedi.
Anayasa Mahkemesi’nin kapatma kararıyla ilgili AİHM’e ne zaman başvuru yapacaklarının sorulmasına karşılık da Türk, ”Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararı Resmi Gazete’de yayımlandıktan sonra AİHM’e başvuruyla ilgili gereken çalışmalar yapılacak” diye konuştu.
Bu arada, Ahmet Türk’ün yarın sabah, kapatılan DTP’nin eski Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna’nın ise bugün akşam ”Demokratik Toplum Kongresinin Daimi Meclis Toplantısına” katılmak üzere Diyarbakır’a gidecekleri öğrenildi.
“Kanun taslağının Öcalan ile ilgisi yok”
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Burak Özügergin, İmralı;da yeni inşa edilen Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun gerek fiziki şartlar, gerekse infaz rejimi bakımından uluslararası standartlara uygun olduğunu belirtti.
Ankara- Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Burak Özügergin, terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan’ın mahkumiyet koşullarına ilişkin bir soru üzerine, Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun uluslararası standartlara uygun olduğunu söyledi.
İmralı Adası’ndaki cezaevine ilave mahkum nakledilmesinden sonra, mevcut şartların yerinde görülüp değerlendirilmesi amacıyla, Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nden (AİÖK) bir heyetin Türkiye’ye davet edildiğini kaydeden sözcü, bu ziyaret tarihinin gelecek günlerde kesinleşeceğini bildirdi.
Özügergin, TBMM Adalet Komisyonu’nda bulunan kanun tasarısının, Öcalan’a yeniden yargılanma hakkı tanıdığına dair iddialarla ilgili bir soruya da şu yanıtı verdi:
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2005 senesinde Öcalan başvurusuna ilişkin olarak verdiği karar, hükümetimizce gerekli çözümler üretilerek ve devletimizi en az rahatsız edecek şekilde uygulanmış ve Şubat 2007 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Avrupa Konseyi’nin gündeminden düşmüştür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi veya Avrupa Konseyi’nin gündeminde Öcalan;ın yeniden yargılanmasına yönelik bir talep bulunmamaktadır. Böyle bir talebe zemin teşkil edecek herhangi bir AİHM kararı da mevcut değildir.”
Sözcü, Adalet Bakanlığı tarafından Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 311. maddesine ilişkin değişiklikleri de içerecek şekilde hazırlanan ve TBMM Adalet Komisyonu gündeminde bulunan tasarının Öcalan ile hiçbir ilişkisi bulunmadığını vurguladı.
Tasarıda yer alan değişikliğin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi;ne yaptıkları başvuruları adil yargılanma konusunda ihlal ile sonuçlanan 200 kadar kişiyi ilgilendirdiğini söyleyen Özügergin, “Esasen zamanında AİHM;den haklarında bu yönde karar çıkan herkese tanınan yeniden yargılanma hakkının CMK MD 311;de yer alan istisnaya dahil olan kişilere de tanınmasından ibarettir” dedi.
Özügergin, Öcalan’ın ise bu değişiklikten yararlanmasının imkanı olmadığını kaydetti.
‘Öcalan’ın yeniden yargılanmasının önü açılacak’
CHP’li Hakkı Süha Okay ve MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, ”Taş atan çocuklar” için düzenlemeler de öngören Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısıyla, terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan’ın yeniden yargılanmasının önünün açılacağını söyledi.
Ankara- CHP Grup Başkanvekili Hakkı Suha Okay, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) başvuru yapan terör örgütünün elebaşı Abdullah Öcalan lehinde karar vermesi durumunda, ”taş atan çocuklar yasası” diye tanıtılan yasa tasarısı ile Öcalan’ın yeniden yargılanmasının yolunun açılacağını iddia ederek, ”Yeniden yargılama, Öcalan’ın cezasının indirilerek belli bir süre sonra serbest kalmasını sağlayacak” dedi.
Okay, düzenlediği basın toplantısında, ”taş atan çocuklar yasası” diye tanıtılan Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Öngören tasarının 10 Kasım’da TBMM’ye sevk edildiğini anımsattı.
AİHM’in Öcalan’ın çeşitli başvurularını görüşmeye devam ettiğini ifade eden Okay, şöyle konuştu:
”Bu başvurulardan birinin konusu Öcalan’ın müebbet ağır hapis (daha sonra değiştirilen adıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis) cezasının şartlı tahliyeye olanak vermeyen şeklinin, mahkumiyet tarihinde, (29 Haziran 1999) yasalarda mevcut olmadığına ilişkindir. Eğer, AİHM Öcalan lehinde karar verirse şu anda siyasi iktidarın getirdiği tasarı ile yapılan değişiklikle Öcalan’ın yeniden yargılanmasının yolu açılacaktır.
AİHM kararına paralel olarak yeniden yargılama Abdullah Öcalan’ın cezasının indirilerek belli bir süre sonra serbest kalmasını beraberinde getirecektir. Yani terörist başına örtülü af getirecektir.”
“Kapalı kapılar ardında muhatap aldıklarınızla neleri görüştünüz?”
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, düzenlediği basın toplantısında, ”PKK terör örgütü elebaşı İmralı canisini muhatap alma, onunla pazarlık yapma sürecinin devam ettiğini” söyledi.
Bu sürecin bir parçasının da ”Öcalan’ın yanına arkadaş gönderme” projesi olduğunu ifade eden Vural, bu projeyle Öcalan’ın taleplerinin bir kısmının karşılandığını söyledi.
Vural, şimdi de PKK ile yürütülen müzakere sürecinin arka planında başka pazarlıkların yapıldığını savunarak, ”Son zamanlarda ortaya çıkan olaylar şu suallerin cevabını beklemektedir: Ne pazarlıklar yapıldı, ne sözler verildi? Kapalı kapılar ardında muhatap aldıklarınızla neleri görüştünüz?” diye sordu.
”Türkiye’nin yine sokakla pazarlık edilen noktaya geldiğini” ifade eden Vural, Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile yapılan görüşmede, İmralı canisinin konumunun, adeta bir politik lider haline dönüştürüldüğünü ileri sürdü.
‘‘İnfaz şartlarını gevşeten tutum içindeler”
Bu kişiyle ilgili özel muamele yapılması konusunun bizzat Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile görüşüldüğünü dile getiren Vural, şunları söyledi:
”Dengir Mir Mehmet Fırat ile rakı masasındaki görüşmelerden sonra arkadaş gönderme projesi yapılmıştı. Şimdi de yine bu kişinin konumu özel olarak alınmıştır. Bu görüşmelerden sonra TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı’nın koşullarla ilgili bir komisyon kurmak için partileri arıyor. ‘Oraya gidelim bir bakalım’ diyerek, onu muhatap alacak bir süreci geliştirme çabasına girilmiştir.
İmralı canisinin infaz şartlarını gevşeten ve sulandıran bir takım yaklaşımlar içerisinde bulunuluyor. Yapılan girişimlerin amacı, İmralı canisinin infaz şartlarını yumuşatmaya yönelik. MHP olarak bu süreci yakinen takip ediyoruz.”
Vural, bu pazarlığın geldiği noktanın, TBMM’de Adalet Komisyonuna sevk edilen ”taş atan çocuklar” için düzenlemeler de öngören Terörle Mücadele Kanunu (TMK) ile bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı olduğunu ifade ederek, tasarıyla ilgili Adalet Komisyonunun gelecek hafta perşembe günü toplantıya çağrıldığını bildirdi.
TMK’de yapılmak istenen değişiklik
Bu tasarıda, terör örgütü elebaşısının yeniden yargılanmasının önünü açan madde bulunduğunu iddia eden Vural, şöyle devam etti:
”Dün etkin pişmanlıktan yararlanmak için örgüt kurucusu ve yöneticilerinin önünü açarken deşifre edilen AKP, bugün de terörist başının yeniden yargılanması sürecinin önünü açacak girişimde bulunmaktadır. Bununla ilgili kanun tasarısını Meclise göndermiştir. Terörist başının yeniden yargılanmasını mümkün kılmayan TMK’nın 321. maddesine göre, 4 Şubat 2003 yılından önceki başvurular kabul edilmiyordu. Öcalan da bu tarihten önce müracaat ettiği için kapsama girmiyordu. Şimdi tasarıyla Öcalan’ın önündeki bu engel kaldırılmaktadır. 4 Şubat 2003 tarihi ile ilgili engel kaldırılmakta, böylelikle Öcalan’ın yeniden yargılanmasının önü açılmaktadır.”
Öcalan’ın yeniden yargılanmasına ilişkin Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin daha önce verdiği kararı hatırlatan Vural, mahkemenin başvuruyu, 4 Şubat 2003 tarihinden önce olduğu için reddettiğini söyledi.
Hükümetin, ”Bu daha önce başvurdu, esassız olması nedeniyle reddedildi” iddiasının safsata olduğunu söyleyen Vural, ”Öcalan’ın önünde bulunan tarih engeli, AKP tarafından kaldırılmaktadır. Bundan sonra topu yargıya atacaklar. Gelinen nokta, İmralı ile PKK ile yapılan bir müzakerenin hangi noktaya kadar geldiğini göstermektedir. Çok hazin bir tabloyla karşı karşıyayız. 4 yıl önce bize tarih kısıtlaması olduğu için Öcalan’ın yargılanmasının mümkün olmadığını söylüyorlardı. Bugün bu tarihi kaldırıyorlar. Hükümet, Öcalan’ın önünü açmak için tam teşebbüstedir. Sayın Başbakan’ın imzasıyla Meclise göndermiş kanun tasarısıyla birlikte…” diye konuştu.
MHP’li Vural, hükümetin; sokağa, silaha teslim olduğunu söyleyerek, ”MHP, böyle bir değişikliğin karşısındadır. Hükümet süratli bir şekilde bu yasa değişikliğini geri çekmelidir” dedi.
ABD’nin Afganistan için asker talebi
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, ABD Başkanı Barack Obama’nın, Türkiye’den Afganistan’a muharip asker talebinde bulunacağına ilişkin haberlerle ilgili olarak da şunları kaydetti:
”MHP olarak Afganistan’a muharip güç gönderilmesinin doğru olmadığını düşünüyoruz. Açıkçası, Türk askerinin hangi unsurlarla orada olacağına ilişkin bir politikası vardır. Bu politika neden delinmek istenmektedir? Neden Tayyip Erdoğan’ın elinde Türk askeriyle ilgili böyle bir pazarlık gücü olarak kullanılması mümkün kılınmaktadır? Sayın Başbakan, önce Obama’nın Meclis’te yaptığı konuşma çerçevesinde verdiği ev ödevlerinin sonuçlarını paylaşacak. Birtakım beklentiler konusunda da fikirleri istenmiştir.”
Youtube yasağı AİHM’e taşındı
İnternet Teknolojileri Derneği (INETD), Youtube internet sitesinin erişiminin engellenmesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne dava açtı.
Ankara - INETD Başkanı Mustafa Akgül, Youtube internet sitesine erişimin 5 Mayıs 2008′de engellendiğini hatırlattı. INETD olarak, zarar gören üyeler ve tüm ülke adına, Youtube yasağının hukuka ve kamu yararına aykırı olduğunu gerekçesiyle ilgili mahkemeye itiraz ettiklerini ifade eden Akgül, Mahkeme’nin, ”İtirazın kararın ilk haftasında yapılması gerektiği” gerekçesiyle itirazı reddettiğini belirtti.
Akgül, ”Bir üst mahkeme ise gerekçelerimizle yaptığımız itirazı hiçbir gerekçe ve görüş belirtmeden reddetti. Ülkemizde itiraz edebileceğimiz başka makam kalmadığı için geçen hafta AİHM’ne başvurmak zorunda kaldık” dedi.
Youtube yasağının, Anayasa’ya, hukukun evrensel ilkelerine ve Avrupa İnsan Haklarına Sözleşmesi’nin çeşitli maddelerine aykırı olduğunu belirten Akgül, ”Türkiye’nin adeta internetle savaştığını” söyledi. Akgül, şunları kaydetti:
”AİHM’e başvurumuzun ana noktası, yasaklamanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi olan ifade özgürlüğünü ihlal etmesidir. Yasaklanmak istenilen videolara nesne temelli filtreleme uygulama mümkün iken bu uygulanmayarak, tüm yurttaşlarımızın bu uluslararası paylaşım ortamından yararlanmaları, bu ortamda kendilerini ifade etme özgürlüklerine orantısız bir şekilde kısıtlanmaktadır. Yasaklama, sözleşmenin 6. maddesine aykırı olarak sakıncalı videolarla hiçbir bağlantısı olmayan kişilere kısıtlama getirilmekte, hiçbir yargılama yapılmadan bir tedbir kararı kesin bir karar gibi uygulanmakta, bundan zarar gören kişilerin hakkını arama hakkına sınırlama getirmektedir. Verilen tedbir kararı kısa bir süre için geçerli olması gerekirken, tedbir kararı yinelenmeden geçen yılın mayıs ayından beri uygulanmaktadır. Tedbir kararı öncesinde de ne bir savunma alma çabası olmuş, ne de bilirkişiye başvurulmuştur. Bir başka deyişle, bu yasaklama kararının bir hukuk faciası olduğu kanısındayız.”
Youtube yasağının eğitim hakkına da sınırlama getirdiğini ifade eden INETD Başkanı Akgül, Youtube’un üniversitelerin, uluslararası kuruluşların ders ve benzeri malzemeleri koydukları ana dağıtım kanalı olduğunu da söyledi. Akgül, internete getirilen bir kısıtlamanın iletişim özgürlüğüne getirilen bir kısıtlama olduğunu belirterek ”Youtube gibi milyonlarca kişinin kullandığı, milyonlarca nesnenin bulunduğu internet sitelerini tümden kapatmak yerine, sakıncalı bulunan nesnelere erişimi engellemek mümkündür. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu, bunu yapacak idari, mali ve teknik beceriye sahiptir. Kamuoyunun yeterli baskı yapmaması nedeniyle gündeme alınmamaktadır” diye konuştu.
Kadına yönelik şiddete ‘Hayır’
“25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü” dolayısıyla çeşitli parti ve sendika liderleri mesaj yayımladı. İşte liderlerin mesajları…
Ankara- DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk “25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü” dolayısıyla yayınladığı mesajda, DP’nin bağımsız kadın örgütleriyle işbirliği yaparak denetim mekanizmalarının hayata etkin şekilde geçmesi için çalışma başlattıklarını bildirdi. “Kadına karşı şiddetin hiçbir biçimi kabul edilemez Hükümeti yasal ve kurumsal çözümleri daha fazla geciktirmeden gerçekleştirmeye çağırıyorum” diyen Cindoruk, hükümetin, asli görevi olan kadınları şiddetten koruma konusunda geçtiğimiz 6 ay süresince hiçbirşey yapmadığını söyledi.
Hüsamettin Cindoruk, “Kadına karşı şiddetle mücadele konusunda, Hükümetin karnesi baştan aşağı sıfırdır. Hükümet, her açıdan sınıfta kalmıştır. Geçtiğimiz haziran ayında, Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi (AİHM) Türkiye’yi, hem aile içi şiddeti, hem de kadına karşı ayrımcılığı ortadan kaldırma konusunda son derece yetersiz davranması nedeniyle suçlu bularak, ceza karan almıştır. O günden bugüne, Hükümetin ‘şiddete uğrayan kadınlar için anket formları hazırlayacağız’ gibi açıklamalarının dışında herhangi somut bir önlem almadığı görülmüştür” dedi.
DP Genel Başkanı Cindoruk, her gün birçok kadının, şiddet nedeniyle sağlığını kaybettiğini ve yaşam hakkının elinden alındığını belirterek, resmi verilere göre, ülkede her 10 kadından 4′ünün şiddete maruz kaldığını bildirdi. Cindoruk, “Bu son derece vahim bir durumdur. Hükümet şiddete uğrayan kadınların korunması konusundaki asli görevini ihmal etmekte ve şiddete uğrayan kadınların korunması konusundaki asli görevini ihmal etmekte ve şiddete uğrayan kadınları tamamıyla korumasız ve çaresiz bırakmaktadır. Hükümeti göreve davet ediyorum” dedi. Zorunlu olduğu halde 319 belediyeden 19′unun kadınlar için sığınma evi açtığını kaydeden Cindoruk, partisinin kadına karşı şiddetle mücadele eylem planı hazırladığını, çoklu şiddete uğrama riski fazla olan engelli kadınlara yönelik bir çözüm paketi üzerine çalışmalarını yoğunlaştırdığını bildirdi.
“Demokrat olmasnın şartı…”
DTP Genel Başkanı Ahmet Türk, Türkiye’de demokrat olmanın en öncelikli şartının kadına yönelik eşitlikçi ve özgürlükçü bir yaklaşıma sahip olmaktan geçtiğini belirterek “Özellikle politikada kadının özgür ve eşit olarak var olma mücadelesi, erkek dünyasının demokratik dönüşümü açısından en önemli aşamayı oluşturuyor. Kadınların kararlı bir şekilde yürüttükleri özgürleşme mücadelesi bizleri özgürlük ütopyalarımıza daha da yakınlaştırıyor” dedi.
“Kadına şiddete dur”
TÜRK-İŞ Kadın Çalışma Grubu, “25 Kasım Kadına Karşı Şiddetin Kaldırılması Günü” nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Toplumda ve işyerlerinde kadına karşı şiddete son vermek için sıfır toleranslı yaklaşımlara, acil tedbirlere, önleyici stratejilere ve hedeflere gereksinim vardır. Tüm kamu kurum ve kuruluşları, Sivil Toplum Kuruluşları ve sendikalar yapacakları ortak çalışmalarla şiddete son verilebilir” denildi.
Toplumsal olarak kadınlara karşı şiddetin en çok tolere edildiğini belirten açıklamada, kadınların evde, işyerinde, sokakta, yaşamın hemen her alanında şiddete maruz kaldığı ifade edildi. Kadınlara yönelik olan şiddetin sadece Türkiye’de değil, dünyanın pek çok yerinde önemli bir sorun alanı olduğunu kaydeden açıklamada, şöyle denildi:
“Dünyada sosyal, ekonomik, siyasal ve dinsel güçlerden kaynaklanan bu şiddet, kadını sadece fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel olarak örselemesinin yanı sıra toplumsal yaşam içerisinde engelleyici rol oynamaktadır. Bu durum, kadınların insan hakları ve temel özgürlüklerini de kısıtlamaktadır. Türkiye’de ise kadınlar, fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddet görmektedir. Namus nedeniyle ortaya çıkan töre cinayetleri ise özellikle Türkiye’nin belli başlı bölgelerinde yoğun bir şekilde yaşanmakta olup, kadınların hayatına mal olmaktadır.”
Dünyada ve Türkiye’de üç kadından birinin hayatları boyunca dayak yemekte veya cinsel istismara uğradığına dikkat çeken açıklamada şöyle denildi:
“Her yaşta kadın, kanser, sıtma, trafik kazası veya silahlı çatışma gibi sorunlardan çok, erkeklerin uyguladığı şiddet sonucunda sakat kalmakta ya da ölmektedir. Aile içi şiddete duyarlılık artmakta olmasına rağmen, aile mahremiyetinin bir unsuru olarak görülmesi, sorunların tespit ve çözümünde yol alınmasına engel olmaktadır. Kadınlar benzer şekilde şiddeti işyerlerinde de yoğun olarak yaşamaktadır. Bu durum bireysel bir sorun olmaktan çok, sosyal, ekonomik, örgütsel ve kültürel sorun olarak görülmektedir.”
‘Kadınlar fiziksel şiddete uğruyor’
Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkan Yardmcısı Doç. Dr. Doğan Yeşilbursa, bu yılın Ocak ayında yayınlanan Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet Raporu’nda, ”Evli kadınların yüzde 11- 29′unun eşinden ağır derecede fiziksel şiddet gördüğünü ve bunun en sık Kuzeydoğu Anadolu ve Orta Anadolu’da görüldüğünü” söyledi.
Ankara- Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet Raporu’nda ”Evli kadınların yüzde 15′inin eşinin cinsel şiddetine maruz kaldığını” belirten Türkiye Psikiyatri Derneği Genel Başkan Yardmcısı Doç. Dr. Doğan Yeşilbursa, ”Eğitimsiz ve ilkokul düzeyinde eğitimi olan kadınlarda şiddete maruz kalma oranı yüzde 56 iken, lise mezunu-üniversite eğitimli olanlarda bu oran yüzde 32 olarak tespit ediliyor” dedi.
Yeşilbursa, Birleşmiş Milletlerin (BM) 1999′daki kararıyla her yıl 25 Kasım tarihinin ”Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Dayanışma Günü” olarak anıldığını belirtti. Raporda ”Türkiye’de yılda en az 25 töre cinayetinin işlendiğinin belirtildiğini” ifade eden Yeşilbursa, ”Namus ve töre adına kadınlara yönelik kötü muamele, işkence, öldürme, intihara zorlama oranı son yıllarda yüzde 25 oranında artmıştır. Kadınlar kendileri için güvenli olarak kabul edilen evlerinde şiddete uğramaktadırlar” dedi.
Yeşilbursa, ”Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden (AİHM) aile içi şiddet nedeniyle ceza alan ilk ülkenin Türkiye” olduğunu belirterek, ”Bu cezanın alınmasına neden olan kişi, devlet tarafından korunamamasına bağlı olarak eşi tarafından öldürülmüş bir kadındır” diye konuştu.
Kadın illerde daha fazla fiziksel şiddete uğruyor
Kadınlara özellikle eşlerinden ayrıldıkları süreçte şiddet riskinin arttığının bilindiğini anlatan Yeşilbursa, Türkiye’de 2007′de Ayşe Gül Altınay ve Yeşim Arat tarafından ”Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet” başlıklı geniş ölçekli araştırma yapıldığını anlattı.
Yeşilbursa’nın verdiği bilgiye göre, ”Her üç kadından birinin fiziksel şiddet gördüğünün saptandığı” araştırmada, hayatı boyunca eşinden en az bir kez fiziksel şiddet görmüş kadınların oranı Türkiye genelinde yüzde 35, Doğu Anadolu genelinde ise yüzde 40 olarak seyrediyor.
En az bir kez fiziksel şiddete maruz kaldığını söyleyenlerin Türkiye genelinde yüzde 49′unun, doğu bölgesi genelinde ise yüzde 63′ünün bu durumdan daha önce hiç kimseye söz etmediği belirlenen araştırmada, şu sonuçlar elde edildi:
”Türkiye genelinde şiddet gören her iki kadından biri (doğuda her üç kadından yaklaşık ikisi) eşinden gördüğü şiddetle tek başına mücadele etmek durumunda kalıyor. Eşlerinden boşanmış veya ayrılmış kadınlarda fiziksel şiddet deneyimi yüzde 78.
Okuma yazma bilmeyen kadınlar arasında en az bir kez fiziksel şiddete maruz kaldığını söyleyenlerin oranı yüzde 43 iken, yüksek öğrenim görmüş kadınlar arasında bu oran yüzde 12. Eşi okuryazar olmayan kadınların yarısı en az bir kez fiziksel şiddete maruz kaldığını söylerken, eşin eğitimi üniversite düzeyine çıktığında bu oran yüzde 18′e düşmektedir.
Gelir düzeyi arttıkça fiziksel şiddet gördüğünü söyleyen kadınların oranı düşmektedir. Buna karşın hane geliri 2 bin 500 TL’nin üzerinde olan her dört ailenin birinde bile fiziksel şiddet yaşanmaktadır. Şehirlerde oturan kadınların fiziksel şiddete maruz kalma oranları ilçelerde oturanlara göre yaklaşık yüzde 42 daha fazladır.
Dayağın en az yaşandığı yerleşim birimleri ilçeler, en çok yaşandığı yerler ise illerdir. Kadınların yüzde 14′ü en az bir kez ‘istemediği zamanlarda cinsel ilişkiye zorlandığı’nı belirtmiştir. Cinsel şiddete uğradığını söyleyenlerin yüzde 67′si aynı zamanda fiziksel şiddete de maruz kaldığını ifade etmektedir.”
“Fiziksel şiddet, en sık 40-59 yaş grubunda görülüyor”
Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (KSGM), Türkiye Istatistik Kurumu (TUİK) ve Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen, 17 bin 168 kişiyle yapılan görüşmelere dayanan ve Ocak 2009′da yayınlanan ”Türkiye’de Kadına Yönelik Şiddet Raporu”na göre de evli kadınların yüzde 11- 29′u eşinden ağır derecede fiziksel şiddet görüyor. En yüksek oran Kuzeydoğu Anadolu ve Orta Anadolu’da görülüyor.
Aynı raporda, evli kadınların yüzde 15′i eşinin cinsel şiddetine maruz kaldığını belirtiyor. En düşük oran yüzde 9 ile Marmara Bölgesinde, en yüksek oran ise yüzde 29 ile Kuzeydoğu Anadolu Bölgesinde tespit ediliyor.
Ayrıca fiziksel şiddete maruz kalan kadınlar cinsel şiddet için de yüksek risk taşıyor. Türkiye genelinde fiziksel şiddet yaşayan kadınların oranının yüzde 42 olduğu, bunun en sık 40-59 yaş grubunda yaşandığı belirtiliyor.
Eğitim düzeyi ile şiddet oranları arasında ters ilişki saptanıyor. Eğitimsiz ve ilkokul düzeyinde eğitimi olan kadınlarda şiddete maruz kalma oranı yüzde 56 iken, lise mezunu-üniversite eğitimli olanlarda bu oran yüzde 32 olarak tespit ediliyor.
Araştırmada eşlerinden şiddet gören kadınlar içerisinde beden ve ruh sağlığı sorunu yaşayanlarının oranı da çok yüksek saptanıyor. Ruh sağlığı sorunları içinde intihar da önemli bir yer tutuyor.
”2009′un ilk 7 ayında 953 kadın cinayeti gerçekleşti”
Türkiye Psikiyatri Derneği Kadın Ruh Sağlığı Bilimsel Çalışma Birimi Koordinatörü Prof. Dr. Şahika Yüksel de kadına şiddetin farklı bir boyutuna dikkat çekti. Yüksel, Adalet Bakanlığı’nın bu ay içinde (Kasım 2009) yayımladığı verilere göre 2002′de 66 olan kadın cinayetinin, 2007′de bin 77′ye ve 2009′un ilk yedi ayında 953′e ulaştığını vurguladı.
Kadına yönelik şiddete karşı ciddi ve kapsamlı bir eylem planının hayata geçirilmesi gerektiğini savunan Yüksel, şu önerilerde bulundu:
”Kadına yönelik şiddetle, özellikle aile üyelerinden gelen şiddetle mücadele uzun soluklu, sistemli ve tavizsiz olarak gündemde yer almalı.
Aile içi cinayetler mercek altına alınmalı, bir yakınının şiddetine maruz kalma riski yüksek olan gruplar erken devrede saptanmalı ve müdahale edilmeli.
Bedensel yaraları sarmak için tıbbı tedavi, ruhsal destek yeterli değildir. Şiddet yaşadığını bildirenlere tıbbı rapor, yasal başvuru olanakları ve şiddetsiz bir yaşam sağlamak için önlemler geliştirilmeli.
Klinik deneyimlerimiz arasında da görünmez konumda olan namus cinayetleri konuya duyarlı kadın kuruluşlarının (örneğin merkezi Diyarbakır’da olan KA-MER) talepleri karşılanmalı, çalışmalarına destek verilmeli.
Namus cinayetleri, uluslararası hukuk açısından yargısız infaz olarak kabul edilmeli.
Ceza Kanunundaki ‘Haksiz Tahrik’ ve kadına karşı şiddet davalarında uygulanan ‘haksız tahrik indirimleri’ kaldırılmalı, TCK’nın 29. maddesi uygulanmamalı.
Medya, kadına yönelik şiddet ve tecavüz haberlerini kamuoyuna aktarırken, haber dilini doğru kullanmalı, etik değerlere uymalı, tecavüzün içerdiği şiddeti arka plana itmemeli ve tecavüzü erotize edici tutumlardan uzak durmalı.”






Özürlü Vatandaşa İş Müjdesi!
Organ Çetesi Liderine 393 Yıl Hapis




